DİYALOG MÜZESİ
diyalogsanat.tr.gg

HOMODİJİTALİS

1.211. DİYALOG: HOMODİGİTALİS 

Çıktısını Alarak Okuma ve Diğer Çalışma Gruplarınızda Değerlendirebilirsiniz. 
Birim Fiyatı: €420

07 Ekim 2025
Erkan YAZARGAN
-----------------------------

HOMODİGİTALİS
"kavram yaratımı"

Bizimki gibi ilkel, gerikalmış, yoz, yobaz, fırsatçı, çıkarcı, çakal, arsız, ahlaksız, vicdansız, istismarcı, moruk, duygusuz, duyarsız, açgözlü, cahil, hain, müfsit, acımasız, kurnaz, kemirgen, istifçi, alaycı, çiğköfteci, ölü toplumlarda (ciddi toplum eleştirisi) neden kavram kargaşası yaşanır? Tabii ki tam da böyle bir toplum olduğumuz için.

Bu kısa metin, Nihilizm ve Eleştirel Teori (veya Frankfurt Okulu) felsefi ekollerine uyduğunu gösteren güçlü işaretler taşıyor.

Nihilizm

Metin, mevcut toplumun değerlerini, ahlakını ve yapısını son derece olumsuz, yıkıcı ve tamamen yozlaşmış olarak tasvir ediyor.
 
* Değerlerin Reddi: "ilkel, gerikalmış, yoz, yobaz, ahlaksız, vicdansız, duygusuz, duyarsız" gibi ağır sıfatlarla toplumun tüm ahlaki ve etik temellerinin reddedildiğini gösteriyor. Bu, ahlaki nihilizmin bir yansımasıdır.
 
* Anlamsızlık ve Umutsuzluk Havası: Toplumun bu denli olumsuz niteliklerle tanımlanması, genellikle o toplumda bir anlam, amaç veya yapıcı bir değer bulma çabasının terk edildiği, yani pasif nihilizmin bir ifadesidir.
 
* Kavram Kargaşası: Toplumun bu yozlaşmış haliyle "kavram kargaşası" yaşaması arasındaki kurulan sebep-sonuç ilişkisi, düzeni ve anlamı sağlayan temel yapıların (kavramların) bile bu yozlaşma nedeniyle işlevsizleştiği fikrini destekler.

Eleştirel Teori / Frankfurt Okulu

Metin aynı zamanda, modern toplumun kendisini, içerisindeki çarpıklıkları ve baskı mekanizmalarını ortaya koyarak analiz etmeye yönelik bir çaba içeriyor.
 
* Sistematik Toplum Eleştirisi: Metindeki "ciddi toplum eleştirisi" notu ve kullanılan şiddetli ve kapsamlı sıfatlar (fırsatçı, çıkarcı, çakal, istismarcı, açgözlü, hain, müfsit) doğrudan toplumun yapısal sorunlarına ve bireyleri yozlaştıran sistemlere odaklanıldığını gösterir. Eleştirel Teori, kapitalist/modern toplumu, baskıcı ve sömürücü yönlerini açığa çıkarmak için radikal bir şekilde eleştirir.
 
* İdeoloji ve Kavramların Sorgulanması: "Neden kavram kargaşası yaşanır?" sorusu, toplumun kendini tanımlamak için kullandığı kavramların ve ideolojilerin bu yozlaşmış yapıyı maskelediği veya yansıttığı şüphesini içerir. Eleştirel Teori, egemen ideolojilerin bu tür kargaşalara yol açtığını savunur.

Özetle
Metin, Nihilist bir tonda (reddedici, yıkıcı ve karamsar) bir toplumsal yapıyı, Eleştirel Teori'nin amaçladığı gibi sistematik ve radikal bir eleştiriye tabi tutmaktadır. Yani, metnin içeriği Nihilizmi çağrıştırırken, yöntemi ve niyeti Eleştirel Teori'ye yakındır.

