DİYALOG MÜZESİ

ATAKAN EKER İLE


458. DİYALOG: SABOTAJ



Sanat, disipliner olarak bu kadar güçlü olmasına rağmen neden farklı insan ve kültür katmanlarında hakettiği yeri bulamamaktadır, sanat kendini nasıl korur?
Diyalog Sanat

Ya da bilim, ilim, irfan, ahlak, hukuk v.s. Bunların alayı korunamamış iken o hiç koruyamaz. Bizler de koruyamadık gerçi. Allah' ta belamızı verdi işte.

Sanat yaşamını nasıl sürdürebiliyor?

Kavramsal olarak sanat mı sadece ve bizim ülkemizde mi?
Yoksa süregiden bir yaşam görmüyorum ben, kendini koruyabilen bir kavram veya kurum da...

Dışımızdaki dünyada neler olup bitiyor, kendini korumadan nasıl hayatta kalabilirki..?

Anladım Abi. Bildiğim ve izlediğim kadarı ile Monarşi ile yönetilen ülkelerden Fas' ta bile-ki büyük kültürdür Endülüs ile birlikte devlet veya kral yani erk sahip çıkıyor.

Şöyle ki; bir festivalin sponsorları çekiliyorlar ve festival iptal durumuna kadar geliyor. Kral çıkıyor ve diyor ki, "bu festival Fas ülkesi turizmi, tanıtımı ve elbette kültür ve sanat tarihi için değerlidir. Festival yapılacaktır ve tüm masrafları yönetim karşılayacaktır". Umman' da Muscat' a opera binası dikilmişti ben oradayken. Suudi Arabistan'da resim, heykel tartışılırken güzel sanatlar fakültesi açılıyordu 2010' da. Avrupa ve Benelüx ülkelerdeki STK, dernek, dayanışma kültürü ve sanata verilen önem ile etkinliklerle bir sorun olduğunda halkın tepkisini yazmıyorum bile buraya.

Sanat sanat içindir diyenler olacaktır belki haklı da olabilirler çünkü topluma ulaşması için önce sanatın icra edilebilyor olması ve buna uygun altyapı ile kimden gelirse gelsin destek gerekir.

Sonuç itibari ile bizi konuşuyor isek üstte saydıklarımızın hepsi tahrip edildiğinden bir avuç idealist insan ve belki kurum ve başlarındaki insanlar otorite ile kavga ede ede sanatını ortaya koymaya, halka ulaştırmaya çalışıyor. Sanatı yaşatan ve her şeyi yaşatabilecek kapasitede olan şeyin donanımlı bireyler olduğuna inanıyorum en çok. Çekirdekten başlanıyor yani. Dolayısıyla önce eğitimli ve nitelikli insan olacak ve sanatçıya saygı ve sevgi beslenebilecek, bir farkındalık oluşacak daha sonra sanat yaşayacak ve daha fazla yayılacak.

Sadece bir avuç sanatçı ve kurum bürokratı ile zor görünüyor ülkemizde. Daha bir dinleti veya okuma klubünde nasıl davranılacağını bilmiyor veya sanatı, edebiyatı nasıl izleyeceğimizi veya güçlendireceğimizi bilmiyoruz. Haliyle mücadeleler de eksik-yetersiz kaynaklarla veriliyor. Eğitim ve okul müfredatlarında sanatın tüm formlarına daha geniş yer verilmesi ve öğretilmesi, ardından yönetim tarafından desteklenmesi, bu konuda alınan tüm vergi ve harçların kaldırılması, tarıma verilen - ayrılan sözde hîbelerin sanat yapmaya çalışan insanlara da hakkı ile verilmesi, ehil kişi ve yöneticilerin kültür ve sanat politikaları ile ilgilenip, ciddi bir proje ve projeksiyon yaparak çalışmalar oluşturması, amatör sanatçılara destek verilmesi için sanatın her türlüsü ile ilgili sadece bu alanda çalışan yeni devlet veya özel konservatuvar ve dershanelerin açılması v.s. gibi birçok geliştirilebilir - eklenebilir fikir ile sanat yaşar, yaşatılır. Yoksa yaşar ne yaşar ne yaşamaz Erkan Abi. Biraz uzun bir cümle oldu daha da uzatmayayım diye kestim. Sürç-i lisan etti isem affola.

Çok hoş bir değerlendirme olmuş, teşekkür ederim.

