DİYALOG MÜZESİ
diyalogsanat.tr.gg

ŞENAY SÖNMEZ İLE

249. DİYALOG
TOMBUL BALERİNLER

Tombul balerinler benim projemdir. Topmlunda zayıflık -ince olmak, önem taşıyorken özellkile balerinlik inceliğin anahtarı sanki ve güzelliğin tek geçerlilik hali. Ben de balerin olarak reddediyorum ya da başkaldırıyorum bu duruma...
 

Fikir nasıl oluştu ve gelişti?

Fikir kendimden oluştu zira 27 yıldır profesyonel bale sanatçısıyım. Zaman içinde yaşla birlikte kilo aldım. Aktif bale yaşamım azaldı fakat aldıgım kilolarla mutlu oldugumu fark ettim. Mutlulugun ve güzelliğin bize zorunlu kılınmış zayıflıktan geçmediğini fark ettim. Mutluluk kendinizle barışık olmaktan geçiyor.

Hem tombul hem balerin olunabilir mi demek istediniz?
 

Hem tombul hem de mutlu olunabilir demek istedim. Benim derdim mutlulukla kendinle barışık olmakla alakalı …Balerinlikle degil

Baleden vazgeçtiğinizi anlayabilir miyiz bu durumda?

Asla, bale dünyayı algılama şeklim benim ama aynı anda algıladığım bedenimle uyumu yakaladıgım yani "ille de zayıf ille de bir maydanoz suyu iç haşlanmış ıspanak ye" degil yaşam. Hayat yaşama ya değer. Balerin olduğum için ömrümün sonuna dek incecik kalma zorunlulugum yok. Yani yaşama paralel gitmek ve burda mutlulugu bulmak diyelim.

Dünyada başka örnekleri var mıdır, esinlendiğiniz başka projeler oldu mu?

 
Hayır, dünyada ilk benim tamamıyle etkilendiğim kendim…(Gülümseme)

Nasıl geliştirdiğinizi ve tepkileri merak ediyorum?

Tüm izleyenlerden duydugum ilk tepki …Resimlerinizde tüm dansçılar çok mutlu dolayısıyla izlerken çok mutlu olduk …Yüzümüzde kocaman bir gülümseme ….
Bende zamanın değişen değerlerinde bu ağır, kirli ve yorgun dünyada bir susam tanesi mululuk katabilmekten düşündürmekten izleyenleri kendimi şanslı hissediyorum.

Standartların dışında olduğu kesin...

Aslında bu benim dünya görüşüm, dünyayı algılayışım ve dünyaya olan sevgim.
 
27 yıllık bale yaşamınızdan bahsedersek, bu özelliği kazanıncaya dek verdiğiniz emek ve çabanın üstünü çizmiş hissediyor musunuz?
 
 
 
Hissetimiyorum ….Çok severek dans ettim ancak siz ne kadar çok sevseniz de dansçılık belli yaş aralığında sürdürülebiliyor. Yaşam (bedeniniz size) isteklerinizin karşılıgını veremiyor. Yaş almak benim mesleğimde net ortaya çıkıyor. Gönlünüz kalsa da gerçegi kabullenmek kalıyor geriye.

Hikayesini rica edebilir miyim?


Çok sağlam ve dans etmeyi her şeye ragmen seven 3 dansçı ve yaptıkları işten mutlu olan...  Sağlam sözcüğü burda dansçılıklarında ki teknik adına kullanılmıştır.
 

29 Nisan Dünya Dans Günü sizde ne ifade eder?
 
Jean Georges Noverre 'in doğum günüdür bu gün. Büyük koreograf ve dansçı... Onun doğum günü bale dünyasında dünya dans günü olarak kabul edilmiştir. Bana göre hergün dans olmalı. Dans yaşamın içinden geçmek ruhumuzla yüzyüze gelmektir aslında.

Katkınız için teşekkür ederim. Mutlu günler dileklerimle.

Umarım hoş yanıtlar verebilmişimdir! Ben teşekkürler ederim zerafet gösterip çalışmalarımı değerlendirdiğiniz için.

Projenizin anlam ve önemi anlatılmış oldu sanırım.

