DİYALOG MÜZESİ

AYŞEGÜL TOKER İLE

272. DİYALOG
ROMANTİK FEMİNİST

Merhaba

Merhaba


Sanat güncelinizi almak isterim. Siyaset konuşmayalım lütfen

Din ve siyaset konuşmayı sevmem. Sanat güncelim konusunda ne diyebilirim bilmiyorum. Şahsi bir etkinliğim yok...
 
Yazı, müzik, edit v.s.

Yazarım. Üç kitabım var. Editörlük var. Kitap dosyası geldikçe değerlendiririm. Müzikte henüz bir şey yapmadım. Sıra ona da gelecek bu gidişle. Resim ve edebiyat var... Bir de müziği eklemeli. Az buçuk dansı da denedim.

Diyalogsanatı takip etme imkanınız oldu mu?

Hayır. Şimdi sayfanıza bakıyorum. 317 de ortak arkadaş olduğunu şimdi gördüm. Sitenize de tıklayayım.
 
Gelen yazılardan devam edelim dilerseniz, neler geliyor son günlerde, içeriklerini merak ederim?Daha sonra resim ve edebiyatın diğer türlerini de yazışırız. Dilerseniz sitemizin sağ sütununda EDİT' le ilgili yer verebilirim size de?

En son düzenlediğim kitap dosyası tasavvuf edebiyatı türündedir. İlahi aşk.

Doğaçlama röportajlar var galiba? Ana sayfaya bakmaya başladım.
Editle ilgili ne yapabilirim?

Evet, diyalog diyoruz. Her diyalogda bir konu işlemeye/değinmeye çalışıyoruz.

Yazıların düzenlenmesini mi yapayım?
Güzelmiş. Köşe yazısı modunda röportaj.

Editle ilgili, arayan arkadaşlara yol gösterebilirsiniz. Nasıl yapılır, türünden.

Olabilir. Söylerim de diyebileceklerim bir word' yazısını geçmez ki.

Olsun. İsminiz bulunsun. Bizim açımızdan zenginlik katmış olursunuz.

Olur. Editörlüğüm yazarlığımdan eskidir.

İletişim bilgilerinizi alayım o halde.



Bu tür yazıyı yazar sayfamda paylaşmıştım ama o yazar adaylarına yol gösteriyordu.
 
Ekliyorum.Siz yukardaki sorudan devam edin lütfen."İlahiyat devam ediyor sanata geçemedik ki bilimsel düşünceye geçelim" diyorsunuz anladığım kadarıyla?

Yoo, hayır. İlahiyat konusu da bana ait değil. Benim kendi yazdığım konular kadın temalıdır. Aslında kendimi ve yazdıklarımı tanımlamam gerekiyorsa..
Bu zamanların Duygu Asena'sı olmaya adayım. Zaten kadınca adında grubum da var. kadının toplumdaki yeri ve hayatının nasıl olması gerektiği ile ilgili yazılar ve bu bağlamda romanlar yazıyorum. Kimsenin düşünmediğini ve yapmadığını yapmak için farklı yollar izliyorum ama bunu burada açıklamayacağım tabi ki. o benim stilimdir.
Din ve siyasetle ilgilenmem desem de babamdan bulaşan bir sohbet türü olarak gündemdeki haberleri takip edip, parti ya da isimler üzerinden değil de olayın topluma etkisi yönünden yorumlamayı severim. Sosyal bilimciyim. Daha kaliteli bir toplum ve daha bilinçli, özgür kadınlar oluşturmak için ben de elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Kendim de örnek olmaya çalışarak.
 
Duygu Asena'dan devam edersek ve roman yazımından, senaryo yazmayı denemez misiniz, bence daha kalıcı ve verimli bir uğraş?

Denedim. Kendi ilk romanımı senaryolaştırmaya çalıştım. Deneme yaptım ama çok da sevmedim. Çok el alıyordu. Duygu Asena'yı da okudum ve halen gördüğüm yazılarını okumaya devam ediyorum ama ben onu hem bu zamanın akıllı telefonları, interneti, özel tv kanallarının olduğu zamanına göre uyarlamaya hem de Türk aile yapısına göre anlatmaya çalışıyorum. Çok da erkek düşmanı değilim yani. Ben romantik feministim. Aşka inanmam ama sevmeye inanırım. İnsan seviyorsa da anlaşmanın bir yolunu bulur.

El almaktan kasdınızı anlayamadım tam ayrıca bir tür dönüştürücülük müdür bu veya özgün bir şeyler denemeyi düşündünüz mü?

