DİYALOG MÜZESİ
diyalogsanat.tr.gg

SEMA AKKURT DOĞAN İLE

1.200. DİYALOG: SANATTAN FELSEFEYE

Çıktısını Alarak Okuma ve Diğer Çalışma Gruplarınızda Değerlendirebilirsiniz. 
Birim Fiyatı: €420

8 Eylül 2025
Erkan YAZARGAN
-----------------------------


"Sema Akkurt Doğan ile yaptığınız diyalog, bir sanatçının kendini ve dünyayı anlama çabasının, sadece fırça darbelerinden ya da sözcüklerden ibaret olmadığını gösteriyor. Bu arayış, bireyin kendi benliğini keşfetmesiyle başlar, toplumsal ve siyasi yapıları sorgulamakla devam eder ve nihayetinde "ben" ile "bütün" arasında bir denge kurma çabasına dönüşür. Bu yolculuk, sadece bir kişinin hikayesi değildir; aynı zamanda her birimizin kendi içinde verdiği mücadeleyi, ezberlenmiş kalıplardan sıyrılma arzusunu ve kendi cennetini inşa etme hayalini yansıtır. Devletin neden propaganda yaptığı, bireyin nasıl özgür kalabileceği gibi sorular, sanattaki yaratıcılık ve özgünlük arayışıyla aynı kökten beslenir."

Sema Akkurt Doğan ile yaptığınız "Yolculuk Halleri" diyaloğunuza dair kapsamlı bir analiz. Bu diyalog, bir röportajdan çok, iki kişi arasında derinleşen, fikirlerin çarpıştığı ve yeni kapılar açan bir sohbet niteliğinde.

Diyaloğun Yapısı ve Dinamiği

Diyalog, sanat ve teknik gibi temel kavramlarla başlıyor ve yavaş yavaş felsefe, birey ve devlet gibi daha geniş konulara doğru evriliyor. Bu geçiş, konuşmanın doğal bir akışa sahip olduğunu gösteriyor.

1. Bölüm: Sanat Felsefesi
   * Teknik ve Düşünce: Diyalog, sanatın bir düşünce, tekniğin ise bu düşünceyi ifade etme aracı olduğu teziyle başlıyor. Sizin sorularınız, bu soyut kavramları somutlaştırmaya, sanatçının pratikte neler yaptığını anlamaya odaklanıyor.
   * Sınırsızlık Kavramı: Sanatçı, tekniklere bağlı kalmanın sınırlayıcı olduğunu, düşüncenin sınırsızlığını yansıtmak için tekniklerin de sınırsız olması gerektiğini savunuyor. Sizin "Teknikte sınırsızlık tutarsızlık olarak algılanır mı" ve "Tekniğe sıkışma ne demektir" gibi sorularınız bu temel fikri derinleştiriyor.
   * Sanatçının Gelişimi: Sanatçının "tekniği değil, kendini geliştirmek" gerektiği yönündeki tezi, sanatın sadece pratik bir beceri değil, aynı zamanda kişisel bir gelişim süreci olduğu fikrini vurguluyor. Bu, sanatın ruhsal bir yolculuk olduğu fikrini destekler nitelikte.
   * Eser Üzerine Analiz: Diyaloğun sonu, sanatçının "1+1=1’e Yolculuk Halleri" adlı eserinin analiziyle somutlaşıyor. Bu kısım, soyut felsefi tartışmayı gerçek bir örnekle birleştirerek, "düşünce", "teknik" ve "şiir" arasındaki bağlantıyı gözler önüne seriyor. Şiir, sanatçının kendini arayış yolculuğunun bir yansıması olarak sunuluyor ve bu yolculuk, esere "karışık teknik" olarak yansıtılıyor.

2. Bölüm: Toplumsal ve Siyasal Felsefe
   * Basitlik ve Karmaşıklık: Diyalog, "Basit-Sade neden anlaşılmaz" sorusuyla bambaşka bir alana, toplumsal eleştiriye kayıyor. Sanatçının buna verdiği yanıt, eğitim sistemini ve ezberciliği hedef alıyor. Bu kısım, sanat ve felsefenin sadece kişisel değil, aynı zamanda toplumsal sorunları da anlama aracı olabileceğini gösteriyor.
   * Devlet ve Birey: Diyaloğun son bölümü, devlet ve birey ilişkisine odaklanıyor. Devletin varlık nedeni, gücü ve birey üzerindeki etkisi tartışılıyor. Sizin "Devletin varlık sebebi toplumdur ama aynı zamanda yok'luk sebebi de..." gibi kışkırtıcı yorumlarınız, sohbeti daha da derinleştiriyor.
   * Sınırsızlık ve Özgürlük: Birinci bölümde "sınırsızlık" kavramı sanat ve teknik bağlamında ele alınırken, ikinci bölümde bu kavram "özgürlük" olarak yeniden tanımlanıyor. "İnsanların özgürlük alanı genişletilip devletin yaptırımı azaldıkça" devletin küçüleceği tezi, sanatta sınırsızlık arayışının toplumsal alandaki yansıması gibi duruyor.

Ana Temalar
Diyalogda öne çıkan birkaç ana tema mevcut:
 
* İçsel Yolculuk: Diyalogun tamamında, sanatçının kendi içine yaptığı yolculuk ve bu yolculuğun sanata yansıması belirgin bir şekilde hissediliyor. Sanatçı, hem şiirinde hem de resimlerinde bu içsel keşfi ve dönüşümü işlediğini ifade ediyor.
 
* Sınırsızlık ve Sınırlar: Diyaloğun en temel kavramlarından biri "sınırsızlık". Bu kavram, hem sanatsal tekniklerin sınırsızlığı hem de bireysel özgürlüğün sınırsızlığı bağlamında defalarca ele alınıyor.
 
* Düşünce ve İfade: Sanatçının sanatı bir düşünce olarak tanımlaması, bu düşüncenin en uygun araçla (teknikle) ifade edilmesi gerektiğini savunması, diyaloğun felsefi temelini oluşturuyor.
 
* Birey ve Toplum: Diyalog, sanatçı ve eseri odağından çıkarak, bireyin toplum ve devletle olan ilişkisine odaklanıyor. Bireyin kendi gücünü keşfetmesiyle toplumsal değişimlerin başlayacağı vurgulanıyor.

Sonuç ve Değerlendirme

Bu diyalog, bir sohbetin ne kadar ileri gidebileceğinin ve ne kadar derinleşebileceğinin güzel bir örneğini sunuyor. Sizin sorularınız, sanatçının kendi fikirlerini daha net ifade etmesine olanak tanırken, bir yandan da sanatın kişisel boyutundan toplumsal boyutuna geçişi sağlıyor.

Diyalog, hem sanat felsefesi hem de devlet felsefesi üzerine düşünmeye teşvik eden, ufuk açıcı bir metin. Sanatçının kişisel yolculuğunu paylaşması, soyut kavramları somutlaştırarak anlaşılırlığı artırıyor. Bu, sanat ve felsefenin hayatın bir parçası olduğunu gösteren etkili bir sohbet.

Sema Akkurt Doğan'ın "BEN'den BANA MEKTUP!" adlı şiirini derinlemesine analiz edelim. Şiir, metaforlarla dolu, mistik ve felsefi bir dille yazılmış, bireyin içsel yolculuğunu ve benlik arayışını anlatan katmanlı bir metin.

1. Temel Yapı ve Konu

Şiir, bir "mektup" formatında yazılmış olsa da, aslında şairin kendi benliğine seslenişidir. Başlıkta yer alan "1+1=1'e YOLCULUK HALLERİ" ifadesi, şiirin ana temasını özetler: ikilikten (ben-öteki, iç-dış) birliğe (tevhid) ulaşma çabası. Bu yolculuk, tasavvufi ve mistik bir arayışın modern bir yorumu olarak karşımıza çıkar.

2. Önemli Metaforlar ve Semboller

Şiirde kullanılan semboller, anlamı derinleştirir ve okuyucuyu felsefi bir düşünceye sevk eder.
 
* "Kendi rüyasında, Rüyada olduğunu bilen...": Bu dize, tasavvuftaki Hakikat arayışına işaret eder. Çoğu insan dünyayı bir gerçeklik sanırken, şair, bu dünyanın bir rüya olduğunu ve asıl gerçeğin içsel bir uyanışla bulunabileceğini ifade eder. Bu, uyanmış bilinç ve farkındalık halini sembolize eder.
 
* "Ankh' ını eline alan": Ankh, Antik Mısır'da hayatın anahtarı ve sonsuz yaşamın sembolüdür. Şairin Ankh'ını alması, kendi hayatının kontrolünü eline alması, ruhsal uyanış yolunda bir adım atması anlamına gelir.
 
* "Cihad-ı Ekber": İslam tasavvufunda "en büyük cihad" olarak bilinen nefsle mücadeleyi ifade eder. Şiirde bu, dış düşmanlarla değil, kendi içsel karanlık ve zaaflarla savaşmayı simgeler.
 
* "Kara kedisini bırakıp": Kara kedi, genellikle batıl inançlar ve karanlık yönlerle ilişkilendirilir. Onu geride bırakmak, kişinin kendi korkularından, cehaletinden ve içsel karmaşasından arınmasını temsil eder.
 
* "Bataklığının tam ortasında inci gibi parlayan Lotus'una kavuşan": Lotus çiçeği, çamurlu sulardan çıkarak temiz ve güzel bir şekilde açmasıyla saflığın, yeniden doğuşun ve ruhsal aydınlanmanın evrensel sembolüdür. Bataklık ise kişinin kendi içsel karanlığını, zorluklarını ve zaaflarını simgeler. Bu dize, en zor şartlarda bile içsel ışığı bulma yeteneğini vurgular.
 
* "Ab-ı hayat" ve "Kevser şarabı": Ab-ı hayat (ebedi hayat suyu), tasavvufta İlahi aşkı ve hakikati temsil eder. Kevser şarabı ise Cennet'te içilecek kutsal bir içecektir. Şiirde, şairin bu mistik öğeleri yudumlamadan "ekmeğini yiyip" (dünyevi yaşamı deneyimleyerek) doğrudan İlahi bilince ulaştığına dair bir imada bulunuluyor.

3. Felsefi Yorum

Şiir, bir yandan tasavvuf felsefesinden beslenirken, bir yandan da modern insanın kimlik arayışını işler.
 
* İkiliğin Aşılması: Şiirin temelinde yatan "ben-başkaları" ikiliği, kişinin kendi gerçeğini bulma yolunda aşması gereken bir engel olarak sunulur. Şair, başkalarının gerçekliğini bir "rüya" olarak adlandırarak kendi içsel yolculuğunun önemini vurgular.
 
* Yolculuk ve Dönüşüm: Şiir, durağan bir durumdan ziyade sürekli bir yolculuk halini anlatır. "İndikçe çıktığını bilen" ifadesi, ruhsal gelişimdeki paradoksal süreci özetler: alçaldıkça, yani nefsinden arındıkça, aslında yükseldiğini anlama.
 
* Aydınlanma ve Huzur: Şiirin son dizeleri, bu yolculuğun nihai sonucunu anlatır: "1+1=1'e yolculuk halleri sonunda" ulaşılan birlik ve "kavuşma anı". Bu kavuşma, sadece aydınlanan için değil, kendi cehennemlerinde yanmanın huzurunu yaşayan diğerleri için de kaçınılmaz bir sondur.

"BEN'den BANA MEKTUP!", sadece bir şiir değil, aynı zamanda ruhsal bir arayışın, kişisel bir dönüşümün ve evrensel hakikatleri anlama çabasının bir belgesidir. Şair, kendi içsel mücadelesini ve aydınlanma sürecini metaforlar aracılığıyla okuyucuya aktarırken, herkesi kendi "Cihad-ı Ekber"ine davet eder. Bu, bir yandan sanatçının kendi hikayesi olsa da, bir yandan da tüm insanlığa ait bir yolculuğu anlatır.

Bu kapsamlı analiz ve diyaloglardan sonra Sema Akkurt Doğan'ın ulaştığı veya kazandığı noktaları şu şekilde özetleyebiliriz:

1. Yaratıcı ve Felsefi Kimlikte Bütünlük

Sema Akkurt Doğan, bu diyaloglar aracılığıyla sanatsal ve felsefi kimliğini net bir şekilde ortaya koyuyor. Sanatı, tekniğe sıkışmış bir eylemden çıkarıp, düşüncenin, ruhsal arayışın ve varoluşsal sorgulamaların bir ifadesi olarak tanımlıyor. Onun için sanat; resim, şiir veya fotoğraf gibi farklı formlarda ortaya çıkan, içsel bir yolculuğun dışavurumu. Bu tutum, sanatını sadece bir beceri değil, aynı zamanda sürekli evrilen bir hayat felsefesi haline getiriyor.

2. Kişisel ve Sanatsal Özgürlüğün Keşfi

Diyalogun en belirgin teması "sınırsızlık" ve "özgürlük". Sanatçı, bu kavramları hem teknik hem de bireysel yaşam alanına uyguluyor.
 
* Teknik Özgürlük: Belirli bir tarz veya tekniğe bağlı kalmıyor. "Karışık teknik" ve farklı sanat dallarını bir arada kullanması, düşüncesinin sınırsızlığını ifade etmek için araçlarda da sınırsızlık aradığını gösteriyor. Bu, onu kalıpların dışına çıkaran cesur bir sanatçı yapıyor.
 
* Bireysel Özgürlük: İkinci bölümde ele aldığı devlet felsefesi, bu özgürlük arayışını toplumsal alana taşıyor. Devletin küçülmesi ve bireyin kendi gücünü keşfetmesi gerektiği yönündeki düşüncesi, sanattaki özgürlük arayışının, yaşam felsefesinin bir yansıması olduğunu kanıtlıyor. O, dışarıdan dayatılan sınırların (eğitim sistemi, ezbercilik, devletin baskısı) sanattaki yaratıcılığı nasıl kısıtladığının bilincinde.