Umarım. Özümde mutlu bir bireyim. Asıl amacım bu duygumu transfer etmek; şekli ne olursa olsun, yüzde minik bir gülücükle yola devam etmeli,  yaşam kısa, sanat uzun zira.

Sevgiyle.

EK 1: Jean-Georges Noverre (29 April 1727 – 19 October 1810) was a French dancer and balletmaster, and is generally considered the creator of ballet d'action, a precursor of the narrative ballets of the 19th century. His birthday is now observed as International Dance Day.

His first professional appearances occurred as a youth in Paris at the Opéra-Comique, at Fontainebleau, in Berlin before Frederick II and his brother Prince Henry of Prussia, in Dresden and Strasburg. In 1747 he moved to Strasbourg where he remained until 1750 before moving to Lyon. In 1751, he composed his first great work, Les Fêtes Chinoises for Marseilles. The work was revived in Paris in 1754 to great acclaim. In 1755, he was invited by Garrick to London, where he remained for two years.

Between 1758 and 1760 he produced several ballets at Lyon, and published his Lettres sur la danse et les ballets (fr). It is from this period that the revolution in the art of the ballet for which Noverre was responsible can be dated. Prior to Noverre Ballet's were large spectacles that focused mainly on elaborate costumes and scenery and not on the physical and emotional expression of the dancers. He was next engaged by Duke Karl Eugen of Württemberg, and later Austrian Empress Maria Theresa, until 1774. In 1775, he was appointed maître des ballets of the Paris Opera at the request of Queen Marie Antoinette. He returned to Vienna in Spring of 1776 to stage ballets there but in June 1776 he returned again to Paris. He regained this post until the French Revolution reduced him to poverty. He died on 19 October 1810 at Saint-Germain-en-Laye.

Noverre's friends included Voltaire, Mozart, Frederick the Great and David Garrick (who called him "the Shakespeare of the dance"). The ballets of which he was most proud were his La Toilette de Venus, Les Jalousies du sérail, La dour corsaire and Le Jaloux sans rival. Besides the letters, Noverre wrote Observations sur la construction d'une nouvelle salle de l'Opéra (1781); Lettres sur Garrick écrites a Voltaire (1801); and Lettre à un artiste sur les flies publiques (1801).

EK 2: Kısa Bale Tarihi:

Bale ilk olarak İtalya’da rönesans döneminde görülmektedir. Mim sanatçılarının ortaçağ ve Rönesans tiyatro gösterilerinde ve geleneksel halk gösterilerindeki dans adımları bugünkü balenin temellerini oluşturur. O zamanlarda koreografik bir düzeni olmayan bale Dominic de Piacenza ve Antonio Cornazzo’nun ilk koreografik kompozisyon denemeleri ve adımlara isim vermeleriyle gelişmiş, bu noktada Fransızlar çok etkilenmiş ve bunun sonucunda bugünkü ilk bale tohumları 1581’de Catherine de Medici’nin “Beaujoyeux” adlı Le Ballet Comique de la Reine tarafından sahnelenen gösterisiyle atılmıştır.  

Fransa’da Henry IV tarafından desteklenen bale tüm Avrupa’ya, oradan da 16. ve 17.yüzyılın sonlarında da Danimarka ve İsveç’e kadar yayılmıştır. Balenin altın çağı kendisi de iyi bir dansçı olan Louis XIX döneminde başlamıştır. Bu döneme kadar halk tarafından dans edilirken, bu dönemden itibaren profesyonel dansçılar kostüm,maske ve peruklar kullanarak dans etmeye başlamışlardır. 18.yüzyılda bale tamamen kendini opera sanatından soyutlayarak özgür bir sanat formuna kavuşmuştur. Bunun da tohumları George Noverre tarafından atılmış ve bugün sahnede gördüğümüz bale sanatı onun koyduğu kurallar üzerine kurulmuştur. 18.yüzyılın ikinci yarısında Rusya’ya ulaşan bale St.Petersburg da Petipa ve Saint-Leon la hayat bularak gelişmiş ve bugün hala sahnelenen Uyuyan Güzel, Fındıkkıran ve Kuğu Gölü gibi tanınmış eserler buradan tüm dünyaya yayılmıştır.  