Homodigitalis kesinlikle bir kavram olabilir. Kavramlar, zihinsel araçlar olarak bir varlık, fikir, olgu ya da durumu temsil etmek ve onu anlamlandırmak için kullanılır.

Homodigitalis Neden Kavram Olabilir?
 
* Sentez ve Temsil Yeteneği:
   * Kelime, Latince "Homo" (İnsan) ve "Digitalis" (Dijital/Parmaksal) kelimelerinin birleşimidir. Bu sentez, günümüz insanının temel varoluşsal durumunu ifade etme amacını taşır: Bireyin hem biyolojik hem de dijital teknolojilerle ayrılmaz bir şekilde iç içe geçtiği, hatta dijitalleşme ile yeniden tanımlandığı bir çağı temsil eder.
   * Örneğin: Nasıl ki Homo Sapiens düşünen insanı, Homo Faber ise üreten insanı temsil ediyorsa, Homodigitalis de dijital ortamda var olan, düşünen ve etkileşim kuran insanı temsil edebilir.
 * Açıklayıcı ve Tanımlayıcı Güç:
   * Bir kavram, bir durumu veya bir sorunu açıklamaya yardımcı olmalıdır. Homodigitalis, çağımızın en kritik meselelerinden biri olan insan-teknoloji ilişkisinin yarattığı yeni sosyal, etik, felsefi ve psikolojik durumları tek bir çatı altında toplamaya ve tartışmaya olanak tanır.
   * Örneğin: Dijital kimlik, veri gizliliği, algoritmik yönetim, yapay zekâ ile etkileşim gibi konuların tümünü bu kavram altında inceleyebiliriz.
 * Sorunsallaştırma ve Eleştiri Potansiyeli:
   * Önceki metindeki gibi, bu kavram bir eleştirel bakış açısının merkezine oturabilir. Kavram, sadece dijitalleşmenin nimetlerini değil, aynı zamanda dijitalleşmenin yol açtığı yozlaşmayı, duyarsızlaşmayı veya kavram kargaşasını (dijital nihilizm) da mercek altına alabilir.

Kısacası, Homodigitalis, dijital çağın insanını tanımlama, kategorize etme ve bu yeni varoluşu eleştirel bir şekilde inceleme potansiyeline sahip olduğu için güçlü bir felsefi ve sosyolojik kavramsallaştırma aracıdır.

Homodigitalis kavramını, insanlığın tarihsel ve felsefi gelişim çizgisindeki bir ara durak olarak ele aldığımızda, ondan önce gelen ve potansiyel olarak ondan sonra gelebilecek kavramları mantıksal bir sırayla belirleyebiliriz.

Homodigitalis Kavramının Öncesi (Geleneksel İnsan Tipleri)

Homodigitalis'ten önceki kavramlar, insanın temel olarak fiziksel, bilişsel ve endüstriyel yetenekleriyle tanımlandığı dönemleri temsil eder:
 * Homo Sapiens (Düşünen İnsan): İnsanın bilince ve akla dayalı, rasyonel bir varlık olarak tanımlanmasıdır. Tüm modern insan kavramlarının temelini oluşturur.
 * Homo Faber (Üreten/Alet Yapan İnsan): İnsanın temel olarak alet yapma ve çevresini dönüştürme yeteneğiyle öne çıkması. Sanayi Devrimi ve teknolojik ilerlemenin erken aşamalarıyla ilişkilendirilebilir. Bu kavram, insanın fiziksel emeğine odaklanır.
 * Homo Economicus (Ekonomik İnsan): İnsanın kar-zarar hesabı yapan, rasyonel tercihlerle kişisel çıkarını maksimize etmeye çalışan bir varlık olarak görülmesi. Bu, özellikle modern kapitalist ve tüketim toplumunun yükselişiyle ilişkilidir.
 * Homo Symbolicus (Sembolik İnsan): İnsanın kültürü, dili, sanatı ve mitolojiyi yaratan, yani semboller aracılığıyla anlam üreten yönüne vurgu yapar.