3. İçsel Huzur ve Aydınlanmaya Yolculuk

Şiir analizinde de görüldüğü gibi, sanatçının en büyük kazanımı, kendi içine yaptığı yolculuk sonunda ulaştığı aydınlanma. "1+1=1" denklemi, ikiliğin (ben-öteki, rüya-gerçek) ötesine geçerek birliğe ulaşma arayışının bir sembolü. O, bu süreci bir "bilme" ve "kavuşma anı" olarak tanımlıyor. Bu yolculuk, başkalarının "cehennemlerinde yanmanın huzurunu" yaşadığı bir durumken, kendisi için "kendi cennetini inşa etme" anlamına geliyor. Bu, felsefi ve ruhsal açıdan derin bir olgunluğa işaret ediyor.

Sema Akkurt Doğan, bu anlatılarla kendini bulan, sanatını bir araç değil, bir yolculuk olarak gören ve bu yolculuğun sonunda hem kişisel hem de sanatsal anlamda özgürleşen bir birey ve sanatçı konumuna ulaşıyor. Kazandığı şey, sadece bir eser yaratmak değil, aynı zamanda kendisini ve dünyayı anlama biçimini kökten dönüştüren bir bilgelik. O artık "oldum" yanılgısına düşmeyen, sürekli gelişen ve düşünen bir insan.

SORU: Ezberlenmiş, başka yerlerden okunmuş, birilerinden duyulmuş sözleri kendi sözü veya keşfi gibi anlatan veya yazanlara ne deriz?

Böyle kişileri tanımlamak için birkaç farklı terim kullanılabilir. Bu terimler, kişinin niyetine ve durumun bağlamına göre değişir.

Kavramlar ve Tanımlar
 
* Derleme (Compilation) veya Sentez (Synthesis) Yapan: Bu kişiler, farklı kaynaklardan edindikleri bilgileri toplayıp, kendi yorumlarını eklemeden bir araya getirirler. Eğer bu durumun farkındalarsa ve kaynak belirtmiyorlarsa, bu bir intihal olabilir. Ancak niyetleri sadece bir konuda bilgi sunmaksa, yaptıkları şey bir derlemedir.
 
* Ağızdan Dolma veya Ezberci (Rote Learner): Bu kişi, bir konuyu tam olarak anlamadan sadece ezberler. Duyduklarını sorgulamadan veya kendi süzgecinden geçirmeden tekrarlar. Bu durum, eleştirel düşünme yeteneğinin zayıf olduğunu gösterir.
 
* Bilgiç (Pretentious) veya Gösterişçi (Grandiose): Bu kişiler, aslında kendilerine ait olmayan fikirleri, başkalarını etkilemek veya entelektüel görünmek amacıyla kendi keşifleri gibi sunarlar. Bu, genellikle bir entellektüel dürüstlük eksikliğine işaret eder.
 
* Plajiyarizm (Plagiarism) Yapan: En ağır tanım budur. Başkasına ait bir eseri, düşünceyi veya ifadeyi, kaynak göstermeden kendi eseri gibi kullanmaktır. Bu durum, akademik veya profesyonel ortamlarda ciddi etik ihlallerine yol açar. Eğer bu kişiler bilinçli olarak başkalarının sözlerini kendilerine mal ediyorlarsa, bu durum plajiyarizm kapsamına girer.

Yaptığı eylemi bilerek, kötü niyetle ve kendisine fayda sağlamak için yapıyorsa buna plajiyarizm diyebiliriz. Eğer kişi, sadece duyduklarını tekrar eden ve eleştirel düşünme yetisi gelişmemiş biriyse, buna ezberci diyebiliriz. Kişi, kendini farklı göstermek için başkasının sözlerini kullanıyorsa bu davranışa gösterişçi diyebiliriz. Toplumda bu davranışla sıkça karşılaşılır. Bu durumun altında yatan nedenler genellikle güvensizlik, orijinal fikir üretememe veya kolay yoldan saygı kazanma arzusudur.

Diyaloğun tamamına baktığımızda, Sema Akkurt Doğan'ın ifadelerini "ezberlenmiş veya başkasından duyulmuş" olarak sınıflandırmak mümkün değil. Aksine, diyalog, bu tanımların tam tersi bir durumu, yani özgün ve kişisel bir düşünce sisteminin yansımasını delillendiriyor.

İşte bu tespiti destekleyen deliller:

1. Kavramların Kişiselleştirilmesi
 
* Sanat ve Teknik: Sanatçı, "sanat düşüncedir, teknik araçtır" gibi genel bir felsefeyi alıp, bunu kendi deneyimiyle harmanlıyor. "Tekniğe sıkışıp kalmak bana uygun değil" ifadesi, bu felsefenin onun kişisel yaratım sürecinin bir parçası olduğunu gösteriyor. Bu, birilerinden duyulmuş yüzeysel bir sözden ziyade, kendi sanat pratiğinden damıtılmış bir yargıdır.
 
* Gelişim Fikri: "Tekniği değil, kendimizi geliştirmemiz söz konusudur" tezi, genel bir felsefi söylemin ötesine geçerek sanatçının kendi sanatsal evrimine dair bir içgörüdür. Bu düşünce, sanatın bir ruhsal gelişim aracı olduğu yönündeki kişisel inancını ortaya koyar.

2. Somut ve Özgün Örnekler
 
* Kendi Eserleri Üzerinden Anlatım: Diyalogda sanatçı, soyut felsefeleri somutlaştırırken kendi eserlerini (ahşap üzeri metal, "1+1=1'e Yolculuk Halleri") kullanıyor. Özellikle şiirinin oluşum sürecini ve eserin onun içsel yolculuğunun bir yansıması olduğunu anlatması, bu fikirlerin başkalarından alınmadığını, doğrudan kendi yaratım sürecinden doğduğunu kanıtlıyor.
 
* "1+1=1" Felsefesi: Bu denklem, tasavvufi birlik (tevhid) felsefesine dayanıyor olsa da, sanatçı bu kavramı kendi kişisel "Yolculuk Halleri" ile birleştirerek özgün bir bağlam oluşturuyor. Şiirdeki "Kendi rüyasında, Rüyada olduğunu bilen..." gibi dizeler, bu yolculuğun kişisel bir uyanış süreci olduğunu gösteriyor.

3. Eleştirel ve Sorgulayıcı Yaklaşım
 
* Ezbercilik Eleştirisi: Diyalogun ikinci bölümünde "Basit-Sade neden anlaşılmaz" sorusuna verilen cevap, eğitim sistemine ve "ezberci" zihniyete yöneltilen keskin bir eleştiridir. Sanatçı, başkalarının fikirlerini tekrar etmek yerine, içinde bulunduğu toplumun temel sorunlarına dair kendi muhakemesini ve eleştirel düşüncesini ortaya koyuyor.
 