Bale, kuralları belli akademik dans (danse d’école) tekniğinin, başka sanatsal ögelerle de birleştirilerek bir sahne gösterisi oluşturacak biçimde sunulmasıdır. Bale terimi, bu akademik dans tekniği için de kullanılır. Bir gösteri sanatı olarak genellikle müzik eşliğinde, dekor ve sahne giysileriyle sunulan, son derece titiz bir dans bale. Bir bale, dans, müzik ve tasarımla dramatik bir öykü anlatabilir ya da hiç bir öykü olmadan yalnızca müziğin dans aracılığıyla bir yorumu biçiminde sunulabilir. Bale, Rönesans saray gösterilerinden ve bunları izleyen Fransız ballet de cour’undan gelişti. Genellikle ilkçağ teması üzerinde müzik eşliğinde şiir okuma, dans, mim, ve şarkıyı çok zengin dekor ve giysilerle birleştiren bu oyunları kral ailesi üyeleri ve soylular sarayda kendileri oynarlardı. 17. yüzyılda görülen gerileme yıllarının ardından dansa çok meraklı olan Fransa kralı XVI. Louis (1638-1715), “dansı yeniden kusursuzluğa kavuşturmak” amacıyla 1661’de Kraliyet Dans Akademisi’ni kurdu. Aynı yıl, dansların perde aralarına serpiştirildiği, sözleri Moliére’in, müziği Jean Baptiste Lully’nin olan ilk comédie-ballet sunuldu. Bu olay Lully’nin opera-ballet’ler yazmasına ve bunlar için gerekli profesyonel dansçıları eğitmek amacıyla Kraliyet Müzik Akademisi’ne (ya da Opera) bağlı bir okul kurulmasına yol açtı. Önceleri bu yeni profesyonel dansçılar soyluların duruş ve davranış biçimlerini taklit etmek üzere eğitiliyorlardı. Lully’nin ve bale ustası Pierre Beauchamps’ın yönlendirmesiyle giderek bir gösteri sanatına dönüştü.  

Bunu izleyen yüzyılda teknik düzeyde büyük gelişmeler görülen baleye, bir sahne sanatı olarak da yeni bir ilgi doğdu. Jean- Georges Noverre’in (1720-1810) Lettres sur la danse et le ballets (1760; Dans ve Baleler Üzerine Mektuplar) adlı yapıtı, ballet d’action (konulu bale) ya da dramatik balenin bütün Avrupada’ki gelişiminde önemli bir rol oynadı. Aynı dönemde besteci Cristoph Gluck’un müziği, opera ve baledeki dansa yepyeni bir canlılık ve oyunculuk anlayışı getirdi. Bu dönemde ayrıca, balede üç genre da (tür) ortaya çıktı. Dansçılar sérieux; demi-caractére ve comiuqe (ya da grotesque) gibi üç farklı teknikte eğitiliyordu. Böylece bale de opera gibi, büyük salonlarda oynanan görkemli bir gösteri durumuna geldi. Birçok opera, ara oyunları olarak sunulan bale divertimento’ları içeriyordu. O dönemin balesi hala aristokrat anlayışları yansıtıyordu. Ama 18. yüzyıl sonu ve 19. yüzyıl başlarında sanayi, toplum, siyaset, ve sanat alanlarında görülen devrimler, balede büyük değişikliklere yola açtı. Özelllikle Fransa’da bale eğitiminde benimsenen üslup ancien régime’in (eski Rejim) ve o dönemdeki sosyete danslarının etkisinden çıktı. 19. yüzyıl başlarının sahne dansı, romantik balenin temsilcileri Marie Taglioni (1804-84) ve Fanny Elssler (1810-84) ile yepyeni bir sanat yönü kazandı. Ayak parmaklarının üzerinde dengeli duruş demek olan Pointe’ın dans terimleri arasına katılmasıyla balerin, kusursuz bir sahne kişisi durumuna geldi. İlk kez profesyonel yazarlar ya da liberettocular bale için senaryolar yazmaya başladılar. Bale tekniğinin Carlo Blasis (1803-78) gibi öğretmenlerce sistemleştirilmesiyle bale dansı, bugün de kabul edilen temel biçimine ulaştı.  