Senaryo için mi soruyorsunuz bunu?

Ele almak mı el atmak mı?

Senaryoyu yazmayı denedim ama sevimli gelmedi. Bana hitap etmedi. Yine de ilk romanımın senaryo çalışması var. Özgün konularım var tabi.

Kısa pasajlar yapıştırırsanız buraya görmek isterim.

Hatta iyi bir yayıncı ile çalıştığımda Türkiye'nin en iyi kadın yazarları arasına girebileceğim konusunda da iddialıyım.
Senaryodan mı?
Kitabı bilmiyorsunuz ki?
Ben kitabımdan bile satırlar paylaşmam hiç.
 
Kitaplarınızdan devam edelim.

Menager' inizi bilgilendirirseniz / onunla da paylaşırsanız hatta o da arkadaşlarıyla paylaşırsa ayrıca sevinirim. Kollektifimize katılmış olursunuz. Sağ sütüna dikkat ederseniz diğer arkadaşlarla da iletişiminizi güçlendirmenizi önerebilirim.

Şu anda yazışmamızı gönderdim zaten. O da takipte.

Teşekkür ederim. Sitemizle ilgili genel değerlendirmesini iletirse sevinirim.

Henüz sizinle yazışıyorum diye incelemedim. Yavuz beye söyledim. Bakıyordur sanırım.

Ok. Kitaplarınızla devam edelim lütfen. Buradan diğer yazar ve editör arkadaşlara da öneriler çıkabilir kanımca?

Çıkabilir. O tarz bir yazı yazar sayfamda da var. hatta birkaç gün önce birisi daha örnek alacağını söylemişti. Yazarlara da editörlüğe de hevesi olanlara da yol gösterebilirim. Bu arada dikkatinizi çekiyor mu bilmiyorum ama ben yazışırken de takı ayırmalarına kadar eklere dikkat ederim. Doğru kelimeleri yazmaya çalışırım.
Ne yazayım, kitaplarımı mı anlatayım?
 
Evet kitaplarınız lütfen.
 
2006da ilk kitabım "Bez Bebek" çıktı ve çalıştığım tüm yayıncıların kitabı basmaktan fazlasını yapmadığı bir duruma karşın, sırf benim çabalarımla "Bez Bebek" 4 baskı yaparak 5 bin adet sattı. İkinci kitap 2008de "Bir Ömürlük Sevgili" adıyla çıktı. Benim koyduğum isim bu değildi. O yüzden adı anlamsız oldu. "Bir" kelimesine gerek yokmuş. Editörlüğünü gösteremeyen editör- yayıncı bu adı seçerek bastı. "Bir Ömürlük Sevgili" romantik bir deneme kitabı oldu. "Bez Bebek" romandı. Engelli bir kızın trafik kazası sonucu değişen hayatı anlatılıyor ama orada da güçlü bir kadın hikayesi var... Acıklı değil.
Üçüncü kitap, 7 yıla yakın süre köşe yazarlığı yaptığım yerel bir gazetede yayınlanmış ve çok beğenilmiş yazılarımın toplanması ile oluşturulmuş AYNA adında kitabımda 2014de basıldı. Hiç bir yere gönderilmedi. fuarlarda el altından satıp, bana ödeme yapmadı yayıncım. ben de hepsiyle anlaşmalarımı sonlandırdım. Şu anda 3 kitaplı, 13 yıllık editör bir yazarım.



Editörlüğümü de eğitim zamanındaki gençlerin okuduğu kitapları yayınlayan Eğitim Yayınlarında yaparak başladım. Sonra bireysele döndüm. Tanıdık isimlerin kitaplarını da düzenlediğim oldu. klasikleri de redakte ettim. Yeni cümle ve ifadelerle anlama sadık kalarak sil baştan yazdım. Kitap üzerine çalışmalarım bunlar oldu. Şimdi yine sevgi temalı ama daha feminist bir kitap geliyor. 2. kitabımla bundan sonra yazacağım kitapların arasında böyle bir kitap çıkmalıydı. Arada bağ kuracak bu köprü kitabın adı da belli oldu. BOŞVER geliyor. 5. kitap da yine bir roman ve iki kadın öyküsü olarak yazılmaya başladı.
 
Romantik Feminizm ve Boşver Geliyor ilginç bir kurmaca oldu. Romantikleri sıkıntıya sokan size göre de Kant mıdır? Onun felsefesi sıkıcı ve kuru mu gelir, genelde?