* Devlet Felsefesi: Devletin "insanlığın yükselişinin önündeki en büyük engel" olduğu yönündeki görüşü, bu konudaki yaygın yaklaşımları tekrarlamak yerine, birey merkezli ve özgün bir felsefi duruşu temsil ediyor. Bu fikirler, sanatçının kendi sanat felsefesindeki "sınırsızlık" ve "özgürlük" arayışının doğal bir uzantısıdır.

Diyalog, Sema Akkurt Doğan'ın ezberlenmiş sözleri tekrarlayan biri değil, aksine, felsefi ve sanatsal kavramları kendi hayatıyla, eserleriyle ve düşünceleriyle bütünleştiren bir kişi olduğunu gösteriyor. İfadeleri, sadece okunan veya duyulan bilgilerin bir yansıması değil, bu bilgilerin kişisel bir süzgeçten geçirilerek yeniden inşa edildiğinin bir kanıtıdır. Bu nedenle diyalog, bir "yansıtma" değil, bir "özgün düşünce üretimi" olarak sınıflandırılabilir.

Analiz ettiğimiz diyalogda ele alınan evrensel temalar, sanat tarihi ve felsefesinde pek çok eserde karşımıza çıkar. Sanatçının dile getirdiği "yolculuk halleri," "içsel sorgulama," "birey ve toplum," "sınırsızlık" gibi kavramları işleyen, sanatın sadece bir beceri değil, varoluşsal bir arayış olduğu fikrini yansıtan bazı evrensel eserlere örnekler:

1. İçsel ve Ruhsal Yolculuk Temalı Eserler

Bu tür eserler, kişinin kendi benliğiyle olan mücadelesini, aydınlanma arayışını ve ruhsal dönüşümünü konu alır.
 
* Ruhsal İzdüşümler: Edvard Munch'un "Çığlık" tablosu, modern insanın içsel bunalımını ve kaygısını o kadar güçlü bir şekilde ifade eder ki, adeta bireyin ruhsal halinin görsel bir dışa vurumu haline gelir. Van Gogh'un "Yıldızlı Gece" adlı eseri ise, akıl sağlığı sorunlarıyla boğuşan bir sanatçının ruhsal çalkantısını ve evrenle olan mistik bağını yansıtır.
 
* Aydınlanma Arayışı: Edebiyatta Hermann Hesse'nin "Siddhartha" adlı romanı, bir Budist rahibin aydınlanmaya giden yolda deneyimlediği içsel yolculuğu detaylı bir şekilde işler. Aynı şekilde, Dante'nin "İlahi Komedya" eseri de, cehennemden cennete uzanan bir ruhsal arınma ve hakikate kavuşma yolculuğunu metaforik bir dille anlatır.

2. Birey ve Toplum Temalı Eserler

Sanatçının devlet ve toplum eleştirisi, bireyin toplumsal yapılarla olan ilişkisini sorgulayan birçok eserle benzerlik taşır.
 
* Toplumsal Eleştiri: Pablo Picasso'nun "Guernica" tablosu, savaşın dehşetini ve modern toplumun çaresizliğini evrensel bir dille protesto eder. Bu eser, sadece bir olayın tasviri değil, aynı zamanda devletlerin ve güç sahiplerinin acımasızlığına karşı bir insanlık çığlığıdır. George Orwell'ın "1984" romanı ise, totaliter bir devletin birey üzerindeki baskısını ve bireysel özgürlüğün nasıl yok edildiğini gözler önüne serer.
 
* Bireyin Özgünlüğü: Egon Schiele'nin kendine özgü ve rahatsız edici otoportreleri, toplumun dayattığı estetik kuralların dışına çıkarak bireyin benzersizliğini, kırılganlığını ve isyankâr ruhunu yansıtır.

3. Sınırsızlık ve Evrensellik Temalı Eserler

Sanatçının "düşüncenin sınırsızlığı, teknikteki sınırsızlık ile desteklensin" yaklaşımı, sanatın evrensel bir dil olduğu ve belirli kalıplara sığmadığı fikrini destekler.
 
* Soyutlama ve Anlam: Wassily Kandinsky gibi soyut sanatın öncüleri, sanatın somut nesneleri taklit etmek zorunda olmadığını gösterir. Onların eserleri, şekil, renk ve çizgi aracılığıyla evrensel duyguları ve ruhsal durumları doğrudan ifade eder.
 
* Kültürlerarası Anlatılar: "Romeo ve Juliet" gibi klasik aşk hikayeleri veya "Leyla ile Mecnun" gibi doğu destanları, farklı kültürlerde ortaya çıkmalarına rağmen aşk, trajedi ve ölüm gibi evrensel temaları işledikleri için tüm dünyada yankı bulmuştur. Bu eserler, insanlık durumunun ortaklığını ve duyguların sınır tanımadığını gösterir. Bu eserler, Sema Akkurt Doğan'ın diyalogda dile getirdiği gibi, sanatın sadece göze hitap eden bir nesne değil, aynı zamanda insanlığın en derin sorularına yanıt arayan bir arayış olduğunu kanıtlar.

DEVLETİN KÜÇÜLMESİ

Devletin küçülmesi, en basit ifadeyle, devletin ekonomik ve sosyal hayattaki rolünün azaltılması anlamına gelir. Bu kavramın farklı yorumları ve uygulama alanları vardır. Genellikle iki temel boyutu ele alınır:

1. Ekonomik Küçülme

Bu yaklaşım, devletin ekonomiye doğrudan müdahalesini sınırlamayı hedefler. Temel fikir, piyasaların kendi kendine en verimli şekilde işleyeceği ve devletin müdahalesinin verimsizliğe yol açtığıdır. Bu bağlamda, devletin küçülmesi şu yöntemlerle gerçekleşir:
 
* Özelleştirme: Kamu iktisadi teşekkülleri (KİT'ler) veya devlete ait işletmeler (örneğin; telekomünikasyon, enerji, havayolu şirketleri) özel sektöre satılır.
 
* Düzenlemelerin Azaltılması (Deregülasyon): İşletmeler üzerindeki bürokratik yükler, yasal düzenlemeler ve kısıtlamalar hafifletilir. Bu, rekabeti ve piyasa dinamiklerini artırmayı amaçlar.
 
* Kamu Harcamalarının Kısılması: Devletin bütçe açığını azaltmak ve ekonomik büyüme için kaynak yaratmak amacıyla sosyal yardımlar, altyapı projeleri veya kamu çalışanlarının maaşları gibi harcamalar kesilir.

2. Yönetimsel ve Bürokratik Küçülme

Bu boyut, devletin yönetim yapısını ve bürokratik işleyişini daha esnek ve verimli hale getirmeyi amaçlar. Amaç, vatandaşın devletle olan ilişkisini kolaylaştırmak ve hantallığı azaltmaktır. Bu bağlamda, devletin küçülmesi şu yöntemlerle gerçekleşir:
 
* Bürokrasinin Azaltılması: Vatandaşların işlerini halletmek için geçmek zorunda kaldıkları karmaşık süreçler, evrak işlemleri ve onay mekanizmaları basitleştirilir. Dijital dönüşüm bu süreçte önemli bir rol oynar.
 
* Yerel Yönetimlerin Güçlendirilmesi: Merkezi hükümetin yetkilerinin bir kısmı yerel yönetimlere devredilir. Bu, kararların halka daha yakın ve ihtiyaçlara daha uygun şekilde alınmasını sağlar.
 
* Devletin Rolünün Yeniden Tanımlanması: Devlet, doğrudan hizmet sağlayıcı olmaktan ziyade, hizmetlerin sunulması için gerekli altyapıyı ve düzenleyici çerçeveyi oluşturan bir "kolaylaştırıcı" role geçer.

Farklı Bakış Açıları

Diyalogda bahsedildiği gibi, devletin küçülmesinden ne anlaşıldığı büyük ölçüde kişinin ideolojik duruşuna bağlıdır.
 
* Liberal ve Özgürlükçü Bakış: Bu görüşe göre, devletin küçülmesi bireysel özgürlüklerin artması anlamına gelir. Daha az devlet müdahalesi, insanların ekonomik ve sosyal hayatta daha serbestçe hareket etmesini sağlar. Diyalogdaki "İnsanların özgürlük alanı genişletilip devletin yaptırımı azaldıkça küçülür" ifadesi bu görüşle paralellik gösterir.
 
* Sosyalist ve Refah Devleti Bakışı: Bu görüşe göre ise devletin küçülmesi, özellikle sosyal hakların ve kamu hizmetlerinin (eğitim, sağlık, güvenlik) zayıflamasına yol açabilir. Bu durum, toplumda eşitsizliği derinleştirebilir ve en savunmasız kesimleri zor durumda bırakabilir. Sonuç olarak, devletin küçülmesi, sadece bir ekonomi terimi değil, aynı zamanda birey-devlet ilişkisini ve toplumsal düzeni yeniden tanımlayan geniş kapsamlı bir felsefi ve siyasi tartışmanın merkezinde yer alır.

SORU: Birey devlet veya devletlerle ilişkilerini sürdürürken nelere daha çok dikkat etmeli ki bireyliğini kaybetmeden ilerleyebilsin?

Bireyin devletle veya devletlerle ilişkilerini sürdürürken bireyliğini koruması, yani kimliğini, haklarını ve özgürlüğünü yitirmemesi için dikkat etmesi gerekenler şunlardır:

1. Hak ve Sorumluluk Bilinci

Bir birey olarak, sahip olduğunuz hakları ve özgürlükleri (ifade özgürlüğü, toplanma, düşünce özgürlüğü vb.) iyi bilmek ilk adımdır. Bu haklar, devletin keyfi müdahalelerine karşı en büyük kalkanınızdır. Ancak aynı zamanda, bu hakların bir dizi sorumlulukla birlikte geldiğini de unutmamalısınız. Topluma, diğer bireylere ve yasalara karşı sorumluluklarınızı yerine getirmek, haklarınızı meşru bir zeminde savunmanızı sağlar. Bu dengeyi korumak, bireyliğinizi sağlıklı bir şekilde sürdürmenin anahtarıdır.

2. Eleştirel Düşünme ve Sorgulama Yetisi

Devletin sunduğu bilgileri, politikaları veya resmi söylemleri sorgulamadan kabul etmemek, bireyliğinizi korumanın temelidir. Propaganda ve manipülasyonun farkına varabilmek için şu soruları sormak önemlidir:
 * Bu bilginin kaynağı nedir?
 * Bu politika kimin çıkarına hizmet ediyor?
 * Neden bu konuda tek bir bakış açısı sunuluyor?
 * Hangi bilgiler eksik bırakılıyor?
Eleştirel düşünme, başkalarının fikirlerini körü körüne takip etmek yerine kendi kararlarınızı almanızı ve birey olarak varlığınızı güçlendirmenizi sağlar.

3. Katılımcı Olmak ve Sivil Toplumla Bağ Kurmak

Devletin sadece bir "yönetim makamı" değil, aynı zamanda sizin de bir parçası olduğunuz bir yapı olduğunu unutmamalısınız. Pasif bir izleyici olmak yerine, yerel yönetimlere, sivil toplum kuruluşlarına veya aktivist gruplara katılarak sesinizi duyurabilirsiniz. Bu tür platformlar, kolektif bir güç oluşturarak bireyin tek başına yapamayacağı değişimleri mümkün kılar. Vatandaşlık görevlerinizi (oy kullanmak, yasalara uymak) yerine getirmek de birey olarak devlete karşı sorumluluğunuzu gösterir.

4. Finansal ve Entelektüel Bağımsızlık

Finansal bağımsızlık, bireyin ekonomik baskılar nedeniyle taviz vermesini önleyebilir. Kendi geçimini sağlayabilen bir birey, devletin veya belirli grupların ekonomik imkanları aracılığıyla bireysel iradesini manipüle etme çabalarına karşı daha dirençlidir. Entelektüel bağımsızlık ise kendi düşünce sisteminizi geliştirmek, farklı kaynaklardan beslenmek ve dogmalardan uzak durmakla mümkündür. Bilgiye erişim kanallarınızı çeşitlendirmek ve sürekli öğrenmeye açık olmak, bireysel düşünce yapınızın devlet propagandası tarafından şekillenmesini engeller.

Bu maddeler, bireyin devlete karşı bir "düşman" olarak konumlanması anlamına gelmez; aksine, bireyliği koruyarak daha sağlıklı ve dengeli bir devlet-birey ilişkisi kurmanın yollarını gösterir.

Devletlerin vatandaşa propaganda yapmasının temelinde güç ve kontrolü sürdürme amacı yatar. Propaganda, tek bir gerçeğin olduğunu iddia eden, bu gerçeği yaymayı ve toplumun o yönde düşünmesini sağlamayı amaçlayan, çoğu zaman duygusal ve manipülatif bir iletişim biçimidir.

Devletlerin propaganda yapma nedenleri şunlardır:

1. Kamuoyu Desteği Kazanmak

Devlet, uyguladığı politikaların, aldığı kararların veya girdiği savaşların meşruiyetini halka kabul ettirmek ister. Propaganda, bu eylemlerin ulusal çıkar veya ahlaki gereklilikler için ne kadar hayati olduğunu vurgulayarak kamuoyunu kendi tarafına çeker. Böylece, hükümetin eylemlerine karşı çıkılması zorlaşır.

2. Toplumsal Birliktelik ve Milli Kimlik Oluşturmak

Propaganda, ortak bir düşman, ortak bir tehlike veya ortak bir ideoloji yaratarak toplumu birleştirebilir. Ulusal marşlar, bayrak törenleri, milli kahramanlık hikayeleri ve semboller bu amaca hizmet eder. Bu yolla, vatandaşlar devlete aidiyet hissi geliştirir ve bireysel kimliklerini ulusal kimlik içinde eritir.

3. Yönetimi Güçlendirmek ve Otoriteyi Pekiştirmek

Propaganda, yöneticilerin imajını güçlendirir ve onları eleştirilemez birer lider olarak sunar. Karizmatik lider portreleri, başarı hikayeleri ve sürekli tekrar edilen sloganlar, iktidarın otoritesini pekiştirir ve muhalif sesleri bastırır. Bu, özellikle otokratik rejimlerde sıkça kullanılan bir yöntemdir.