Bununla birlikte 1830-50 arasında romantik baleye duyulan yaygın ilginin ardından bu sanat uluslararası etkileşimden uzak kaldı. Rusya ve Danimarka dışındaki ülkelerde balenin sanatsal düzeyi düştü. August Bournonville (1805-79), Jules Perrot (1810-92) ve Marius Petipa (1818-1910) gibi bale ustaları yeni koreografiler yaptılar. Özellikle de Petipa (1818-1910) gibi bale ustaları yeni koreografiler yaptılar. Özellikle de Petipa, Petersburg’da Tchaikovksky’nin müziğiyle Uyuyan Güzel ve (asistanı Lev İvanov’la (1834-1901) birlikte) Kuğu Gölü gibi, bale repertuvarında bugün hala yerlerini koruyan klasik yapıtlarını sahneleyerek akademik baleyi yeniden doruğa yükseltti.  

20.yüzyılda balenin Batı dünyasında yayılmasında ve beğenilmesinde en önemli rolü Rusya oynadı. Balerin Anna Pavlova (1881-1931) 20 yıl boyunca durmadan dünyayı dolaştı. Yaşamının son 20 yılında Avrupa’da temsil veren Serge Diaghilev’in kurduğu (1872-1929) Rus Balesi adlı toplulukta uygulanan çalışma düzeni koreograf, sahne tasarımcısı ve besteci arasındaki işbirliğini yoğunlaştırdı.  

Hem sanatçıları hem de izleyicileri derinden etkileyen Diaghilev’in bale sanatına yeni bir canlılık ve yeni bir tanıtım getirme çabalarına, onun beş önemli koreografı olan Mikhail Fokine (1880-1942), Vaslav Nijinsky (1888-1950), Leonide Massine (1895-1979), Bronislava Nijinska (1891-1972) ve George Balanchine (1904-83) önemli katkılarda bulundular. Uzun baleler yerlerini tek perdelik balelere bıraktı. Üstelik bale artık öyküsüz olabiliyor ya da çağdaş dünyayı konu alabiliyordu. Dans için yazılmamış müziklerle, alışılmamış ritmler ve sokak gürültüleri içeren partisyonlarla da bale sergilenebiliyordu. Diaghilev’in ölümünden ve ardından başka Rus Baleleri’nin ortaya çıkışından sonra bale kurma yolunda Batı’da yeni adımlar atıldı. Bu sanata ulusal kimlik ve Akademik bir disiplin kazandırmayı amaçlayan yeni okullar ve topluluklar ortaya çıktı. 1931’de İngiltere’de Vic Wells, (sonradan Sadler’s Wells, daha sonra da Kraliyet Balesi) kuruldu. Ninettede Valois’nın (d: 1898) yönetici, Sir Frederick Ashton’ın da (d: 1906) sürekli koreograf olarak yer aldığı bu topluluk, kısa zamanda ülke çapında önem kazandı. ABD’de yönetici Lincoln Kirstein (d: 1907) ve koreograf Balanchine’in 1934’te kurdukları ona bağlı New York Kent Balesi de benzer bir saygınlık kazandı. II. Dünya Savaşı’ndan sonra yurt dışı turnelerine çıkan Danimarka Kraliyet Balesi ile özellikle Leningrad’ın Kirov ve Moskova’nın Bolshoy baleleri, dünya kamuoyunda çok büyük etki uyandırdılar. Bugün her kıtada ve çoğu ülkede bale toplulukları ve okulları vardır. Bale sanatı Diaglilev zamanındakinden çok daha karmaşıklaşmış ve çeşitlenmiştir. Danse d’école’e her tür dans üslubu girmiş, öteki sanatlarla bale arasında çeşitli ilişkiler oluşmuştur. Klasik müzik yerine popüler müzikten ya da sessizlikten yararlanılan, giysilerin en aza indirgendiği ya da çalışma giysilerinin kullanıldığı, dansın kendisi dışında başka bir konusu olmayan baleler, günümüzde bu sanatta görülen yeni eğilimler arasındadır.