Ben geçmişi geçmiş zamana göre değerlendiririm. Kant kendi zamanına göre değerlendirilsin. ben bu zamana bakıyorum. Ben öyle erkek düşmanı bir feminist olmak istemiyorum. görüntüm ve duruşumda da öyle bir sertlik görmezsiniz zaten. Yaptığım diğer işlerim gereği de hiç öyle sert, ukala, birilerini hor gören birisi olmadığımı görüp, anlayabilirsiniz. Feminizmle sertlik ortaklaştı burada da, ilginç kurgulardır bunlar bence.


Size de tuhaf gelir mi yoksa işin doğası bu mudur?

Bende sertlik yok. sert olan sadece kararlı tutum. Feministlik sertlik değil.

O halde şu haliyle devam edelim lütfen: "Kadının güçlendirilip yüceltilmesi veya toplumda gerçek yerini alabilmesi için FEMİNİZM gibi bir akıma ne gerek duyulmuştur?"

Gerekli. Hakların eşitliği konusu için lazım. Hiç bu konuya girmeyi sevmediğim halde şeriat ve dini baskılar, din adı altında kadına uygulanan ahlak kurallarının arttığı bu zamanda feminizm yine can bulmalı. Yoksa bu kadın cinayetlerinin önüne geçilmez.



2.BÖLÜM

SEKÜLERİTE

Dünya için değil, Türkiye için değerlendiriyorum şu anda. Dünya için değerlendirdiğimizde Tuareglerin kadınlarının dünyanın en şanslı kadın nüfusu olduğunu da bugün öğrendim mesela.

Seküleriteyi güçlendirmek düşüncesinin özünü sunmak bu kadar zor mudur? Laiklik...


Kullandığınız ya da kullandığımız kelimeyi siz ya da ben bilsek bile karşımızdaki bilmediği anda konudan, bahsedilenden uzaklaşır.


Dinlerin kendi aralarındaki ve içlerindeki soru ve sorunlara bulaşmamak; YANİ

İlgiyi sürekli kılmak adına farklı kelime yerine Türkçesini ve çok kişinin bildiği anlamını kullanırsanız sevinirim. Minik bir editör notu olsun.

oK. laiklik diyelim o halde

Tamam. Böylesi bir kelime ve açıklama varken konuyu bölüp de dikkati bilinmeye kelimeye çekecek bir sözcük kullanmamış oluruz.

Bazen ben de farklı bir kelime kullanmaya kalkıyorum. sonra ardından anlamını ekliyorum ki bilmeyenler de ne demek istediğimi anlasın. Neyse.. Şimdi sorunuzu laiklik kelimesini yerleştirerek düşünmeye çalışıyorum ama ne demek istediğinizi de anlayamadım.
Laikliği düşündürmek lazım tabi. Yazılarımda yapmaya çalıştığım da hep bu oldu. Sormak istediğiniz bu ise.

Kadının dini bir takım gerekçelerle toplum dışına itildiğini savunmuştunuz. Kadına ve kadının eşine dostuna "laik düşünce" anlatılabilir mi?Yani "bu işlere bulaşamasak daha iyi" diyebilir miyiz?

Bulaşalım. Siz yanmasanız biz yanmasak nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?
Erkekleri bu yaştan bu aşamadan sonra eğitmek zor ama kadınların yetiştireceği erkekler babalarına benzemeyebilir. Kadınları akıllı ve düşünür kılmakla işe başlanabilir.

Engellendiklerine göre, öncelikle engeller kalkmalı değil mi, "bulaşmamaktan" kasdım dinin soru ve sorunlarına bulaşmamak anlamındaydı?

Dinden ne anladıklarına bağlı. Benim dine bakışım da son dört sene içinde çok değişti.

Din ne?
Neden sadece müslümanlık kadını kısıtlıyor?
Neden diğer dinlerin kadınları bizimkiler kadar baskı altında değil?
Kitabına editörlük yaptığım deprem profesörü Ahmet Ercan'ın "Evren ve İnsanın Yaradılışı" ile ilgili bir seminerini izlediğimden beri din ve bilim konularını da öğrenmeye ve okumaya başladım. Bu konuların sonu yok. Öğrenmek sınırsız.

Dinlerin tümünün düşünce alanlarının dışına çıkıp laik düşünemez miyiz, "herkes neye inanıyorsa inansın bizi ilgiledirmez" demek zor mudur?

