DİYALOG MÜZESİ

SANAT EĞİTİMİ

Klasik sanatın dengesi ile aksiyon resmin dengesi, farklıdır. Diğerinde yerinde dengesizlik içinde denge aranır. Sanat akımlarına göre dengeler de değişir. Kavramsal olanla olmayan soyut olanla olmayan farklı dengelerde olabilirler. Göz dengeyi kendi kurar bu sanatsal yeterligi olanlar tarafından kolayca algılanır diye düşünüyorum.
 
Zihinsel sanat aktiviteleri ve alışkanlıklarının dışında kabul gören günümüz etkin sanat akımları sizce hangileridir?

Günümüz sanatında mekan düzenlemeleri görülüyor güzel sanatlar fakülteleri bu alana yöneliyorlar. Avrupada yetmişli yıllarda başlayan bu kavramsal hareket geleneksel sanattan uzaklaştı genel kriterleri yok sayarak kendi kurallarını koydu.
 
Yeni devâsa yapılar ve iç duvarların büyümesi, ışık, ışık kullanımı gibi yeni gelişmelerle özellikle resim sanatının da iten - ilerleten - güçlü (ekonomik) üretkenliğini gözönüne alırsak ülke sanatımızın buna uyum sağlayabilmesi nasıl mümkündür?

Bu mimari iç mekanların enstalasyon tarzli çalışmalarıyla mümkün olabilir. İnşaat alanlarının alabildigince geliştiği ülkemizde bu fırsat olabilir. Ancak güzel sanatlarla mimarlık fakülteleri işbirliği yapmalı mimarları sanatçı gibi yetistirmeli. Bazı binalarda bu tip çalışmalara rastlamak mümkün.
 
Tablolara gelmek isterim buradan. Büyüyen duvar ebatlarıyla orantılı tablo ebatları ve yeni parlak - HD renk ve ton kullanımları konusunda sanatçılarımızı nasıl cesaretlendirebiliriz. "Malzeme alacak paramız yok" diyenlerle karşılaşıyoruz

Tuval ya da duvar resimleri dekor olarak düşünülmeden uygulanabilir ancak günümüzde bazı alanlarda imitasyon çalışmalar görüyorum dekor olarak belki -ama çok kic görüntü veriyorlar. Bu çalışmalar doğru tasarımlarla orijinal düşünülmeli.
 
DAHA SONRA: FORM
 
İdeolojik sanat olabilir mi, olur veya olmazsa neden?

Bir soru da ben sorayım mı?

Elbette.

Görsel sanatlarda form deyince ne anlarsınız?
 
Türkçesi biçim veya kalıp da diyebiliriz.


Ülkemizde sanatın sadece elitlere hitap etmesi ve elitlerin de sadece ezberlemeleri hususunda fikrinizi alabilir miyim?

Sanat aslında sadece elitlere hitap etmemeli. Sanat tüm insanlara madden değil manen verilerek, eğitimle verilmeli. Sanat parası olanlara değil herkese verilmeli. Özellikle devlet kurumları önderlik etmelidir.
 
Onu sorgulamaya çalışıyoruz... Neden ülkemizde böyle olmuyor?

Elit ve üst yöneticiler, halkı bilinçlendirmek için kültür sorgulamalıdır. Devlet her köyde kültür ve sanatla ilgili yatırımlar yapmalıdır. Her bölgenin kültür yapısına göre çalışmalar yapılmalıdır.
 
Bugün kültür bir avuç paralı, entel dantel tabakanın cafe ve özel klüplerinde, özel masalarda lafı edilen bir şey... İşlerine göre üretim yapıyorlar kapitalizmin gölgesinde...
 
Sanat ve değerlendirme kişi, kurum ve kuruluşları" denilince ne anlarsınız?

"Devletin kurduğu yetkili, bilimsel çalışmaların yapıldığı, yetki verilen kurum" olması gerekir aslında ama bu uyduruk üç - beş kişinin oluşturduğu jüri veya diğer bir kaç kişinin tekelinde çalışmaların yapıldığı dernek, yer, jüri v.s. haline gelmiş malesef...
 
Devletin kendisi maniplatörse?

Ülkenin usta saydığı, üretken, bilinçli, yetkili kişiler biraraya gelirler. Dernek veya topluluk olarak çalışmalarını yaparlar. Uluslararası iletişim kurarak bilimsel - sanatsal çalışmaların yapıldığı merkezler oluşturulabilir...
 
Şimdiye kadar yapılmamış mıdır, yapılmışsa neden etkin değildir veya biz görmüyoruz, zirâ düzensizliğin hakim olduğu kesin..?

Yapıldı. Yapılır. Parça parça değil ülkenin tümüne hakim, -ayrımcılık, tarafçılık yapmadan, kırılmadan, kırmadan, parçalamadan, parçalanmadan yapılmıyor. Kimi politik sanat yapıyor.
 
Sanat çalışmaları bütünlük içinde yapılırsa ayrışma, parçalanma olmaz bence. Eksiklik bu...
 
Bütünlük sorun değil midir sanat için ki her bireyin ayrı üretimleri dışardan değerlendirilemez mi?

Her bireyin üretimini kim değerlendirmeli? Tabii ki sanat kurumlarındaki yetkili ustalar ama burada ayrımcılık - tarafsız olarak kişi ayrımı yapılmadan, yapıldığını siz onaylıyor musunuz! Malesef kişilerde ayrımcılık yapılıyor. Bu durumda bütünlük nasıl sağlanabilir, bu anlayışlarla?
 
İster istemez - gelinen aşamasında da her oluşum kendi değerlenlendirmeleri ile hareket etmek zorunda kalıyor. Dolayısıyla kendi çevrelerine hitap ediyorlar. Çok büyük hızlarla hareket eden ve karar veren bir mekanizma da mevcut. Fakat dışında kalanların ne yapabilecekleri ile ilgili çözüm üretmeye çabalarsak neler üretebiliriz?

Dışarıda kalanlar, birbirleriyle fikir - düşünceleri yakın olanlar da ayrı bir birlik oluşturmak ve azınlık kalmaktan kurtulmalıdırlar.


Ben sanatla ilgiliyim. Kaos teorisyeni değilim ama bilimin çuvalladığı yerleri bilirim. Dedim ya bilginin bittiği yerde sanat veya bilgelik başlar. Bilgi, (bilimsel diyalektiklere göre) Bir şeyin bilgisi o şeyin ilişkilerinde ortaya çıkar. Her şey her an değiştiğine göre bilgi noksandır denir. Bilgi bir kabuldür yenisi gelinceye kadar doğru kabul edilen. Gerçek de şimdi şu anda olmakta olan, bir an sonra gerçek farklı olur. Dolayısıyla gerçeği bilgiye çeviremezsin an geçer gerçek farklılaşır. İşte anlık algıyla sanat yapılır.

Şimdi şöyle bir şey oldu tarih boyunca: "Birileri çıkıp bu böyledir, böyle olacak" deyip durdular en başta din önderleri daha sonra onları örnek alanlar insanı etkileme güçlerini de görerek kesin kurallar koymaya başladılar ki çoğu insana uygun değildi. Günümüz insanı bunların hiçbirini kabul etmeyip tam tersine tepki veriyor. Kilise istediği kadar ahlaktan bahsetsin bir çocuk "Tanrı bize neden sahip çıkmıyor" dediğinde çöküyor bütün düzen ve gençler alkol, uyuşturucu v.b. ne yöneliyor. Haklılar bence. Onlara kimse gerçeği söylemedi. Onlar da söylenilenlerin yalan olduğunu hissettiler fakat güçleri olmadığı için bir şey yapamadılar.

Bak kardeşim, bebek dünyaya geldiğinde kültür ona ''bu dünya senin ananın karnı değildir, öyle elini kolunu sallayıp tekme atamazsın'' deyip onu kundaklar. Dikkat et anne değil kültür dedim. Biliyorsun kundaklamanın diğer anlamıda bir şeyi yok etmek için gizli eylem yapma. İnsanın insan olmaktan çıkarmanın başlangıcı kundaklamadır. Daha sonra onu eğitmeye başlarız. Yani o güzelliği koşullamaya başlarız. Dilini, ırkını, dinini vb öğretiriz, bunun dışına çıkanlarıda ayıplayıp cezalandırırız. Zaten çocuk ''BEN'' dediğinde ''ÇİP'' takılmış demektir. Size daha önce neden ''BEN'' nedir diye sordum.

Tümünün dışında insan coşkusu temelinde üreyen sanat'a ve sanat eserlerine baktığımızda kundaklanmışlık mı, kundaklanılmamışlık mı görürsünüz?

Sonsuz içinde sonsuzlarla yaşamıyor muyuz?

Farkına vardığımız kadar insan değil miyiz?

Sonsuz içinde sonsuzlarla yaşamıyor muyuz? Sorunuz çok önemli biraz açarmısın.

Bildiğimiz evren tarihinde önceden de vardık fakat bu biçimimiz ve halimizle değil. Şimdi farkına vardığımız için coşku ile doluyoruz ve yaşamın anlamını kavrayabiliyoruz. Bundan sonra da var olacağız fakat yine bu biçimimizle değil. O halde bu bilgiye sahip olmuşken değerini bilelim ve fırsatı kaçırmayalım. Aslında zihin dünyamız bütünü geçmişi ve geleceğiyle bilmese dahi hissedebilir.

Bilgi, kişisel değildir, bundan dolayıdır ki gerçek birey olamıyoruz. Teknoloji bağlamından insanlık uzaya çıkmıştır ama insan olma bağlamında bir arpa boyu yol alamamıştır.

Sonlu sonsuz algılaması MÖ 500 lerde Pytagoras'a aittir. Biz onu pisagor olarak biliriz. Aslı Py-ta-go-ras dır. Türkçesi şöyle pi=yarı çapın cembere olan oranını matematik ifaadesi, ta= tanrı, go= karanlık, ras=aydınlatma (RA dan hatırlayın) Yani karanlığı aydınlatan pi tanrısı. Pi= 3,14......... virgülden sonrası sonsuza kadar gider aynı zamanda hiç bir zaman kendini tekrarlamaz aynı EVREN gibi. 3 bilinen yani sonuçlu, yaşamımızı devam ettirmek için mesleğimiz, işimiz, günlük hareketlerimiz.


Dokuz Eylül University, Faculty of Fine Arts'ta Öğretim Üyesi, DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTY GSF'da Yrd. Doç. Dr. ve Dokuz Eylül Üniversitesi'de Öğretim Üyesi. Karşıyaka'da yaşıyor.
2 Mart 07:11

Diyalogumuz "Güzel ve Sanat" başlıklı diyalog talebi ile başladı.

Güzel ve sanat?

Çirkin de sanatın içinde kötü de... Antitez ya da panzehir sanatı güzel kılar. Tek başına güzel, manasız ve boştur. Diyalektik bunu gerektirir.


DAHA SONRA
 
Merhaba, "sanat ve şiddet" yazışabilir miyiz?

Sanatın Şiddete yönelişi travmayı irdelemek ya da nedenselliği sorgulamaktadır. "Katil Doğan'lar" ya da "Bonnie & Clyde" ya da "Dönüş Yok'ta" olduğu gibi... Öte yandan ana akım sinema kirleri sindirmek için bilinmezin evreninden şiddeti dayatmakta ve teolojik çıkarımlar için olgu yaratmaktadır.
Dinin yerini böylelikle sinemaya manipüle etmekte ve sanatın yozlaşmasına hizmet eden bir yapı oluşmaktadır.

Lise düzeyi bir soru ile bilgilerinizi yaygınlaştırmak isterim; "sanat şiddeti işlerken - olmaması gereken ama olan - biçimiyle işleyemez mi?"Canlıda var olan "şiddet duyguları" nasıl tatmin edilmelidir?

Şiddet iç güdüden değil öğrenilmiş bir çaresizliktir.

Kin, intikam, nefret, acımasızlık, saldırganlık, karşındakinin olanı almak, kavfa ve neticede SAVAŞ...

Et yemek ile başlar öğrenilmiş çaresizlik. Lezzet kavramı beşlide beynin mekaniğini bozar. Savaş bilinmeyenin üstüne yıkılmış bir iftira.

Önceden Ömer Halisdemir Üniversitesi'de EĞİTİM FAKÜLTESİ ÖĞRETİM GÖREVLİSİ. İstanbul'da yaşıyor.
 
18 Nisan 21:01
Merhaba. Resimle aranız iyi sanırım?

Merhaba arkadaşım, aynen öyle.
 
Sanatçının bireysel kurumsallaşmasından ne anlamalıyız?

Her sanatcı kendi varoluşunun sanatcısıdır. O nedenle kendi ağını kendi ipiyle örüp ben varım demesi olarak algılıyorum. Etkileşimle iletişim yetkinlik olursa bitmez. Kapitalist dünyanın rekabetinde ayakta durmanın bir başka yolu olduğunu anlıyorum.
 
Değerliyi değersizleştirmeye çalışmak kimin işine yarar, böylesi durumlarda sanat'ın tavrı nedir?

Değerliyi değersizleştirmek elbette emeksiz yemek çıkarmaya çalışanların işine yarar. Çünkü her şey insan ve insanlık için değildir. Ben içindir. Ben geriyse ileri olan faydasızdır. O zaman tükürürsün böyle sanatın içerisine... Böylesi durumlarda sanatçının tutumu eserleriyle halkın dikkatini çekmektir. Bunu halkın seviyesine inerek değilde, niteliksel değeri yüksek özgün eserlerle sağlamalıdır. Hiç tavizsiz yola çıkarak sanat yapanlar geleceği kotaran sanatçılar olmalıdır.
 
Yukarıda sn (... ...) Beyefendi ile anlamsız kapitalizm tartışmasına girdik. Bütün suçu kapitalistlerin üzerine atmak sizce ne kadar doğrudur?

İdeallerle mi yaşıyacağız, gerçeklerle mi? Bugünler beni forme etmişse ve bu zamanı yaşayıp nesnel ya da düşünsel olarak yarına aktaracaksam ve bunu sanatsal olarak yapacaksam düşlerimi sloganlaştırmaya ne gerek var derim! Kapitalizm olmazsa rekabet olmaz, burjuva olmaz, alan olmaz, satan olmaz. Bugünün dünyası bu... Sanat kimsenin aracı değil, sanatcının amacıdır. Direk ya da dolaylı olarak insanlığın gelişimine katkı sağladığına inanıyorsak işimize bakalım.