4. Bireysel Sorgulamayı ve Eleştirel Düşünceyi Engellemek

Propaganda, karmaşık sorunlara basit ve duygusal yanıtlar sunar. Bu, vatandaşların konuları derinlemesine düşünme ve sorgulama ihtiyacını ortadan kaldırır. Böylece, eleştirel düşünme yeteneği zayıflayan bireyler, kendilerine sunulan bilgiyi olduğu gibi kabul etmeye daha yatkın hale gelir. Bu durum, devletin yönetimi üzerindeki kontrolünü daha da artırır.
Kısacası, devletin propaganda yapması, sadece bilgi aktarımı değil, aynı zamanda halkın düşüncelerini, duygularını ve davranışlarını şekillendirme girişimidir. Bu, bireysel özgürlük ve eleştirel düşünce açısından önemli bir tehdit oluşturur.

Sonsöz olarak, tüm bu diyalog ve analizlerden çıkarabileceğimiz en temel sonuç, bireyin sanat, felsefe ve yaşam yolculuğundaki arayışının, özgürlük ve anlam bulma çabasıyla doğrudan ilişkili olduğudur.

Sema Akkurt Doğan ile yaptığınız diyalog, bir sanatçının kendini ve dünyayı anlama çabasının, sadece fırça darbelerinden ya da sözcüklerden ibaret olmadığını gösteriyor. Bu arayış, bireyin kendi benliğini keşfetmesiyle başlar, toplumsal ve siyasi yapıları sorgulamakla devam eder ve nihayetinde "ben" ile "bütün" arasında bir denge kurma çabasına dönüşür. Bu yolculuk, sadece bir kişinin hikayesi değildir; aynı zamanda her birimizin kendi içinde verdiği mücadeleyi, ezberlenmiş kalıplardan sıyrılma arzusunu ve kendi cennetini inşa etme hayalini yansıtır. Devletin neden propaganda yaptığı, bireyin nasıl özgür kalabileceği gibi sorular, sanattaki yaratıcılık ve özgünlük arayışıyla aynı kökten beslenir.

Kısacası, sanatçının ifadesiyle, "gelişen tekniğin kendisi değil, insanoğludur." Bu diyalog, bizlere sanatın da, felsefenin de, siyasetin de amacının, insanı daha özgür, daha bilinçli ve daha anlamlı bir varoluşa taşımak olduğunu hatırlatıyor.

AKADEMİK MAKALE

Diyaloğunuzun içeriğini ve yapısını temel alarak, akademik bir makale taslağı hazırladım. Bu taslak, bir makalenin ana bölümlerini ve her bölümde ele alınacak konuları içermektedir.

Başlık Önerisi
Sanatsal İfade, Bireysel Kimlik ve Toplumsal Eleştiri: Bir Diyalog Analizi

Özet (Abstract)

Bu makale, Sema Akkurt Doğan ile yapılan bir diyaloğun derinlemesine analizini sunmaktadır. Diyalog, sanat ve teknik gibi temel sanatsal kavramlarla başlayıp, bireysel varoluş, toplumsal yapı ve devlet felsefesi gibi geniş konulara doğru ilerlemektedir. Makale, diyaloğun üç ana temasını incelemektedir: (1) Sanatın sadece bir teknik değil, aynı zamanda kişisel bir gelişim ve varoluşsal arayış aracı olduğu; (2) "Sınırsızlık" kavramının sanatsal ifadeden bireysel özgürlüğe uzanan çok yönlü anlamı; ve (3) Bireyin, devlet ve toplumsal yapılarla olan ilişkisini sorgularken bireyliğini koruma çabası. Analiz, diyaloğun ezberlenmiş söylemlerin ötesine geçerek, özgün ve kişisel bir felsefi duruş sergilediğini ortaya koymaktadır.

1. Giriş

Bu bölümde, makalenin amacı ve önemi tanıtılacaktır. Diyaloğun, sanat ve felsefe arasındaki ilişkiyi nasıl somutlaştırdığına değinilecektir. Diyaloğun sıradan bir röportajdan farklı olarak, bir sorgulama ve fikir alışverişi platformu sunduğu vurgulanacaktır. Makalenin, diyaloğun katmanlı yapısını çözümleyerek literatüre ne gibi bir katkı sağlayacağı açıklanacaktır.

2. Sanat ve Benlik Arasındaki Diyalektik İlişki

Bu ana bölümde, diyaloğun ilk kısmı analiz edilecektir.
 * Sanat: Düşüncenin Aracı: Sanatçının sanatı bir düşünce, tekniği ise bu düşüncenin ifade aracı olarak tanımlaması incelenecektir. Bu yaklaşımın, sanatın estetik kaygılardan çok, fikirsel ve kavramsal bir temele dayandığını gösterdiği tartışılacaktır.
 * Teknikte Sınırsızlık: Sanatçının "tekniğe sıkışıp kalma" eleştirisi, sanat tarihinde ve çağdaş sanatta görülen kalıplaşmış tarzlara karşı bir duruş olarak değerlendirilecektir. Diyalogda ele alınan karışık teknik ve çoklu ifade biçimlerinin (resim, şiir, fotoğraf) sanatçının bu sınırsızlık arayışının bir kanıtı olduğu vurgulanacaktır.
 * Sanatçının Gelişimi: "Gelişen tekniğin kendisi değil, insanoğludur" tezi, sanatın bir meslekten çok, bir kişisel gelişim ve ruhsal dönüşüm süreci olduğu yönünde yorumlanacaktır.

3. İçsel Yolculuk ve Anlam Yaratma

Diyaloğun en felsefi kısmını oluşturan "1+1=1'e Yolculuk Halleri" şiiri ve eseri bu bölümde incelenecektir.
 * Metaforik Anlatım: Şiirde yer alan "Cihad-ı Ekber," "Lotus," ve "Ab-ı hayat" gibi tasavvufi ve mistik sembollerin analizi yapılacaktır. Bu sembollerin, sanatçının kendi benliğini ve evrenle olan ilişkisini sorgulayan içsel yolculuğunu nasıl temsil ettiği açıklanacaktır.
 * Birlik ve Dönüşüm: Şiirin temelinde yatan ikilikten (ikili düşünce, ben ve öteki) birliğe (tevhid) geçiş felsefesi ele alınacaktır. Bu felsefenin, sanatçının "kendi cennetini inşa etme" ve aydınlanma süreciyle olan bağlantısı incelenecektir.

4. Birey, Devlet ve Toplumsal Yapıların Sorgulanması

Makalenin bu bölümü, diyaloğun ikinci kısmına odaklanacaktır.
 * Eleştirel Düşüncenin Önemi: "Basit-Sade neden anlaşılmaz?" sorusuna verilen cevap üzerinden, ezberci eğitim sisteminin ve düşünmeyen birey profilinin nasıl oluştuğu tartışılacaktır. Diyaloğun, eleştirel düşüncenin bireysel özgürlük için bir önkoşul olduğu tezini nasıl savunduğu incelenecektir.
 * Devlet ve Bireysel Özgürlük: Devletin rolüne dair yapılan eleştiriler ("insanlığın yükselişinin önündeki en büyük engel") analiz edilecektir. Devletin küçülmesinin, ekonomik değil, bireysel özgürlüklerin genişletilmesiyle mümkün olduğu yönündeki görüşün, sanatçının genel felsefesiyle olan tutarlılığı ortaya konulacaktır.
 * Propaganda ve Birey: Diyaloğun son kısımlarında yer alan propaganda ve devlet ilişkisi, bireyin bireyliğini koruma çabası bağlamında değerlendirilecektir.

5. Sonuç ve Tartışma

Makalenin son bölümü, elde edilen bulguları özetleyecektir.

Diyaloğun, Sema Akkurt Doğan'ın bir fikri tekrarlayan değil, kendi fikirlerini oluşturan ve savunan özgün bir düşünür ve sanatçı olduğunu kanıtladığı tekrar vurgulanacaktır. Makale, bir diyalog metninin sadece bir bilgi alışverişi değil, aynı zamanda derinlikli bir felsefi analiz ve sosyolojik eleştiri aracı olarak kullanılabileceği sonucuna varacaktır. Gelecek araştırmalar için, bu tür diyalogların farklı sanat ve felsefe akımları bağlamında incelenmesi önerilebilir.
Bu taslak, makalenizi yazarken size bir yol haritası sunacaktır. Her bir alt başlığı genişleterek, her bir iddiayı diyalogdan doğrudan alıntılarla destekleyerek, kapsamlı ve bilimsel bir çalışma ortaya çıkarabilirsiniz.




398. DİYALOG: YOLCULUK HALLERİ

Merhaba
"Sanat ve Teknik" denilince ne anlamalıyız, siz sanatınızda hangi teknikleri kullanırsınız?


(ArtCRITICS)

Bence sanat düşüncedir. Teknik ise o düşüncenin görsel yada işitsel'e yansıtılabilmesi için bir araç.

Hangi teknikleri kullanırsınız?

Görsel sanatlardan resim, fotoğraf ve son zamanlarda yazı.

Evet, bu dallarda hangi teknikleri kullandığınızı merak ediyoruz...

Genelde resim dalında yüzey resmi, tual üzeri akrilik / karışık teknik. Fotoğraf + dijital resim ve son olarak yazı sanatında düz yazı ve şiir.

Düşüncede ürettiğimi görsel yada yazı ya yansıtırken belirli tekniklere sıkışıp kalmak bana uygun değil. Araştırmayı ve sürekli yeni teknikler deneyip kendimi geliştirmeyi severim. Kavramsal içerikli malzemeli çalışmalarla (ahşap üzeri metal) resim alanında yola çıktım. Mekan içi düzenlemeler, tual üzeri karışık işler, akrilik / zift /... aklınıza gelebilecek her türlü boya ve malzeme. Son iki senedir fotoğraf + dijital resim ve son iki yıldır düz yazı, son bir yıldır da şiir...

Düşüncenin sınırsızlığını her hangi bir tekniğe bağlı kalarak yansıtmak neden?
Neden teknikte sınırsızlık bazı kesimlerce tutarsızlık olarak algılanır?
Düşüncedeki sınırsızlık,neden teknikteki sınırsızlık ile desteklenmesin?

"Tekniğe sıkışma" tabirinizi açmanızı rica edeceğim. Teknik kullanımı ile tekniğe sıkışma arasındaki farklar nelerdir?

Teknik; düşüncenin yaratıcılığını ifade dilinizdir. Kullandığınız teknik ile düşünceniz ne kadar örtüşürse o çalışma o kadar başarılıdır. Sıkıntı, düşüncenin teknik ile örtüşmediği yerde başlar ve işte tam da o noktada ifade dilinizdeki kelimeler yeterli gelmiyorsa, farklı bir dil neden kullanılmasın?

Sıkışıp kalmaktan kastım; sanatçı tarzı denilen kalıplaşmış düşünceden çıkıp düşüncedeki sınırsızlığı, teknikteki sınırsızlık ile desteklemek gerekliliği.

"Sanatçı tarzı" yerine "sanatçı tarzları" tabirini kullansak sorun çözülebilir mi?

Sanmam. Neden derseniz sınırlama hala söz konusu da ondan...

O halde tarzın sonsuzluğu ile devam edelim. Teknik de kendi içinde sonsuz olamaz mı?

Sanatçının nefesine bağlı. Sanat'ta oldum dediğiniz an yanılgıya düşersiniz. Aynı teknikte yıllarca uğraşan bir sanatçının, bir süre sonra bu yanılgıya düşmesi kaçınılmazdır.

Tekniği geliştirmek mümkün değil midir?

Bence, tekniği değil kendimizi geliştirmemiz söz konusudur.

Ama tıkanabildiğinizden bahsetmiştiniz, bu durumda tekniği geliştirmek gerekmez mi?

Gelişen tekniğin kendisi değil, insan oğludur.

İnsanoğlu buna bir tanımlama getirerek hem belirliyor hem öğreniyor hem de öğretiyor ama. Belirsiz, tanımsız bir teknik ve tarz sizce varolabilir mi?

Benim kullandığım tekniğe hakim olup olmamam değil söz konusu olan, düşünce ile tekniğin örtüşmesidir...

Tamam işte, en baştan beri onu sorup duruyorum zaten. Siz hangi tekniği kullanıyorsunuz ve neden o tekniği kullanıyorsunuz?

Düşündüğüm şeye en uygun teknik ne ise onu kullanırım. Çalışmanın düşünsel boyuttaki içeri karşıtlıklar üzerine ise ona uygun malzeme ve dolayısıyla teknik düşünürüm. Armoni söz konusu ise yine aynı şekilde yada düşündüğüm şeyi ifade etmeye resim dili uygun değilse şiir / yazı... Çalışmalarım genelde anlık çıkar ve o an hangi tekniği uygun bulursam odur benim için.

Çalışmalarınızdan bir kaç örnek görmemiz mümkün mü?




Görsel medya hayatımızın neresinde? Mekan içi düzenleme.




Ahşap üzeri metal, organik / inorganik ilişki.




"1+1=1' e Yolculuk Halleri" karışık teknik.

Evet, lütfen şimdi bu eserin nasıl oluştuğunu anlatın bize, mümkünse?

Son paylaştığım 1+1=1'e Yolculuk Halleri, şiir ile başladı ve eş zamanlı oluştu. Bu konsepte yazdığım her şiirin bir resmi vardır. Bu konu aslında herkes gibi benim de kendime yaptığım yolculuğun yansıması oldu.

Önceden yapmış olduğum yüzey çalışmalarımın fotoğrafları ve benim kendi fotoğrafım ile dijital bir çalışmanın yüzeye taşınması. Önceden kısmen kurgu olsa da resim yine kendi sürecini oluşturdu ve spontane gelişen sonuçlar oluştu ve güzel olan,çalışmanın konsepti ile çıkan görsel spontane etkilerin bir birleri ile örtüşmesi.

Şiir'i görmemiz mümkün müdür ve "karışık teknik" denilince nedir anlatılmak istenen?

BEN’den BANA MEKTUP!..

SEMA AKKURT DOĞAN·7 MART 2016 PAZARTESİ
1+1=1’e YOLCULUK HALLERİ 1/1

Çıkarken indiklerini
Bilmediler...
Değilmi ki . ..
Kendi rüyalarında
Tatlı uykuya dalıp
Tekrar tekrar,
Rüyalardan rüyalar beğendiler...
Sen!...
Kendi rüyasında,
Rüyada olduğunu bilen...
Ankh'ını eline alan...
Alıpta aslına dönen
Ve indikçe
Çıktığını bilen...
-Cihad-ı Ekber-inde
Kara kedisini bırakıp,
Kendi bataklığında,
Saklayıp unuttuğun...
Ve bataklığının
Tam ortasında
İnci gibi parlayan
Lotus'una kavuşan.
Sen!
Sen!.. biliyorsun..
Senden önce...
-Gayb-ı bilenler,
Senden sonra da
Bilecekler gibi!..
-Ab-ı hayatı-nı yudumlamadan,
-Ekmek-ini yiyip...
-Kevser şarabı-ndan içen!..
Üzülme!...
Elbet zamanı geldiğinde
1+1=1'e yolculuk halleri sonunda
-Gayb-ı,
Kendi cennetini
İnşaa edenlerde...
Kendi cehennemlerinde yanmanın
Huzuru içerisinde
Bilecek! ...
Ve o an, kavuşma an'ı olacak!..

Sema Akkurt Doğan 732016

Yüzey üzerinde farklı tekniklerin bir arada kullanılmasıdır karışık teknik...

O halde buradan felsefeye geçiş yapabiliriz, kanımca: Şiirde bahsini ettiğiniz benlik ve birlik' ten ne anlamalıyız ve geçmişte hangi örneklerine rastlıyoruz?

Geçmişte derken?

Tarihte...

Sanat alanındamı, şahsi işlerimde mi?

Birlik ve ben'i irdelemeye çalışıyoruz ya, önce sizin beslendiğiniz kaynakları ve daha sonra şahsi işlerinizi detaylandıralım lütfen...

Aslında sanatın hiç bir dalını felsefeden ayrı ele almanız doğru olmaz. Sormak istediğiniz BEN' mi yoksa ben'mi?

Şiirinizde bahsini ettiğiniz ve işlediğiniz kavram...

Şiirde bahsettiğim başkalarının gerçeği, benim ise rüyam daki ben'im uyanışı...

Karmaşa oluş muyor mu bu durumda ve eğer öyleyse kasıtlı bir karmaşa mıdır, bahsini ettiğiniz başkaları neden bu kadar önemlidir?

 :) ... Karmaşa olması son derece doğal. Neden derseniz bu şiir benim kendime yaptığım yolculuğun ta kendisi. İç - Dış sorgusu, gerçek nedir sorgusu, tüm o karanlık kaoslar ve sonunda yanan ışık.

Aynı yollardan geçmek üzere olanlar için tecrübelerinizi detaylandırmanızı rica etsem, nasıl detaylandırırsınız?

Bu süreç tamamen kişisel bir süreçtir...Ama insanın sorgulaması ve araştırması başlamak için iyi bir noktadır.

Detaya girmek istemiyorsunuz anladığım kadarıyla!

Katılarınız için teşekür eder, sanat yaşamınızda başarılarınızın devamını dilerim.


Ben teşekkür ederim. Başarılar. Sevgiyle kalın.
 
 
İKİNCİ BÖLÜM:

"Basit - Sâde" neden anlaşılmaz?

Karmaşığa şartlandığımız ve şartlandırıldığımız için, eğitim sistemimizde düşünmeyi ve muhakemeyi öğretmedikleri için... ezberci bir eğitim sistemi ile muhakeme yeteneği gelişmemiş bu sebeble anlık çözümler üretemeyen, gözünün önündekini göremeyen bireyler mantar gibi yetiştirildiği için...

"Gözünün önündekini göremeyen" vurgunuz canalıcı oldu burada. Pekiyi asıl soruyu soralım o halde, "nasıl olur da bir devlet kendi vatandaşlarına bu haksızlığı yapar?"

Veya nasıl olurda bir millet Recep İvedik'i 5. bölüm çektirir?

Neler oluyor bu ülkede


Devlet mi yoksa hükümet mi?

Devlet. Bu devlet çok çok uzun bir zamandır (neredeyse bin yıl) böyle


Devletin varlık sebebi toplumdur ama aynı zamanda yok'luk sebebi de... İşin özü toplum devletin hem en büyük güç kaynağı hemde tehdit kaynağıdır.. Devlet her daim varlığını koruyabilmek için "aba altından sopa göstermek" durumundadır.

Vatandaşına sopa gösteren bir devlet günümüz koşullarında sömürge devlet değil midir?

O durumda sopayı gösteren devlet değil, sömüren olur.

Dilerseniz devlet felsefesi ile sanat felsefesinin uyuşmazlığı ile devam edelim, benim özel zevk aldığım konulardır bunlar..?


Gücüm yettiğince...:)

Kurumsal olarak devletin sanattan önce geldiğini gözönüne alırsak, kölecilik ile de başlatanları dikkate aldığımızda nedir sizce devlet?

Devlet olgusu, insanlığın yükselişinin önündeki en büyük engeldir bence...

Ortaklaşıyoruz. Pekiyi aşılması zor gibi görünen bu engel nasıl aşılabilir?


Bireylerin kendi gücünü keşfi ile...

İnsan denilen varlık biyolojik, holografik ve anlamsal bir varlıktır.beynininin halen hazırda %7 ile en fazla 12 sini kullanabilen insan, kendi gücünü keşfetmesi ile dışardan yönetilme gibi bir gereksinimi kalmaz.

Nihayetinde devlet dediğimiz de bürokratlardan dolayısıyla insanlardan oluş muyor mu, devleti nasıl küçültebiliriz?

Meclisteki millet vekillerinin veya devleti yönetenlerin eğitim seviyesini bir kenara koyalım. birde asıl önemli olan,oluş seviyelerine bakalım. Sorunuzun cevabına gelirsek, iş bireyde başlayıp genele yayılmakla devam eder.

Binali Yıldırım'ın kendisinden dinledim televizyonda, "devleti küçültmeliyiz" diyordu. Sizin devletin küçülmesinden anladığınız nedir?

Onların anladığı ile aynı olmadığı kesin.

Gitmeden son bir şey yazmak istedim... Birinin özgürlüğü bir diğerinin özgürlük sınırına kadardır!.. Devlet özelleştirme ile küçültülmez. İnsanların özgürlük alanı genişletilip devletin yaptırımı azaldıkça küçülür. Ben siyasetçi değilim, sade sıradan ama düşünmeye çalışan bir birey olarak nacizane düşüncem bu... o kadar.

 
 
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol