DİYALOG MÜZESİ

ERHAN ATABAY İLE

371. DİYALOG: KENDİ İŞİMİZ

Kendi işim'de Yönetici. Ankara'da yaşıyor.
21.12.2015 19:39

"Sapmalara / saptırmalara karşı sanatçıyı ayakta tutan nedir?"

Bu soruya yüzyüze uzunca cevap vermek isterdim.
Böyle bir soru sorduğunuz için teşekkür ederim. Arkadaşlarım sanatçı olduğumu söyler dururlar ama ben her gün neredeyse başka bir şey için ayakta kalmak zorundayım. Ne gibi? İşte bu çok değişken...

Mesela bu gün kendim için ayakta kalıyorum, yarın başka sorunlar...

Sorun nedir, para mı?

Kısmen, evet.

Anladım.

Kısmet olursa kendi salonumu inşaa edeceğim.

Harika olur.

Türkiyenin en büyük sahne dekorunu yaptım, 350 metre kare, 3 boyutlu... Kostüm de yapabiliyorum. Kendi yapım şirketimi kurup Amerika, Avrupa standartlarında işler üreteceğim, kısmet olursa.

Güzel proje, uluslararası kalite düşünmeniz takdire şâyen... Fonlara başvurmayı planladınız mı?

Yavaş yavaş koşturuyoruz o işleri... TÜBİTAK proje olarak değerlendiriyor. Müze işleri filan da yaptım. Türk Standartları başlangıç seviyesi olabilir. Manifestomuz sağlam. Her şey kendi sahnemizi inşaa etmekle başlayacak.

Başlangıç aşamasındasınız anladığım kadarıyla ..?

Siz DT' misiniz?
Şöyle ki dekor yapan atölyem var. Sahnemizi zaten yerinde yapacağız. Bir tiyatro grubumuz var çocuk oyunları yapıyorduk sahne sorun oldu. Ben de kendi salonumu yapacağım. İş kalemim fazla biraz...
Siz DT' misiniz peki?

Hayır, aksine kendileriyle ciddi sorunluyum. Bana göre memurdan sanatçı olmaz / olamaz

Şöyle de bir durum var; birisi bana estetik işler yapmam için para veriyorsa bunu iyi kullanırsam, işte bu beni sanatçı yapabilir. Amma oturduğum yerden ahkâm kesip kimseyi beğenmezsem "hadi oradan" derim, dedim.

Ama başında bir âmirin varsa ve o amirin de güreşçi filansa olmuyor işte

İlk ve tek kez gittim kavga ediyordum yılların sözüm ona oyuncuları filan filabıyla...

Özel sektröre sürekli çağrıda bulunuyorum: "İçinde DT den gelen herhangi bir kişi dahi olsa o projelere destek olmayınız" diye

Çok kızıyorlar bana. "Onlara devletleri baksın" diyorum


Yani.

Sinir harbi. Üç yüz kişiyi mülteci gibi bir odaya soktular. Uzun süredir sürüyor. Pekçoğu karşı kampanyalar düzenledi, arkadaşlıktan çıktı hatta engellediler. Ben haklıyım. Konuşmak yasak... "yoksa dışarı atarız". Dedim "atın", "çimende oturmayı kim istemez".

Çalışkan, dürüst, gerçek sanatçı ruhlu bi dolu insan var aralarında fakat o baştaki moruklar takımı her şeyi yiyip bitiriyorlar.

Savaşım onlarla.


Tabii (... ... ...) bana niye tiyatro diyor. Yahu sana ne, bu işte para yok" diyor. Ben feleğin çemberinden geçmiş adamım bunları bilmiyor olabilir miyim!

Şöyle bir şey yapacağız; öncelikle aramızdaki sanatçı ruhları uyarıp kendi ayaklarının üzerlerinde durabilmeleri için bireysel üretime zorlayacağız, ardından bunların saltanatı yıkılıp gider.

Bir saltanatları da yok, körler sağırlar birbirini ağırlar... Oyuna on dakika geç kaldım diye içeri almadı beni güvenlik. (... ...) öyle istiyor dediler, olay çıkarttım. Ustalıklarına saygı duyuyorum fakat benim önümü açarsanız...

Bir gün sonra locadan yer verdiler, daha büyük olay çıkartmayayım diye...

Dediğim gibi usta ustalığını yapsın "amenna" ama egemen olmaya çabaladıkları için sorun oluşturuyorlar. İletişim çağındayız, dünyanın her yerinden sanatçıyla diyaloga geçebiliyoruz. Bunlar internet kullanmayı bile bilmiyorlar.

Yaşı 45'i bulan usta oluyor. Zaman ancak armutları olgunlaştırır, insanları değil.

DAHA SONRA

Sanatı ve sanatçıyı politika girdabından nasıl kurtarabiliriz veya sanat kendini bu tür girdaplardan nasıl korur?

Valla, pek koruyamayız. Sanat estetiktir, becerebilene tabii...

Sanatta mizah nedir, kültür köklerimizde mizahı nerelerde bulursunuz?

Dünya duyanlara trajedi, görenlere komedidir demiş William Shakespeare. Şimdi "Shakespeare'in bizim kültür kökenimizde yeri tartışılır" diyebiliriz. Burası Anadolu bir mezarı eşerseniz bir Türk çıkar, biraz daha eşerseniz bir Rum çıkar" der Metin And...

Böyle zengin bir kültür coğrafyasındayken tabii ki Shakespeare az da olsa bizi etkilemiş olabilir. Gelelim Kavuklu - Pîşekar, Hacivat - Karagöz' e, halkın içinde halkla beraber büyüyüp gelişmiş bir komedi anlayışımız var bence de çok kıymetli bir mizahımız var.

Çok hakim olduğum bir konu değil (Dümbüllü Kültürü) üstadım. Türk tipi "hırbo" olarak aksettiriliyor ortaoyunu... Böyle bakınca haklı görünüyorsunuz (Dümbüllü Eleştirisi).

Köy seyirlik oyunlarına bakmak lazım, ne varsa orada var...

"Gölge Oyunu da Hint Tiyatrosundan geçmiş bize" diyen büyüklerimiz de var.

Orta Oyunu'nda bir türlü meslek sahibi olamayan tip de sanki biz Türkler bir işte uzmanlaşamıyoruz gibi durum yaratmış, algımızda oynamış gibi...

Aklımda deli sorular.

Tüm deli soruları yanıtlayalım lütfen. Platformumuz özellikle deli sorular için... Alayla mizahın farkı nedir ve sizce (... ...) ve benzerleri sanatın neresindedirler veya ne kadar sanatçıdırlar?

(... ...) sanatın içinde değil. Estetik kaygısı olmayan her hangi biri sadece para kazanmayı bilen komik, sizin benim gibi bir adam. Geri kalanlara da aynı perspektiften bakıyorum.

Memlekette sanat endüstrisi oluşmamışsa sanattan bahsetmek zaten ahmaklıktır. Engografik bir geçmişimiz de yok, dürüst olmakda her daim yarar görürüm.

Geçenlerde Antalya'da Devlet Tiyatrosu'ndan emekli bir adam gördüm, oyununu daha önce izlemiştim, tebrik ettim "oyununuz güzeldi" diye... Adam "güzel mi, muhteşemdi muhteşem" dedi "ne güzeli" Benden methiyeler düzmemi bekledi kendi egosu için "tamam düzelim de sen de o minvalde iş yap" o zaman...

Böylesi aynı zamanda vergi rekortmeni reklam sanatçılarının! sanata katkısından çok zararının olduğu değerlendirilebilir mi, bu tür engelleri aşmak için ne tür öneriler geliştirebiliriz?

Sürekli eleştirdiği bir kurumdan emekli olmak gibi bir tutarsızlık içerisindeyken yine eleştirdiği oyuncu mudur, takımıyla iş yapıp "muhteşem bir eser çıkardım" demek akla muğayır değil zaten dedim kendi kendime.

"Böyle düşündüğümü bilse hayatta bana bunları söylemez".

Sanata bir zararları yok, halkın sanatçı algısından öyle algılanıyorlar. Daha estetik, daha bilinçli işler yapabilecek insanların çıkması lazım toplum içerisinden. Çıkmadığı müddetçe bu durumda pek bir şey yapılamaz.

Çıkmasının önünde bizzat bunların engel olduklarını tespit ediyoruz. Bir kıpırtı, kıvılcım görür görmez üzerine çullanıp imha etme gibi bir yetenek de geliştirmişler aynı zamanda...

Tabii iki zeki insan istemiyorlar. Kontrol edebilecekleri aptal arıyorlar. Kimse sisteminin bozulmasını istemez! Kendi salonunu olacak tiyatro gruplarının, kendi seyircisi... estetik işler yapacak, yavaş yavaş oturacak kalite.

"Kendi salonu ve tiyatrosu" vurgunuzu biraz daha irdelemek isterim, koşulları nelerdir?

Baktığımız zaman anlıyoruz ki ilerleyen grupların hepsinin kendi salonları var. Şu "fâhiş fiyata salon kiralama işine bir son verilmek zorunda.

İki yüz kişilik küsur tiyatro ıvırı elverişli salonlara ihtiyacı var bugünkü grupların.

Yeniden mi inşaa edilmeli, olanlar mı dönüştürülmeli?

Bolca, yenide...