Bakış açınızı değiştirmek önemli. 3. kitap AYNA'da da anlatmaya çalıştığım gibi...Denebilir ama bizim bunu demememiz yaşantımızdan dinin kurallarını silip, yok etmiyor. Halen "elalem ne der?" mantığıyla yaşatılıyoruz.
Din ne der?
Baban ne der?
Adın çıkar.
Ayıp, günah, yasak..
Neden hep bunlar kadınların üzerinde?
Bizim onları yok saymamız nasıl mümkün olacak?
Kadını eğitip, onu daha fazla düşünür kılarak.

"Çevrenize bakın ve örneğin İslam Aleminin halini görün, burada bir yanlışlık hatta yanlışlıklar yumağı yok mu?" diye sorabiliriz.

Sorabiliriz. Var tabi. Herkes farklı uçlara çekiyor. Hem "kadına en çok değer veren dinin İslam olduğu" söyleniyor hem kadına en çok zulüm bizim dinimizde yaşanıyor. Dinin kurallarının kadının hayatına dayatılması mantıksız. Neden sadece kadın?
Dinle ne ülke ne kadın yönetilir. Kadının hayatına kadın kendi karar versin. Neden birileri bir takım yasak ve kuralları kadına uygulamaya kalkıyor? beyin ve karar yetkisi her insanda aynı değil mi? - ki kadın anne olma vasfından dolayı erkekten daha güçlü içgüdülere sahiptir. Kadın erkekten daha doğru kararlar alabilir. 6. hissi, içgüdüleri güçlüdür kadınların. Bunu bilimsel olarak da kanıtlayanlar söylerler. Kadının beyin yapısı ve düşünce şekli bile erkekten daha üstün. Ama o beyni kullanmasını dini kurallarla yasaklamak ve kadını köle haline dönüştürmek niye? laik ve feminist bir yaklaşımla kadınlar yeniden can bulmalı bence.


3. BÖLÜM

İLAHİ AŞK ZIRVALARI

Size gelen yazılardan birisinden bahsetmiştiniz. İlahi Aşk" gibi bir şeydi sanırım. Bu da bir çeşit kandırmaca değil midir, "işte bakın kadınlar aslında biz dindarlar sizi ne kadar seviyoruz" gibisinden..?

Hayır. Menajerimin çalışmasıydı bahsettiğim dosya.. Orada beşeri aşktan ziyade kul ile yaradan arasındaki bağ anlatılmış. Ona paralel insanın sevgisine de değinilmiş ama .... nasıl anlatayım şimdi? Benim 2. kitabım Bir Ömürlük Sevgili' de" "seni sonsuza kadar sevebilirim" demeye çalışır ama iş kadının yaşam şartlarına göre değerlendirildiğinde ne ilahi ne de romantik görünmeyen bir gerçekle karşılaşılıyor.

İlahi Aşk size göre nedir, böyle bir şey olabilir mi, olursa veya olmazsa kime ne ispat edebiliriz ki?

Ooo çok uzun zaman alacak konulara girdiniz. Yazmakla bitmez bu konu. İlahi aşkın tanrıya karşı duyulduğunun en iyi örneğini Yunus Emre sergiliyor tabi ama ona aşk dersek öyle bir aşk insanların arasında yok...

Yazalım lütfen. Vaktim var benim.

Siz arada soru sorarak yönlendirin. Demek istediğinizi eksik ya da anlaşılmaz bir halde yanıtlamış olmak istemem. Olabildiğince herkesin anlayacağı dilde yazmayı ve konuşmayı severim.
İlk kitabımı yazdığımda bir arkadaşım sade yazım dilimi eleştirmişti. Hiç yabancı kelimeler ve karmaşık cümleler yok diye "çok basit yazmışsın" diyerek hor görmeye kalkıştığında bile ben ona "herkes senin ve benim gibi olamayabilir. "Anlayamayacakların da anlayabileceği dilde anlatmak lazım" demiştim.
Yine o mantıkla yola devam ediyorum.

Sizdeyim, sizi dinliyorum. Neden bu tür yazılar çoğaldı?

İnsanlar arasında ilahi aşk yok. Anlaşma ve sonsuz sevgi var. Ortalık aşk doktoru, yaşam koçu gibi eskiden olmayan meslek ve sıfatlara sahip insanlarla dolu olunca, birden bire kıtlıktan çıkmış gibi herkese her şekilde ulaşabilme imkanı bulunca aşkı- sevgiyi de karıştırdık. ne yapacağımı bilemeden oraya buraya saldırıyoruz. Sevmenin gerçek anlamı unutulduğu için de kadın arada kaldı. Zorluk çekiyor.

Şunu söylersem çok mu iddialı olurum: "Dinciler kadını kandırmak/kafeslemek için böylesi konuları kullanıyorlar."

Özel TV kanalları, yazılı ve görsel basının çeşitliliği, gelişen teknoloji ve tüketim çılgınlığı sayesinde ilişkiler bozuldu. Yeni meslekler çıktı ve kadın tüm bu olanlardan en çok zararı gören cins oldu.
Tabi ki diyebilirsiniz. Kadının gücünden korktukları için susturup, sindirmeye çalışıyorlar. Resmen manevi bir tokmak haline getirilmiş din ve ahlak baskısı ile "sen bilmezsin. sus. yerine otur. işine bak" denilerek kadının aydınlanmasını, düşünmesini istemiyorlar. Din adı altında kadını köleleştiriyorlar ve hayatlarını sömürüyorlar.

Burada sizinde gözünüze çirkin bir çark çarpar mı, nedir?

Çarpıyor tabi. Erkeklerin idaresi altına sokulmuş dini yasaklar ve kurallar var. Kadını korur gibi gösterilmeyi çalışılan ama aslında kadının yaşamını biçimlendirme kararlarını almasına engel olan çirkin bir düzen dayatılıyor.

Katkınız için teşekkür ederim. Umarım sizin için yorucu olmamıştır?

Bu arada.. beni tanımanız için ek bilgi yazayım. Antrparantez diyelim. Ben kadınlarla ilgili bir mesleği de yapıyorum. Estetisyenliğim de var. Kadınların sağlık ve güzelliği için de çalışıyorum. Artık yeni yazı, yeni kitaplarda yazmaya devam ederim. Herhangi bir etkinlik, panel ya da fuar gibi ortamlarda kadınlarla, okurlarla buluşursam da orada da konuşmaya, anlatmaya devam edeceğim.

 




EK 1: ANNE OLMAK YA DA OLMAMAK


Daha önce de birkaç kere yazdım. Yine yazacağım. Doğmamış çocuğa da mektuplar yazmış, ondan hayali mektuplar da almıştım ben.
Ben anne değilim. Olamaz mıydım? Olurdum. İstesem ve inansam ben de doğururdum bir çocuk. Ne olacak? Anneliği tatmak lazım değil mi! Sanki hayatın tek amacı buymuş gibi! Çocuk olmazsa ölmemiz ya da cezalandırılmamız gerekir gibi bir madde de yok.

Ben tercihimi bencilce düşünmeden, anneliği tatmak gibi bir duygudan mahrum kalmak uğruna çocuksuz yaşamdan yana yaptım. Pişman mıyım? ASLA!
Hani hep şöyle olur ya: Bekardır “ Var mı bir kısmet?” Varsa “Düğün ne zaman?” yoksa “Hadi bul da birilerini de evlen artık.” denilir. Evlenirsiniz. “Çocuk ne zaman?” bir çocuk olur “Kardeş ne zaman?”derler?

Peki soruyorum size “Hayat bu mudur?” Evlen, doğur. İlla ki hamile kal ve eskiden olduğu gibi de en doğal yollardan doğur. Hatta mümkünse hastaneye bile gitme! Evde ebe yapsın doğumu. Sıcak su ve bir temiz bez yeter!
Ne oluyoruz? Nasıl bir geleceğe doğru ilerliyoruz gören var mı?

Her şey bir çocuğun dünyaya gelmesiyle bitiyor mu? O çocuk yemek yemeyecek mi? Hasta olmayacak mı? Sağlıklı doğabilecek mi? İlaç ve doktor masrafları olmayacak mı? Peki siz bu sağlıksız gıdalar ve sağlıksız insan ilişkilerinin olduğu dünyada canınızdan bir parça olan bebeğinize, evladınıza neyin en güzelini sunabileceksiniz? Eğitimini gerçekten aydın ve bilgili bir insan olarak yetişecek şekilde verebilecek misiniz? İyi okuyabilecek mi? Yoksa diğer kardeşleri yüzünden hep en iyilerden mahrum mu kalacak? Eldeki imkanları kaç çocukla bölüşürseniz huzurlu ve mutlu bir yaşam sürdürebilirsiniz?

Daha iki yaşındayken kanalizasyon borularına sıkışarak ölen, üç yaşındayken organları için ormana kaçırılıp öldürülen, dört yaşındayken yola fırlayıp, cahil ya da ehliyetsiz veya sarhoş bir sürücünün kullandığı araç altında sıkışarak ölen bir çocuğunuz olmayacağından emin misiniz?
Veya tamamen doğal sebze meyveyle, oksijeni bol bir yerde, toprakta dolaşarak gelişen tavuk ve ineğin ürünlerini, etini yedirerek en sağlıklı beslenme şeklini sunabileceğiniz bir çocuğunuz olabilir mi? Öyle ucuz olduğu için kanseri bilerek kabul ettiğinizi gösterircesine merdiven altı imalathanelerinde üretilmiş gıdaları yedirmeden büyütebilecek misiniz çocuklarınızı?

Hadi büyütüp, meydana çıkardınız diyelim. Okuma-yazma öğrenmenin dışında neleri öğretebildiniz çocuğunuza? Neleri öğrenmesini sağlayabildiniz? Gittiği okulda sosyal yaşamı öğrenebildi mi? Dünyayı, coğrafyayı, seyahati, tarihi, geçmişini ve başka şehirleri görüp okuyup, bilgilenip, tanıyabildi mi? Ya da bunları tanıyıp-öğrenmeye imkan bulabilecek mi? Nasıl bir mesleği olacak sizce? Kendi ayakları üzerinde dursun diye meydana salmayacaksınız değil mi? Hava ve su ile büyütmediğiniz çocuğunuzun beyin ve yaşamında başka doyurucu etkenler de olabilmeli. Sanatı, sosyal hayatı da öğrenebilmeli. Müzikle, kitaplarla, tiyatro ve sinemayla da ilgilenebilmeli, bilgi sahibi olabilmeli. En azından iki-üç konuda çok iyi ve doğru bilgi sahibi olabilmeli ki, toplumda saygı ve itibar gören, kazançlı çıkan biri olabilsin. Ve bu konular kahvehane siyaseti, futbol, magazin ve karı-kız muhabbetinden farklı alanlarda olabilmeli. Bilgilendiği konular ne kadar üst düzeye hitap eden başlıklardan olursa ilerde meslek edinmesi ve iyi bir yaşam sürdürebilmesi de o kadar kolay ve güzel olur.
Sizce ne iş yapabilir çocuğunuz? Doktor, mühendis, sanatçı, asker, iş adamı olur mu? Yoksa “hayat şartları ne gerektirirse o işi” mi yapar? Nelere sahip olabilir ilerde? Ev alabilir mi? Ya araba? Yazlık? Seyahat imkanları olur mu? Şirket kurabilir mi? Siz yapabildiniz mi bunları? Sizce çocuklarınız yapabilir mi? Ya da kaç çocuğunuz bu güzel olanaklara ulaşabilir?

Yaptıklarından hangisiyle gurur duyabileceğiniz, sağlıklı, bilgili, başarılı, iletişimci, doğru kararlar alabilen, olgun, kararlı ve mantıklı biri olabilmesi için nasıl yetiştirirsiniz evladınızı? Kaç çocuğunuza bu güzel hayatı sağlayabilir, kaç çocuk için bu temelleri atabilirsiniz? Anne olmanın sadece doğurmak demek olmadığını biliyorsunuzdur. Okuyan kadın olduğunuza göre düşünebilen ve fikir yürütebilen birisi olmalısınız. Sizce de çocuk doğurmak demek, karnını doyuracak kuru ekmeği temin etmekten ve sonra da sokağa salmaktan ibaret değildir öyle değil mi? “Çocuğu veren Allah kısmetini de verir” demezsiniz siz. Çünkü okuyorsunuz. Bilgilisinizdir. Ya bilmeyenler? Ya çocuğun kısmetiyle geleceğini düşünenler? Daha çok ufak yaşlardayken ortalıkta, sıradan ve cahilce yaşananlar yüzünden evlatlarını kaybeden-kaybedecek olan anneler? Ya parçalanmış ailelerin çocukları? Ya babasız evlatlar? Onlar nasıl bir yaşam sürecekler? Ya çalışan kadın olup da çocuk büyütmek zorunda kalanlar? Kim-nasıl bakacak da büyütüp, ortaya çıkarıp adam edecek o çocuğu? Her şey doğurmakla olsa ben doğururdum bir tane. Ben de bencilce anneliği tadardım. Ama ben dünyadaki ve hayatımızdaki zorlukları görüyor ve biliyorum. Doğmamış çocuğumu sevdiğim için de bu dünyadaki çirkinliklerden ve olan bitenden korumak için anne olmuyorum. Var mı itirazı olan?