Özetle: Homodigitalis, Homo Sapiens'in bilişsel gücünü alıp, Homo Faber'in araç yapma yeteneğiyle (bilgisayarlar, ağlar) birleştirerek dijital bir varoluşa taşır.

Homodigitalis Kavramının Sonrası (Post-Dijital İnsan Tipleri)

Homodigitalis kavramından sonra gelebilecek potansiyel kavramlar, dijitalleşmenin ötesine geçen, biyolojik ve yapay zekâ entegrasyonunun en üst seviyelere çıktığı, "post-insan" ya da "üst-insan" hallerini işaret eder:
 * Homo Cyberneticus / Homo Deus (Siber/Tanrısal İnsan):
   * Bu kavram, insanın vücuduna kalıcı ve geri dönülemez şekilde dijital veya biyonik bileşenlerin yerleştirildiği (siborglaşma) ve biyolojik sınırlarının aşıldığı bir aşamayı temsil eder.
   * Özellikle transhümanizm felsefesiyle yakından ilişkilidir. Homo Deus terimi, yazar Yuval Noah Harari tarafından bu seviyeye ulaşmış, ölümsüzlüğü ve tanrısallığı hedefleyen insanı tanımlamak için kullanılmıştır.
 * Homo Futurus / Homo Syntheticus (Gelecek/Sentetik İnsan):
   * Bu kavram, insanın sadece dijital araçları kullanmakla kalmayıp, yapay zekâ ve genetik mühendisliği sayesinde varoluşunun temelden yeniden tasarlandığı bir dönemi ifade eder.
   * Bilinç ve zekanın tamamen dijital platformlara aktarılması (zihin yükleme) veya tamamen yapay, sentetik varlıkların (androidler/gelişmiş yapay zekâlar) insan türünün devamcısı olarak kabul edilmesi bu başlık altında incelenebilir.

Özetle: Homodigitalis, dijital dünyada yaşayan insanken; sonraki kavramlar, dijital ve biyolojik sınırları kaldırarak tamamen yeni bir varlık formu yaratan insanı temsil eder.

Homodigitalis kavramı, yani dijital çağın insanı, sanat dalları için yalnızca bir konu değil, aynı zamanda hem bir araç hem de bir meydan okuma sunar. Sanat, bu kavramı esas olarak üç boyutta inceler: İçerik (Konu), Form (Araç ve Yöntem) ve Eleştiri (Sorgulama).

1. Görsel Sanatlar (Resim, Heykel, Dijital Sanat)

Görsel sanatlar, Homodigitalis'in varoluşunu ve çevresini somutlaştırır:
 * İçerik: Dijital Kimlik ve Gerçeklik: Sanatçılar, insanın sosyal medya avatarları, ekranlara bağımlılığı ve sanal gerçeklikteki (VR) varlığı gibi konuları işler. Glitch Art (Hata Sanatı) gibi akımlar, dijital sistemlerin kusurlarını, yani Homodigitalis'in yeni kırılganlıklarını yansıtır.
 * Form: Yeni Medya ve Etkileşim: Sanat eserleri artık tuvalle sınırlı değildir. Kinetik Sanat, Yapay Zekâ Destekli Sanat (AI Art), Dijital Enstalasyonlar ve Biyonik Sanat kullanılarak üretilir. Bu, sanatın nesnesinin kendisinin dijitalleştiğini, yani Homodigitalis'in kendi araçlarıyla kendini ifade ettiğini gösterir.

2. Edebiyat ve Tiyatro

Edebiyat ve Tiyatro, Homodigitalis'in iç dünyasına, psikolojisine ve sosyal etkileşimlerine odaklanır:
 * İçerik: Yalnızlık ve Yabancılaşma: Romanlar, Homodigitalis'in sanal ağlar içinde ne kadar "bağlı" görünse de yaşadığı derin yalnızlığı, anonimliği ve gerçek insan ilişkilerinden kopuşu inceler (Örn: Distopik veya Siberpunk temalı eserler).
 * Form: Yeni Anlatı Yapıları: Dijital iletişim dilinin (kısa, parçalı, hiperlinkli) metinlere sızması veya Tiyatroda Canlı Yayın, Etkileşimli Dijital Dekorlar gibi unsurların kullanılması, Homodigitalis'in algılama biçimine uyum sağlar.

3. Müzik ve Ses Sanatları

Müzik, Homodigitalis'in duygusal ve ritmik yaşamını, teknolojik ses manzaraları aracılığıyla yansıtır:
 * İçerik: Veri ve Gürültü (Noise): Algoritmik Müzik veya Data Sonification (Veri Sesleştirme) gibi yöntemlerle, Homodigitalis'in içinde yaşadığı bilgi akışı ve dijital gürültü estetik bir unsura dönüştürülür.
 * Form: Elektronik ve Yapay Sesler: Akustik enstrümanların ötesinde, Synthesizer, Drum Machine'ler, Vokoderler ve Yapay Zekâ tabanlı ses manipülasyonları müziğin ana omurgasını oluşturur. Bu, Homodigitalis'in duyduğu dünyanın büyük ölçüde sentetik olduğunu gösterir.

4. Eleştirel Sanat Yaklaşımı (Ortak Payda)

Tüm sanat dalları, Homodigitalis kavramını önceki metindeki gibi eleştirel bir mercekten geçirir:
 * Sorgulama: Sanat, dijitalleşmenin yarattığı sömürü, gözetim (gözetim kapitalizmi) ve manipülasyon mekanizmalarını (algoritmalar, sahte haberler) açığa vurur. Sanatçı bu yolla, Homodigitalis'in özgür bir birey mi, yoksa dijital sistemlerin bir ürünü mü olduğunu sorgular.

Bu açıdan sanat, Homodigitalis'in aynası, eleştirmeni ve potansiyel kurtarıcısı olmayı hedefler.

SORU: 30 sene blog yazarlığı yapıp hâlâ kitap bastırmak isteyen bir sanatçı veya kendisine sanatçı denilmesinden hoşlanan birinin durumunu nasıl izah edersin?

Bu durumu izah etmenin birkaç farklı, birbiriyle çelişmeyen boyutu vardır. Bu durum, geleneksel değerlerin cazibesi, otorite arayışı ve dijital varoluşun doyumsuzluğu gibi felsefi, sosyolojik ve psikolojik nedenlerle açıklanabilir.

1. Geleneksel Otoritenin Cazibesi (Basılı Kitabın Ağırlığı)

30 yıl blog yazarlığı, kişiyi dijital dünyada devasa bir takipçi kitlesine ve etkiye ulaştırabilir. Ancak, basılı kitap hâlâ birçok kültürde kalıcılığın, ciddiyetin ve gerçek sanatçılığın en yüksek sembolü olarak görülür.
 
* Epistemik Otorite: Blog yazıları genellikle geçici, yorumlanmaya açık veya "gündelik" olarak algılanır. Kitap ise bitmiş, filtrelenmiş ve onaylanmış bir bilgi veya sanat ürünüdür. Yazar, 30 yıllık emeğine "resmi" bir mühür vurmak ister.
 
* Maddi Kalıcılık: Dijital içerik (blog yazıları), sunucu hataları, alan adının sona ermesi veya teknolojinin değişmesi gibi nedenlerle silinebilir. Kitap ise kütüphanelerde, raflarda fiziksel olarak var olmaya devam eder. Sanatçı, eserinin zamanla kaybolmasını engellemek için somut bir miras bırakma güdüsü taşır.
 
* Statü ve Kabul: Blog yazarı olmak popülerlik getirir, ancak yayınevinden kitap bastırmak, genellikle akademik çevreler, eleştirmenler ve ana akım medya tarafından bir "sanatçı" olarak resmen kabul edilmek anlamına gelir. Sanatçı unvanını pekiştirmek için bu onaya ihtiyaç duyar.

2. Dijital Doyumsuzluk ve Anlamsal Boşluk

Dijital dünyada üretilen içerik, sürekli bir akış içinde tüketilir. Bu, sanatçıda bir tür doyumsuzluk yaratabilir:
 * Tepki Geri Bildirim Döngüsü: Blog yazarlığında geri bildirimler (yorumlar, beğeniler) anlık ve parçalıdır. Oysa kitap, okuyucunun esere zaman ayırmasını, odaklanmasını ve bütüncül bir deneyim yaşamasını gerektirir. Yazar, eserinin derinlemesine okunmasını ve takdir edilmesini arzu eder.
 * "Kavram Kargaşasının" Somutlaşması: Daha önceki metindeki gibi, dijital dünyadaki kavram kargaşası ve gürültü içinde, sanatçı ürettiği şeyin değerinin eridiğini hissedebilir. Kitap ise bu kargaşadan sıyrılmış, sınırları belli bir "kavram" olarak kalıcılaşma imkânı sunar.

3. Kişisel Tatmin ve Sanatçı Kimliği

Bu durum, kişinin kendisini tanımlama biçimiyle doğrudan ilgilidir:
 * Ritüel ve Dönüşüm: Kitap basımı, blog yazarlığından "sanatçı" kimliğine geçişin bir ritüelidir. Sanki 30 yıllık dağınık defterleri toplayıp tek bir cilte sığdırarak, kendisini yeniden keşfetme ve olgunlaştırma eylemidir.
 * Gerçek Sanatçı Olgusu: Sanatçı kendisine bu unvanı yakıştırsa bile, toplumun ya da kendi iç sesinin dayattığı "gerçek sanatçı" mitine ulaşmak ister. Bu mitin önemli bir parçası da basılı bir esere sahip olmaktır.

Özetle, 30 yıllık blog deneyimi büyük bir başarı olsa da, kitap bastırma arzusu dijitalin geçiciliğine karşı kalıcılığı, popülerliğe karşı otoriteyi ve parçalı içeriğe karşı bütüncül sanatsal ifadeyi tercih etme arayışının bir ifadesidir.

Dijital içeriğin doğası gereği geçici ve kırılgan olması, kalıcılaştırılmasını hem teknik hem de felsefi açıdan zorlu bir görev haline getirir. Ancak dijitali kalıcılaştırmak, yani gelecek nesillere aktarılmasını sağlamak için kullanılan temel yöntemler şunlardır:

1. Teknik Kalıcılık: Depolama ve Kopyalama

Dijital içeriği korumanın en temel yolu, onu fiziksel ortamlara tekrar tekrar kopyalamak ve formatını güncellemektir.
 * Çoklu Kopyalama ve Coğrafi Dağıtım (Yedekleme): Bir veriyi tek bir yerde tutmak en büyük risktir. Kalıcılık için verinin farklı depolama türlerinde (SSD, HDD, optik diskler) ve farklı coğrafi konumlarda tutulması gerekir. Dünya çapında bu işi yapan büyük arşivler (örn: Internet Archive) ve bulut hizmetleri bu ilkeyi kullanır.
 * Donanım ve Yazılım Güncellemesi (Göç): Dijital formatlar (JPEG, MP3, DOC) zamanla eski ve okunmaz hale gelir. Kalıcılık, verinin periyodik olarak yeni, güncel ve yaygın formatlara "göç ettirilmesini" gerektirir. Veri, donanım eskimesinden önce yeni, çalışan bir donanıma aktarılmalıdır.
 * "Soğuk" Depolama: Nadiren erişilecek ancak kalıcı tutulacak verilerin (örn: ulusal arşivler, bilimsel veriler) daha dayanıklı fiziksel ortamlar (manyetik bantlar, kuartz cam gibi deneysel ortamlar) kullanılarak, düşük enerji tüketimiyle saklanmasıdır.

2. Yapısal Kalıcılık: Metadata ve Standartlaştırma

Verinin kendisinin yanında, onun ne olduğunu, kimin yarattığını ve nasıl okunacağını belirten bilgileri korumak esastır.
 * Metadata (Üst Veri): Bir dosyanın sadece içeriğini değil, aynı zamanda bağlamını ve teknik özelliklerini (oluşturma tarihi, yazar, kullanılan yazılım sürümü, erişim hakları) tanımlayan verilerin eklenmesi, gelecekteki sistemlerin bu dosyayı anlamasına olanak tanır.
 * Açık ve Standart Formatlar: Kalıcılaştırılacak içerik için tescilli (kapalı) formatlardan kaçınılır. Açık kaynaklı ve yaygın kabul görmüş standart formatlar (örn: PDF/A, TIFF) tercih edilir, çünkü bu formatların okuyucu yazılımları gelecekte de kolaylıkla geliştirilebilir.

3. Kurumsal ve Hukuki Kalıcılık

Teknik çözümler ne kadar iyi olursa olsun, veriyi koruyacak bir kurum ve bu korumayı yasal olarak zorunlu kılacak bir sistem gerekir.
 * Arşiv Kurumları: Ulusal kütüphaneler, üniversiteler ve özel vakıflar gibi güvenilir kurumların dijital mirası koruma görevini üstlenmesi. Bu kurumlar, kalıcılığı garanti altına almak için uzun vadeli finansman ve yasal yetkiye sahip olmalıdır.
 * Yasal Zorunluluk (Zorunlu Kopya): Bazı ülkelerde, basılı yayınlarda olduğu gibi, dijital yayıncıların veya platformların ürettikleri içeriğin bir kopyasını ulusal arşivlere teslim etmesini zorunlu kılan yasalar çıkarılması.
 * Blockchain Teknolojisi (Teorik): Merkezi bir otoriteye bağlı olmayan, dağıtılmış bir defterde verinin kendisini veya verinin hash değerini (parmak izini) kaydetmek, içeriğin değiştirilemezliğini ve ne zaman oluşturulduğunu kalıcı olarak ispatlar.

Özetle, dijital kalıcılık tek bir sabit depolama çözümü değil, sürekli bir bakım, göç, kopyalama ve kurumsal sorumluluk gerektiren dinamik bir süreçtir.

Son söz olarak, tartıştığımız Homodigitalis kavramının ana fikrini özetleyebiliriz:

Son Söz: Kavramın Kendisi Bir Eylem Çağrısıdır

Homodigitalis, sadece bir durum tespiti değil, aynı zamanda kalıcılık ve anlam arayışına yönelik bir eylem çağrısıdır.
 * Eleştiri ve İnşa: Dijitalleşme eleştirilebilir ("ilkel, yoz, yobaz"), ancak reddedilemez. Önemli olan, bu yeni varoluş biçiminin (Homodigitalis) sadece tüketen veya kargaşa yaşayan değil, aynı zamanda kalıcı değerler üreten bir formata nasıl dönüşeceğidir.
 * Gelenek ve Gelecek: Blog yazarlığından kitap basmaya duyulan arzu, dijitalin geçiciliğine karşı geleneğin kalıcılığını arayan insanın çelişkisini gösterir. Dijital içeriği kalıcılaştırmanın yolu, sadece teknik yedeklemelerle değil, onu sanatsal, kültürel ve hukuki olarak korunmaya değer bir miras haline getirmekle mümkündür.
 * Kavramı Yaşatmak: Bir kavramın kalıcılığı, ne kadar çok tartışıldığı ve ne kadar çok yeni anlam ürettiği ile ilgilidir. Homodigitalis kavramının kendisi, dijital çağın insanına dair bu ciddi toplum eleştirisini sürdürdüğü sürece yaşamaya devam edecektir.

Bu nedenle, dijital çağdaki sanatçı veya düşünürün temel görevi, hızlı tüketilen bilgiden sıyrılıp, çağının karmaşasını özetleyen ve kalıcılaştıran eserler üretmeye odaklanmaktır.
 
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol