DİYALOG MÜZESİ

DANS

Sanat ortamına geçecek olursak, nasıl başladı ve sürdü, hedeflerin nelerdir?

ALEYNA TUANA: Yine Almanya'da başladı aslında. "Klasik Bale" takımına alındım -ortaokulda yapılan bir yarışma sonucunda. İki yıl klasik bale eğitiminden sonra modern baleye geçtim ve bunun üzerine her çeşit dansın içinde buldum kendimi. (Lirik danstan tutun, oryantala, break dansa, hip hopa kadar). Baktım ki dört yıl içinde çok sayıda dans türüne vakıf olmuşum. Tümü içimdeki bu merakla gelişen bir şeydi sanırım. Hiç bir zaman yorulmadım, yeter demedim. Hep daha fazla girmek istedim sanata. Daha yakın olmak istedim...
 
Kendi grubumu kurdum, amatör olarak başladık. Fransa'ya kadar açıldık ama grubumuz dağılınca bir takım organizasyonlarda toplama gruplarla gösterilerde yer almaya başladım. Hayatta en zevk aldığım uğraş dans olup çıkıverdi. Ritim duygusu varsa, mümkün değil duramıyorsunuz yerinizde.
Hani derler ya "kapı gıcırtısında bile oynar" diye. İşte o söz belki de benim için söylenmiş olabilir. Dansla yetinmedim tabi. Resme ve şiire çok yatkınlığım vardı..
 
Tüm resim malzemelerimi alıp defalarca uzaklaşmışımdır evden, kendime bir yer tayin edip resim yapmak için. Doğayı çizdim. İnsanları. Ne gördüysem. Yağlı boya değil, daha çok kara kalem çalışmlarım oldu. Resim yaparken bilerek sıkılıyordum ki, sıra yazı yazmaya gelsin. Sonra yazıya geçiyordum. Tam olarak şiir olmasada hayata dair yazılar yazdım. Ne gördüysem, kayda değer her şeyi kaleme aldım. Başladım herkesi, herşeyi anlatmaya. Bazen farklı isimler takarak ama özünü hep yaşatarak. En büyük hayalim çok iyi bir gazeteci, muhabir olmaktı. Mikrofona ayrı bir sempatim vardı. Elime mikrofon alıp, arkadaşlarımla minik röportajlar yapıp, onları kaleme alıp kağıda döker sonra dağıtırdım. Kendi dergim vardı yani, okullarda bu tür girişimlerde bulunduysam da hiç bir zaman kendim gibi aktif her işe yarayan bir ekip toparlayamadım bir araya...

Yunus Gösteri Merkezleri'nde sunuculuklara başladım. Hem Almanca hem İngilizce hem Türkçe çok zevkle yaptığım bir işti. Hayvan sevgimi doya doya yaşayabildiğim yerlerden biri oldu. Barınaklara sık sık ziyaretler düzenlerdik mesela, çevremizle ve orada yaşayan tüm canlıların ihtiyaçlarına yetişmeye çalışırdık elimizden geldiği kadarıyla. Ben de tam anlamıyla iş işi türetti. Modellik kapısı açıldı, kabul ettim. Mankenlik eğitimleri aldım ve o zamandan bu zamana kadar modellik yapıyorum. Tiyatro eğitimi aldım. Sahneye çıktım oynadım ama en büyük hayalimi henüz gerçekleştiremedim.
 
BROADWAY MÜZİKALİ gibi bir müzikalde hem dans etmek hemde oynamak isterdim. Şimdi ufakta olsa hatırı sayılır bir ekibim var. Ufaktan kısa film çekimlerine başladım. Senaryolarını yazmaya başladım.


Potansiyelleri daha iyi değerlendirmek için bu tür birliktelikler gerek miyor mu?


ERHAN DAMCIOĞLU: Kesinlikle gerekli ve Antalya Opera ve Balesi olarak bütün arkadaşlarım büyük bir özveriyle çalışıp çok güzel Resitaller, Triolar, Quartetler, Kentetler, Oda orkestrası konserleri ve daha bir çok sanatsal faliyetler de büyük bir zevkle görev alıyorlar. Koromuz ve solistlerimiz müthiş işler çıkarıyorlar. Bale sanatçılarımız çok büyük bir özveriyle çalışan harika bir guruptur. Mesela en son Uyuyan güzel bale temsilimiz görsel bir şölendi.

Dans sanatı diğer sanat dallarının hangi eksiklerini tamamlar?

BİBİ BANU: Dans boyut ve derinlik kazandırır. Özgürlüğün en iyi ifade edildiği sanattır benim açımdan dans. Diğer sanat dallarında eksiklik olduğunu da düşünmüyorum, hepsi birbirini tamamlar.

Zor mudur dans eğitimi?

Çok zordur. Aşırı disiplin, teknik eğitim süreç zorlukları... Fiziksel yeterlilik zekanızla aynı orantılı derecede olmayabilir.