Dönüp dolaşıp donanımlı bireye geliyoruz, o halde sanatın kendi kendine yeterli olabilen başlı başına bir disiplin olduğu gerçeğinden insanımıza bu özgüveni nasıl aşılayacağız?

Eyvallah Abi. Dediğin gibi dönüp dolaşıp iş "birey eğitimi ve biraz da kendi ayağımıza sıktığımıza" geliyor. Özgüven sorunumuz da hat safhada. Sadece halk veya yöneticiden bahsetmiyorum. Biz çok bilen ve haliyle bol yanılanlar, entellektüel kesim ve aydınlarımız, elitler ve kendini aristokrat zannedenler filan... Yoksa Sanat Dünya gibi; ona bir şey olmaz yaşar da, gelişir de, bir şekilde devam eder o hayatına, yavaş gelişir belki bir uzvu ampute edilir ama kendi kendine yeter elbet.

Bizim özgüven sorunumuz ise herhalde ülkenin kendi değerlerini tam anlamı ile bulması ve kalkınması ile olur. Ve o da yine bireyin eğitimi ve nitelik kazandırılması ile mümkün. Yani eğitimci değilim ve Allahtan değilim ama bir yandan da olmak isterdim çünkü eğitimci, bir nefer gibi tek başına belki sistemi, müfredatı değiştiremiyor ama özgür, düşünen, eleştiren, araştıran insanlar yetiştirip onlara ilham olabiliyor. Gerçekten önce öğretmenler ve doktorlar, sanatçılar gibi sadece insanlık adına çalışıp hizmet eden insanların şartlarının iyileştirilmesi ve manevi, bilimsel ve belki de siyaseten de desteklenmeleri gerekiyor...

Bu özgüven meselesi eğitimcinin doygun şartlara ulaştığında birkaç nesil sonra eğitimin de düzelmesi ile birlikte diğer dallara doğru yayılır umarım hocam, ne diyeyim.

Uluslararası (evrensel) sanatçı birliktelikleri her fırsatta değerlendirilmeli yurtiçinden veya yerel direnişler kırılmalıdır ve bu yapılırken de Kültürü evrensele taşıma esasından hareket edilmelidir.
Bu yolu izlediğimizde hem hızlı hem de daha sağlam kalıcı ilişkiler kurabiliriz.

"Biz çok geriyiz, onlarla nasıl oturup kalkabilirizki" yaklaşımı koskoca bir palavradır çünkü Sanat özü itibariyle evrenseldir. Denemek lazım.

Biz, dev bir platform kurduk (ArtCRİTİCS) senelerden beri işletiyoruz ve şimdiye kadar bahsedilen en küçük bir olumsuzlukla karşılaşmadık bilakis kendi insanlarımız ayaklarımıza dolandı!

İşte tam olarak sonuç cümleden bahsediyorum ya Abi, ben de fakat bu birliktelik meselesine katılıyor hatta onda çok fazla bir sorun görmüyorum bile. Sanatçılarımızın bir çoğu değişik kültürlere sadece konuk olmuyor, birlikte bir şeyler üretiyorlar ve oradan buraya geliyor, buradan oraya da götürüyorlar. Bu konuda sanatçılarımıza yeterli destek hem maddi hem de manevi anlamda verilmese de onlar dediğimiz gibi bir yolunu buluyorlar. Özellikle müzik konusunda bir özgüven veya bir aşağı çekme gayreti görmüyorum. Tiyatro ve sahne sanatlarında ve diğer disiplinlerde de birliktelikler, ortaklıklar oluşacaktır.

Sanatçı evrensel algılıyor ve çalışıyor. İmkanları elverir ise kendi, olmaz ise, devlet veya sponsor desteği bulmalı. Son yıllarda sponsorlar da elini az biraz taşın altına koymaya başladılar sanki. İşte! Devlet en çok desteği vermeli ancak köstek oluyor. Yoksa bizim sanatçımız evrensel değil, geri, özgüvensiz v.s. demiyorum haşaa. Beni çok aşar o laf. Ben halkıma da güveniyor ve onların da iyi verildiğinde, sunulduğunda alabilecek, beğenip devam edebilecek, ettirebilecek kapasitede olduklarına inanıyorum, sanat ile ilgili her şeyi... Yetenekli bir millet olduğumuz kanaatindeyim lakin resmen sabote ediliyor halkın sanata, sanatçıya ulaşması. Popçulardan ve magazinden bahsetmiyorum tabiki...

Sabote konusuna gelmişken; acaba sanat yine kendini korumak amacıyla haketmeyen ellere düşmemek için bir nevi sabotaj, deneme, sınama, hakedeni bulma yollarına tevessül eder mi, yoksa sanat adına yapılan bir eylem midir, örneklendirir misiniz?

Abi, açıkçası örnekledirebilir miyim bilmiyorum ama zamanında "rejim veya yönetim" diyeyim belli kalıplara sokarak elitize etmiş. Bunları siz benden daha iyi bilirsiniz ama tiyatrodan insan kovanları da biliyorum ve duydum, sanatçıya saygısızlık edeni ve nedenini buna bağlayanını da... En basitinden örnek vermem gerekiyor ise 1996' da Ankara Devlet Tiyatrosu Şinasi sahnesinde Yahudi kökenli hatta sanırım Polonyalı bir oyun yazarı olan C.P Taylor' ın "İyi" isimli bir oyunu sahneye konmuş biz de tiyatro aşkı ve az biraz harçlık çıkartalım diye figürasyon kadrosundaydık.

Kadro birçok tanınmış, son derece yetenekli ve hatta emektar ve bizlere mentorluk abilik, ablalık, hocalık eden Devlet Tiyatrosu oyuncuları ile neredeyse her gün kapalı gişe oynuyorken bir sezon sahnelenebildi... Neden diye sorar isen oyun oldukça kışkırtıcı bir şekilde Nasyonal Sosyalist Parti' nin ve faşizmin yükselişini anlatıyordu. Uzatmayayım, politik sebepler dendi, prodüksiyon masrafları v.s. dendi, 2-3 yıldır turneye çıkan tuhaf eserler devam etti ya yerinde ya turnede. Bizim oyun toptan kalktı.

Bir nevi sansür olduğunu düşünüyorum -ki sen de tahmin edersin o dönemler ülkemizde yaşanmaya başlanan ilk kırılmaların, tarafgirlik ve kayırmacılığın olduğu süreçlerdi. Sonuç olarak o zamanki Devlet Tiyatroları müdürlerimizi mumla arıyoruz şimdi. Belki de evet, zamanında sadece belli bir kesime hitap etmesi düşünülen ve düşündürülen sanat disiplini kurumlarını ellerine geçirenler sonradan içeriğe ve oyunculara da başka şekillerde tek tek zarar verdiler. Olan önceden ulaşabilenlere de oldu. Programlar değişti, oyunlar, e haliyle oyuncular ya ihraç edildi ya bıraktı derken yeni sahneyi ve oda tiyatrosunu filan kaybettik. Dolayısıyla erk kimin elinde ise kimi kimseleri beğenmediğinden, kimi sanat felsefesi dolayısıyla, kimi de kendi düşüncesini dayatmaktan ileri gelen bir yıpranma oldu.

Benim "ölüler, zombiler, hortlaklar imparatorluğu" dediğim ve tez olarak sunduğum "beceriksiz, korkak, mıymıntı ve özellikle bigisizlerin üzerine çöreklendikleri bir hazinedir aynı zamanda sanat"

Tarih boyunca fedaileri olup sanatın disiplin olarak yapmayacağı / yapamayacağı işleri bu fedaileri yapmıştır.
Ülkemiz gibi ilkel - Ortaçağ - kale - diktatörlük devletlerinde sanatı da egemenliği altına almaya çalışanlar hem rezil hem de rüsva olmuşlardır. Vatikan Kilisesinin tavanına bizzat "Tanrı diye bir şey yok. Bunlar sizin uydurmalarınızdan başka bir şey değil" diyen kazıyan sanatçı aynı zamanda insanlığı da kurtarmaktadır.

Özünde cevher / cevherler barındıran sanat önünde sonunda sıyrılarak gerçekten de evrene hatta evrenlere yayılacaktır.

Üzerimize düşen sonsuz geçmiş ve gelecek içinde yerimizi bularak bu cevheri taşıma becerisi geliştirmektir. İşte yaratıcılık budur. Yaratıcılar sonsuza kadar varolacaklardır. Fakat bu ölüsevicilikle, ölümü kutsamakla oluşamaz.

Sürekli yaşam, sürekli üretim...

Bunu ikinci kez yazdığına göre ölü sevicilik yapmayalım, önümüze bakalım diyorsun sanki

Kendimiz yapacağız, ne yapacaksak...

Orası öyle Abi. Kendimiz ve kendimizce de olsa yapılmalı bir şeyler. Atakan Eker