ÜÇ DANS DİYALOĞU BİR ARADA
Çıktısını Alarak Okuma ve Diğer Calışma Gruplarınızda Değerlendirebilirsiniz 
Birim Fiyatı: €420
 
09 Ağustos 2025
Erkan YAZARGAN 
 
Kuzey Vedat Korkmaz ile olan bu diyalog, "Kanat Atölyesi Dans Kulübü"nün çalışmaları üzerinden dans sanatını ve toplumdaki yerini ele alan keyifli bir sohbet. Bu diyaloğu, kulübün faaliyetleri, dansın sanatsal yönü ve dansa karşı toplumsal tutumlar olmak üzere üç ana başlık altında inceleyebiliriz.
 
Kulüp Faaliyetleri ve Destek Sorunu
Diyaloğun başlangıcı, Kuzey Vedat Korkmaz'ın Kanat Atölyesi Dans & Drama'nın kuruluş hikayesini anlatmasıyla başlıyor. 2012 yılında gösteri odaklı başlayan çalışmalar, zamanla Karşıyaka'da bir atölye ile eğitim faaliyetlerine dönüşmüş. Kulüp; Latin Amerikan dansları, Arjantin Tango, Modern Dans gibi birçok farklı türde eğitim veriyor.
 
Bu bölümde dikkat çeken en önemli nokta, kulübün hiçbir belediye veya kurumdan destek almaması. Korkmaz, bu durumun kendileri için bir engel teşkil etmediğini, sponsorlukların zamanla kazanılacağına inandığını ifade ediyor. Bu yaklaşım, kulübün bağımsızlığını ve kendi ayakları üzerinde durma kararlılığını gösteriyor.
Dansın Tanımı ve Sanatsal Kapsamı
Korkmaz, dansı sadece bir hareket biçimi olarak görmüyor, onu birçok sanat dalını içinde barındıran evrensel bir dil olarak tanımlıyor. Müziği, tiyatroyu, heykeli, resmi ve fotoğrafı dansın bir parçası olarak görmesi, dansın ne kadar çok yönlü ve zengin bir sanat dalı olduğunu ortaya koyuyor. Özellikle "dans bu dünyadaki tüm canlıların bedenlerini kullanarak yaptıkları ortak bir dil" ifadesi, dansın doğayla ve canlılarla olan bağını vurgulayan felsefi bir bakış açısı sunuyor.
 
Dansa Karşı Toplumsal Tutumlar
Diyalog, dansın toplumsal algısı ve muhafazakar toplumların sanata bakış açısı gibi derin konulara da değiniyor. Korkmaz, toplumda dansa karşı bir tutuculuk olmadığını, asıl sorunun "Elalem ne der?" kaygısı ve "mahallle baskısı" sendromu olduğunu savunuyor. Bu görüş, insanların dans etmekten korkmasını, kendi özgür iradelerinden ziyade sosyal çevrelerinin yargılarından çekinmelerine bağlıyor.
 
Bu bölümde Alevi semahları üzerine yapılan sohbet de dikkat çekici. Korkmaz, başlangıçta semah ve sema'yı karıştırdığını kabul etse de, Alevi toplumunun sanata ve kültüre olan katkısını takdir ettiğini belirtiyor. Alevilerin maruz kaldıkları haksızlıkları sanat aracılığıyla ifade etmelerini, onları aydın ve ileri görüşlü bir topluluk yapan önemli bir özellik olarak vurguluyor. Semahları kendi derslerine ekleme fikrine ise, konuya hakim olmadan bu inanca zarar vermek istemediği için temkinli yaklaşıyor. Bu, onun sanatına ve diğer inançlara karşı duyduğu saygıyı gösteriyor.
 
Sonuç olarak, bu diyalog, dansın sadece fiziksel bir aktivite olmadığını, aynı zamanda toplumsal, kültürel ve felsefi boyutları olan derin bir sanat dalı olduğunu gösteriyor. Kuzey Vedat Korkmaz'ın düşünceleri, sanatı sadece icra eden değil, aynı zamanda toplumun dinamiklerini ve sanatın bu dinamikler içindeki yerini sorgulayan bir sanatçı profilini ortaya koyuyor.
 
Her iki diyalog da sanat ve özellikle dans sanatı üzerine odaklanıyor. Ancak, diyaloglar farklı bakış açılarını ve yaklaşımları temsil ediyor. Birleştirilmiş bir analizde şu sonuçlara ulaşabiliriz:
 
Sanatın Toplumsal Rolü ve Algısı
Her iki sanatçı da, sanatın toplumsal algısı ve eleştirisi konusunda benzer kaygıları paylaşıyor.
 
* Bibi Banu Dağcıoğlu, medyanın olumsuz haberlere odaklanmasını eleştirerek, sanatın pozitif yönlerinin ve başarılı sanatçıların daha fazla görünür olması gerektiğini vurguluyor. O, sanattan anlamayanların eleştirilerinin rahatsızlık verici olduğunu belirtiyor.
 
* Kuzey Vedat Korkmaz ise toplumun dansa karşı olan tutuculuğunu ele alıyor ve bu tutuculuğun asıl sebebini "Elalem ne der?" kaygısı ve mahalle baskısı olarak açıklıyor. Bu, sanatın birey üzerindeki sosyal baskı ve korkularla nasıl çatıştığını gösteriyor.
 
Her iki diyalog da, sanatın sadece sanatsal bir faaliyet olmadığını, aynı zamanda toplumsal dinamikler, medya ve bireysel psikoloji ile yakından ilişkili olduğunu gösteriyor.
 
Dans Sanatının Kapsamı ve Tanımı
İki sanatçı da dansın çok yönlü ve derin bir sanat dalı olduğu konusunda hemfikir.
 
* Bibi Banu Dağcıoğlu, dansın diğer sanat dallarını tamamladığını ve dansçının müzikten mimariye kadar birçok alanda bilgi sahibi olması gerektiğini savunuyor. Onun "Dansçılar Tanrının Atletleridir" sözü, dansın hem fiziksel zorluğunu hem de estetik zarafetini vurguluyor. Ayrıca engelli bireylerle yaptığı çalışmalar, dansın kapsayıcı ve engel tanımayan bir sanat olduğunu kanıtlıyor.
 
* Kuzey Vedat Korkmaz ise dansı, birçok sanat dalını (müzik, tiyatro, heykel, resim) içinde barındıran ortak bir dil olarak tanımlıyor. O, dansı sadece insanlara özgü bir eylem olarak değil, tüm canlıların ortak bir ifadesi olarak görüyor.
 
Bu iki bakış açısı, dansın sadece estetik ve fiziksel bir gösteri olmadığını, aynı zamanda entelektüel, disiplinlerarası ve evrensel bir ifade biçimi olduğunu ortaya koyuyor.
 
Sanatsal Gelişim ve Eğitim
 
Diyaloglar, sanat eğitiminin önemine ve zorluklarına da değiniyor.
 
* Bibi Banu Dağcıoğlu, bale eğitiminin aşırı disiplin gerektiren ve çok küçük yaşlarda başlayan zorlu bir süreç olduğunu vurguluyor. "Çocuklara baleyi sevdirmek" fikri, eğitimin pedagojik yönüne dikkat çekiyor.
 
* Kuzey Vedat Korkmaz, Anadolu'daki dans eğitiminin yetersiz eğitmenler nedeniyle yavaş ilerlediğini belirtiyor. Bu durum, eğitimli sanatçıların büyük şehirlerde kalmayı tercih etmesinden kaynaklanıyor.
Her iki diyalog da, sanatın gelişimi için doğru eğitimin ve bu eğitimi verebilecek nitelikli eğitmenlerin ne kadar kritik olduğunu vurguluyor.
 
Sonuç olarak, bu iki diyalog, sanatın hem toplumsal hem de bireysel düzeydeki etkilerini farklı açılardan ele alan zengin bir resim sunuyor. Dağcıoğlu, dansın teknik ve felsefi derinliğine odaklanırken, Korkmaz daha çok toplumun sanata karşı tutumları ve sanatsal ifadenin doğası üzerine düşüncelerini paylaşıyor. Her ikisi de, sanatı sadece kendi alanlarıyla sınırlamayıp, daha geniş bir kültürel ve sosyal bağlamda değerlendiriyor.
 
