DİYALOG MÜZESİ

ERDOĞAN KARAYEL İLE

218. DİYALOG
KATILIM

Sayın Erdoğan Karayel'in paylaşımı ile başladı:

 

hanedan listesi..
...
damadı, danışmanı..
danışmanının kuzeni.. avukatı..
yazarı.. koordinatörünün babası..
şarkıcısı.. özel kaleminin eşi..
ve daha niceleri..
"başkanlığı kendim için istiyorsam namertim!"..
diye boşuna demiyor..


Cabbar Kaygısız: Görüldüğü gibi 37 dakikada bir tek yorum almamış, sadece 6 beğeni almış bir paylaşım. Demek ki neymiş, sanatınıza politika karıştırırsanız insanların zihni karışıyor, anlamlandıramıyorlar bir türlü. Değerli sanatçı neden değersiz politikacılarla zaman harcıyor" diye...

Erdogan Karayel: Na'palım o zaman peki? Çiçek, böcek, kelebek mi çizeyim beğeni kazanmak için sevgili Cabbar Kaygısız?
o sitemi beğeni kazanmak için değil, toplumun siyaset karşısındaki basiretini yansıtmak için yazdım. Siz kaygısız olab
ilirsiniz soyadınız gibi ancak benim kaygılarım var ve bu kaygılarımı da bir şekilde yansıtmak zorundayım. Anlamayanı da mizahla dövmek görevim. Anlaşılmayan birşey var mı?


Ayrıca 45 dakikada 8 yorum almış bu paylaşım. Haksızlık etmeyelim tıklayanlara. Yok sayıldıkları için bozulabilirler.



Cabbar Kaygısız: Teşekkür ederim, adam yerine koyup cevap verdiğiniz için. Ayrıca kişiselleştirip kaygısız - kaygılı döngüsüne atmanızda güzel bir mizah olmuş, çok yüksek bir eleştiri yani. Toplumun anlamadığını siz benden daha iyi bilirsiniz. Neden anlamadığı ise herkesin her şeyi bir birine karıştırması sanırım.

Sizin yorumunuz: Siyasi bir yazı yazıyorum beş on kişi tıklıyor. Böyle bir foto (Boksör Erdoğan Karayel) koyuyorum bir saatte saniye sayısı kadar beğeni... Mizaha düşkün ama bir o kadar da korkak toplumuz vesselam (Gülümseme)


Erdogan Karayel: Estağfurullah ne demek "adam" yerine koymak. Mizahi atışma güzeldir -saygıyı yitirmedikçe, karşılıklı. Yaklaşımınızdan tam anlayamadım, "önceki yorumlarda hayatın neresinde olduğunuzu ya da siyasetin" diyelim. Ancak son yorumda biraz ipucu aldım. Tahminim o ki, çok farklı yerlerde değiliz. Tekrar vurgulamam gerekirse; beni sadece çiçek, böcek, kelebek çizen sanatçılarla kıyaslamayın. Belli bir dünya görüşüm var ve bunu "karikatür gibi bir öfke sanatıyla" dile getiriyorum. Bu benim kişiselim değil, yorumladığım sanata karşı olan sorumlululğumdandır.

Şu da var tabii, karşılıkllı oturup siyaset konuştuğumuzdaki ruh halimiz yok burada. Bir kelimeden celallenip çok başka yerlere gelebiliyoruz. Birbirimizi yanlış tanı/t/mak ya da ifade edebilmek için pek uygun bir ortam olmuyor burada -zaman zaman, o anki ruh halimiz. Daha doğrusu ülkenin ruh hali gibi etkenler yönlendirebiliyor. O kadar ötekileştik ve ayrıştık ki sn Kaygısız, beyaza bile -"beyaz" ve "ak"- diyenler olduk..


Cabbar Kaygısız: Genel olarak şunu diğer -eğer okuyan olursa, okuyucularla da paylaşmak isterim. Çok zengin (maddi - manevi) bir sanat camiamız var fakat nedense bir türlü yoksul halk kitlelerine bu muhteşem zenginlik götürülmüyor hatta onlardan gizleniyor. Zengin sofralarında ezilen sohbetleri sizce de sıkıcı değil mi?
Asıl acıveren - vermesi gereken, bu değil midir? Anlamayanları kurtların, çakalların, akbabaların kucağına biraz da biz itmiyor muyuz bu tutumumuzla?



Erdogan Karayel: Sevgili Kaygısız, sanat camiası derken hangi sanatı ve camiasını kastediyorsunuz bilemedim. Karikatür için aynı şeyi söyleyemeyiz. Etki alanı oldukça geniş, bilgisayarı olan herkes görebiliyor... Olmayanı ise gazete ve dergilerde ya da galerilerde. Ha, bunların hiçbirinde göremiyorsa o zaman kendisini sorgulaması lazım.
Zengin sofralarında ezilen bir sanat değildir karikatür. Tam tersine zenginleri ve siyasetcileri ezen bir sanattır. Kastettiğiniz sanat ve sanatçılar (daha çok müzik alanında belki) da yok değil ama bu bizim konumuz değil. Bakın örneğin, kopya bir şarkıyla birilerinin gönlüne girip ödül olarak o partiden milletvekili adayı yapılan sanatçı(!)lar da var bu ülkede. O nedenle sapla samanı birbirinden ayırmak lazım. Asıl misyonumuzu o dediğiniz çakal, akbaba ve kurtların kucağına oturmayarak ve de oturtmayarak yerine getirebiliriz. Bunun da bedeli ağır oluyor bazen. Kolayı değil zoru tercih ederseniz özellikle..


Sultan Güner
: CabbarBey sizin baktığınız gibi çok 'arkadaşım var' facebookta... Sanalda diyalogda da söylediğim gibi, içecek suyumuz kalmadığında yaptığımız sanatın değeri ne durumda olacak merak ediyorum!
Birçok fotografçı arkadaşım benim sayfamı görmezden geliyor çünkü ben hayatın tehlikesini daha çok paylaşıyorum. Binlerce kare fotografımı paylaşmaktansa 'su' için bir eylemi paylaşmayı tercih ediyorum. Basit örnekler bunlar.
 
Erkan Yazarkan: Bu tartışma (diyalog ortası) sanırım en az beş yüz yıldır sürer, gelir ve gider. Diyalogun sonuna gelindiğinde durulur ve herkes yerini daha iyi görür. Değerli Erdogan Karayel'in kendisini ispat etmek - ortaya koymak gibi bir derdi olacağını hiç ama hiç zannetmiyorum. Değeri, becerileri, yaptıkları, eylemliliği, cesareti zaten ortada olan bir sanatçımızdır. Herkes Karayelin kendisini sever.
Sanırım dokunulan nokta zavallı halk yığınlarının neden oraya buraya sürülmek zorunda kaldıkları ve bir türlü - tarih boyunca, tutunamadıkları ile ilgili. Halk yığınları üretmek zorunda olan çalışanlarken sanatçılar üretimi depolayan depocular mıdır? Korumacılığın, biriktirmenin anlamı nedir gibi sanırım?


Sultan Güner:
Herneyse burda çook kişi görüyor -beğene basmasa da, çok kişi eyleme gitmese de benden haberdar oluyor. Tıklamasa da yüzlerce kişinin gözünün değdiğini biliyorum. O yönüyle hele karikatürist birinin siyasetten uzak paylaşımlara özen göstermesini düşünemiyorum. Kendi bakış açımı yazmak istedim. Tamamını okuyamadan yazdım. İlk yorumu görüp atladım, umarım yanlış anlamamışımdır. (Gülümseme)

Erdogan Karayel: Sevgili dostlar. Ufak tefek nüans farkları dışında ayrışmıyoruz bundan eminim. Ortak amacımız insanlarımızın doğruları görmesi yanlışların ardından gitmemeleri. Gelin görün ki, doğru ve yanlışlar görece kavramlar ve herkesin diline, dinine, ırkına göre de değişkenlik gösterebiliyor. Önemli olan bunların hepsini kapsayan toplumsal doğrulara ulaşabilmek. Zaten verilen mücadele de bu sanırım.

Ben bu anlamda tek çizgilere bağ/ım/lı kalmayıp duygu ve düşüncelerimi yazıya da döken biriyim. Hani herkes anlayamayabilir diye çizgiden ya da herkes okumaya sıkılır diye yazıdan... İnsan bir şekilde kendisini bulmak istiyor çoğunlukta. Yalnızlık bu anlamda can sıkıcı geliyor bana. Hepsi bu.

Erkan Yazarkan: Lütfen yalnızlık hissine kapılmayınız. O kadar çoksunuz - çoğuz ki bütün programlarında varız ve sizlerin söylem ve eylemlerine göre evrilmek zorunda hissediyorlar -buna mecburlarda. Çünkü güçlüsünüz. Ortak değer konusuna gelince naçizâne benim gördüğüm, insanlığın bütün evrimi bilimsel düşünceye doğrudur. Aşamalarında inançlardan felsefeye, felsefeden bilime geçerken de o zor soruları aşmada en faydalı uğraş sanat olmuştur. Umarım insanlık ortaklığının yeterli olduğu günler daha da yakınlaşır. Hepinizi seviyor ve saygılarımı sunuyorum.

Erdogan Karayel:
Merak etmeyin...
Yalnızken çoğalanlardanım, üretirken özellikle...
Düşüncedeki yalnızlığa gelince,

Bir gün çoğalacağız.
Buna da adım gibi eminim.




EK:

1956 yılında İstanbul'da doğdum. 1976 yılına değin sürdürdüğüm resim çalışmalarını bu yıldan sonra karikatüre yönelttim. M.Ü. Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Sanatlar bölümünü bitirdim (1976-1983)

Çizgi film animatörlüğü yaptım. Çeşitli dergilerde karikatürist olarak çalıştım. (Gırgır, Çarşaf, Ses)

Yayınlanan karikatür albümlerim:
Renk-Leke-Çizgi,
En Gurbettekiler,
Bir warmış Bir Yokmuş,
Hans ve Hasan,
Siyah-Beyaz Öfkelerim 8 kişisel, 15 karma sergide eserlerim yer aldı.

Karikatürlerim çeşitli ülkelerde sergilendi; Almanya, Japonya, Kanada, italya, Bulgaristan, Yugoslavya, Küba

Katıldığım karikatür yarışmalarında toplam 39 ödül kazandım.

Don Quichotte Mizah Dergisi'nin de genel yayın yönetmeniyim.

Kaynak: http://www.ekarayel.com/tr/hakkinda