Şenay Sönmez ile yapılan bu diyalog, beden algısı, güzellik standartları ve sanatın kişisel ifadesi üzerine düşündürücü bir sohbet sunuyor. Diyaloğu şu şekilde analiz edebiliriz:
 
"Tombul Balerinler" Projesi ve Beden Algısı
Şenay Sönmez'in "Tombul Balerinler" projesi, toplumun ve özellikle bale dünyasının dayattığı zayıflık ve incelik standartlarına karşı bir duruş sergiliyor. Sönmez, bu projeyi kendisinin yaşadığı kişisel deneyimden yola çıkarak oluşturduğunu belirtiyor. Yıllarca bale sanatçısı olarak çalıştıktan sonra aldığı kilolarla mutlu olduğunu fark etmesi, projenin çıkış noktasını oluşturuyor.
Bu projeyle, güzelliğin ve mutluluğun sadece zayıf olmaktan geçmediğini, asıl önemli olanın kendisiyle barışık olmak olduğunu vurguluyor. Sönmez, balerin olmanın hayat boyu ince kalmayı gerektirmediğini, hayatla paralel ilerleyerek mutluluğu bulmanın daha doğru olduğunu ifade ediyor. Bu yaklaşım, estetik algısı ve beden normları üzerine bir sorgulama başlatıyor.
 
Sanatın Kişisel İfadesi
Diyalog, sanatın sadece teknik bir beceri seti olmadığını, aynı zamanda sanatçının kişisel görüşlerini, duygularını ve dünya algısını yansıtan bir araç olduğunu gösteriyor. Sönmez, "Tombul Balerinler" projesini "dünya görüşüm, dünyayı algılayışım ve dünyaya olan sevgim" olarak tanımlıyor. Bu proje, onun kendi bedenindeki değişimi ve bu değişimle gelen yeni mutluluğu bir sanat eseri haline getirmesidir.
 
Projeye gelen tepkilerin "mutluluk" ve "gülümseme" üzerine olması, Sönmez'in asıl amacının, insanlara bir susam tanesi mutluluk katmak olduğunu doğruluyor. Sanatın iyileştirici ve düşündürücü gücünü kullanarak, izleyicilere pozitif bir mesaj iletmeyi hedefliyor.
 
3.
 
Sanatçı Kimliği ve Mesleki Yaşam
Sönmez, 27 yıllık profesyonel bale kariyerinden vazgeçmediğini, aksine balenin onun için dünyayı algılama şekli olduğunu ifade ediyor. Dansçılığın belli bir yaş aralığında sürdürülebildiği gerçeğini kabulleniyor ve bu durumun kariyerinin üzerine çizgi çekmek anlamına gelmediğini belirtiyor. Onun için mesele, mesleğinin gereklilikleri ile kendi bedensel ve ruhsal durumu arasındaki uyumu yakalamaktır. Bu, birçok sanatçının yaşla birlikte değişen fiziksel kapasitelerine uyum sağlama sürecini yansıtıyor.
 
Sonuç olarak, bu diyalog, sanatın ve sanatçının toplumun beklentileri ve kendi iç dünyası arasındaki ilişkiyi sorgulayan derin bir analiz sunuyor. Şenay Sönmez'in projesi, güzellik standartlarına bir başkaldırı niteliği taşırken, aynı zamanda sanatın kişisel mutluluğun ve öz kabulün bir aracı olabileceğini gösteriyor.
 
ÜÇÜ BİRDEN
 
Şimdiye kadar analiz ettiğimiz üç diyalogu birleştirerek, sanat, dans ve toplum arasındaki ilişkiyi daha geniş bir çerçevede değerlendirebiliriz. Bu diyaloglar, farklı sanatçıların benzer temalara nasıl yaklaştığını ve sanatın ne kadar çok yönlü bir alan olduğunu ortaya koyuyor.
 
Sanatın Toplumsal Rolü ve Algısı
Her üç diyalogda da sanatın toplumsal algısı ve bu algının getirdiği zorluklar öne çıkıyor.
 
* Bibi Banu Dağcıoğlu, sanatın medya tarafından nasıl ele alındığını eleştiriyor. Kötü ve olumsuz haberlerin daha çok ilgi çekmesini ve bunun sanatçıların emeklerini gölgelediğini düşünüyor. Bu yaklaşım, sanatın medyada doğru ve saygın bir şekilde temsil edilmesi gerektiğine vurgu yapıyor.
 
* Kuzey Vedat Korkmaz, toplumun dansa karşı olan tutuculuğunu inceliyor ve bu tutumun asıl nedeninin "elalem ne der?" kaygısı olduğunu söylüyor. Korkmaz'a göre sorun, sanatın kendisinde değil, bireylerin toplumsal baskıdan duyduğu korkuda.
 
* Şenay Sönmez ise bu duruma bizzat kendi projesiyle karşı çıkıyor. "Tombul Balerinler" projesi, güzellik ve zayıflık gibi dayatılan standartlara bir başkaldırı niteliği taşıyor. Sönmez, mutluluğun ve güzelliğin toplumun belirlediği normlardan bağımsız olduğunu, asıl meselenin kendinle barışık olmak olduğunu gösteriyor.
Üç sanatçının da ortak noktası, sanatın toplumsal yargı ve baskılardan bağımsız, özgür bir alan olması gerektiğini savunmaları.
 
Dansın Kapsamı ve Sanatsal Kimliği
Diyaloglar, dansın sadece fiziksel bir aktivite değil, aynı zamanda derin felsefi ve entelektüel bir alan olduğu konusunda da ortak bir paydada buluşuyor.
 
* Bibi Banu Dağcıoğlu, dansı disiplinlerarası bir sanat olarak tanımlıyor. Bir dansçının müzikten mimariye kadar pek çok alandan beslenmesi gerektiğini belirtiyor. Onun "Dansçılar Tanrının Atletleridir" ifadesi, dansın hem estetik zarafetini hem de fiziksel zorluğunu vurguluyor. Ayrıca engelsiz dans ekibiyle sanatın kapsayıcı gücüne dikkat çekiyor.
 
* Kuzey Vedat Korkmaz, dansı birçok sanat dalını içinde barındıran ortak bir dil olarak görüyor. Dansın, müziği, tiyatroyu ve heykeli birleştiren evrensel bir ifade biçimi olduğunu söylüyor.
 
* Şenay Sönmez, baleyi sadece bir meslek olarak değil, dünyayı algılama şekli olarak tanımlıyor. Onun için bale, yaşamla paralel ilerleyen, kişisel bir ifade ve öz kabul aracı. Projesi, balenin geleneksel kalıplarının dışına çıkarak sanatın kişisel dönüşümü nasıl yansıttığını gösteriyor.
Bu üç farklı bakış açısı, dansın sadece sahnedeki bir gösteri olmadığını, aynı zamanda evrensel, kapsayıcı ve derin bir kişisel ifade biçimi olduğunu ortaya koyuyor.
 
Sanat Eğitimi ve Gelişimi
Son olarak, diyaloğumuz sanatın eğitimi ve gelişimi üzerine de önemli ipuçları sunuyor.
 
* Dağcıoğlu, bale eğitiminin disiplin ve teknik bilgi gerektiren zorlu bir süreç olduğunu vurguluyor ve çocuklara baleyi sevdirmenin önemine dikkat çekiyor.
 * Korkmaz, Anadolu'daki dans eğitiminin yetersiz eğitmenler nedeniyle gelişemediğinden bahsediyor. Bu durum, eğitimli sanatçıların büyük şehirlere odaklanmasının bir sonucu olarak ortaya çıkıyor.
 
* Sönmez, 27 yıllık bale kariyerinden sonra bile sanatın yaşamla birlikte değiştiğini ve kariyerin sonunun, sanattan vazgeçmek anlamına gelmediğini gösteriyor.
Bu üç diyalogdan çıkarılabilecek ortak sonuç, sanatın dinamik, çok katmanlı ve sürekli gelişen bir alan olduğudur. Sanatçılar, toplumun beklentileri ve kendi kişisel yolculukları arasında bir denge kurarak, sanatlarını hem topluma hem de kendilerine hizmet edecek şekilde yeniden şekillendiriyorlar.
 
 
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol