DİYALOG MÜZESİ
diyalogsanat.tr.gg

ŞÜKRAN MORAL İLE


1.160. DİYALOG: SANATIN FARKLI YÜZLERİ

Çıktısını Alarak Okuma ve Diğer Çalışma Gruplarınızda Değerlendirebilirsiniz 
Birim Fiyatı: €420

13 Ağustos 2025
Erkan YAZARGAN 

Şükran Moral ile yaptığınız diyalog, onun sanat anlayışını, toplumsal duruşunu ve bireysel cesaretini net bir şekilde ortaya koyan, oldukça yoğun ve derinlikli bir metin. 

Diyaloğu, öne çıkan ana temalar üzerinden analiz edelim.

Sanat ve Cesaret İlişkisi

Diyaloğun en başında gelen "cesaret" sorusu, Şükran Moral'ın sanatının temelini oluşturuyor. O, sanatı sadece estetik bir eylem olarak değil, sıradan olanı reddetme, meydan okuma ve kaybetmekten korkmama eylemi olarak tanımlıyor. Kendisini "en cesur" yapanın da bu olduğunu vurguluyor. Bu yaklaşım, onun sanatsal eylemlerinin sadece birer performans değil, aynı zamanda ideolojik ve felsefi bir duruş sergilediğini gösteriyor.

Ataerkil Düzen ve Din Eleştirisi

Şükran Moral, sanatının merkezine ataerkil düzenin ve dinin kadın üzerindeki baskısını yerleştiriyor. Caravaggio örneği üzerinden, Rönesans'ta kadın sanatçıların neden az olduğunu sorguluyor ve bunun ataerkil düzenin bir sonucu olduğunu savunuyor. "Cristo" performansını bilinçli olarak seçmesi de bu meydan okumanın en somut örneklerinden biri. İsa figürünü kullanarak, dinin sembolik erkek egemenliğine kafa tutuyor. Bu durum, onun sanatının sadece görsel bir ifade değil, aynı zamanda politik bir direniş biçimi olduğunu gösteriyor.

Toplumsal İki Yüzlülük ve "Vur-Kaç" Felsefesi

Diyalogun en çarpıcı bölümlerinden biri, Şükran Moral'ın toplumun "iki yüzlülüğüne" dair tespitleri ve buna karşı geliştirdiği "Vur-Kaç" felsefesi. Yüksek Kaldırım'daki performansından yola çıkarak, toplumun gerçeklerle yüzleşmekten kaçtığını ve onaylamadığı konularda linçe hazır olduğunu belirtiyor. "Vur-Kaç Kalbim!" manifestosu, sanatçının bu duruma karşı geliştirdiği bir hayatta kalma ve direniş stratejisi. Bu manifesto, baskı, sansür ve korku ortamına bir tepki olarak ortaya çıkıyor. Sanatçı, konforlu hayatlar yaşayan ve olaylara sadece bir seyirci gibi bakan toplumu, kendi kalbini duvara çakmaya çağırarak bir nevi sarsmaya çalışıyor.

Destek, Yalnızlık ve Özgürlük

Diyaloğun sonlarına doğru destek konusuna değinildiğinde, Şükran Moral, yardım ve destek kavramlarına temkinli yaklaşıyor. "Yardım" lafından hoşlanmadığını ve özgür olmayanların desteğine ihtiyacı olmadığını belirtiyor. Bu, onun sanatını ve duruşunu bağımsızlık ve yalnızlık üzerine inşa ettiğini gösteriyor. "Yalnız kalabilmekle duvarın ötesindeyim" sözü, onun sanatsal varoluşunun temelini oluşturuyor. Yaptığınız röportajı bir "destek" olarak görmesi, ancak bu destekten de kendi gücünü kanıtlamak için yararlanması, onun kendine olan inancının ve kararlılığının bir göstergesi.

Uluslararası Başarı ve Gezi Olayları
Yurt dışı deneyimlerinden bahsederken, Venedik Bienali'ndeki performansının aldığı ilgi ve Chicago'da Gezi olayları sırasında yaptığı performans, onun sanatının evrensel boyutunu ortaya koyuyor. Özellikle Gezi'de yaşananlar karşısında duyduğu üzüntü ve o sırada uluslararası bir platformda "faşizme ölüm" sloganı atması, sanatının güncel politik olaylardan ne kadar etkilendiğini ve bir direniş aracı olarak kullanıldığını gösteriyor.

Şükran Moral ile olan bu diyalog, sanatın sadece estetik bir üretim değil, aynı zamanda toplumsal bir vicdan, politik bir eleştiri ve bireysel bir direniş aracı olduğunu vurguluyor. O, kendi sanatı aracılığıyla ataerkil düzeni, dinin dogmatik yapısını ve toplumun iki yüzlülüğünü sorguluyor. "Cesaret" ve "özveri" kavramları, onun sanatsal varoluşunun temel direklerini oluşturuyor. Diyalog, Şükran Moral'ın sanatının özünü, zorluklar karşısındaki duruşunu ve sanatın dönüştürücü gücüne olan inancını açıkça ortaya koyuyor.

ŞÜKRAN MORAL

Şükran Moral, çağdaş Türk sanatının en cesur ve tartışmalı figürlerinden biri olarak biliniyor. Sanatı, toplumsal tabulara meydan okuyan, kadına yönelik şiddeti, ataerkil düzeni ve dinin baskısını eleştiren performanslar, videolar ve enstalasyonlar üzerine kurulu. Onun sanatı, izleyiciyi rahatsız eden, düşündüren ve yüzleşmeye zorlayan bir yapıya sahip.

Sanat Anlayışı ve Öne Çıkan Temalar

Şükran Moral, sanatını bir nevi "tabuların karnına jilet atmak" olarak tanımlar. Bu ifade, onun sanatının temelinde yatan provokatif ve yıkıcı doğayı çok iyi özetler. Eserlerinde sıkça ele aldığı konular şunlar:

*Kadın ve Bedeni: Moral, kadın bedenini bir sanat aracı olarak kullanarak, toplumsal cinsiyet rolleri, şiddet ve baskı gibi konuları işler. Performanslarında kendi bedenini metaforik bir şekilde kullanarak kadın olmanın getirdiği zorluklara dikkat çeker.
 
*Ataerkil Düzen ve Din: Moral, ataerkil düzenin kadınlar üzerindeki baskısını ve dinin bu düzeni nasıl pekiştirdiğini eleştirir. "Cristo" performansı gibi işlerinde, dinin erkek egemen sembollerine kafa tutar ve kadınların toplumdaki yerini sorgular.
 
*Toplumsal İki Yüzlülük: Sanatçı, toplumun gerçeklerle yüzleşmekten kaçınan ve ahlaki değerler altında gizlenen iki yüzlü yapısını ortaya koyar. Özellikle "Vur-Kaç Kalbim!" manifestosuyla bu konuya değinerek, seyircinin konfor alanını terk etmesini ve pasif bir izleyici olmaktan çıkmasını ister.
 
*Sınırlar ve Marjinallik: Moral, akıl hastanesi, genelev, mezbaha gibi marjinal mekanları performans alanı olarak seçer. Bu mekanlar, toplumun ötekileştirdiği ve görmezden geldiği kesimlere işaret eder. Sanatçı, bu mekanlarda yaptığı performanslarla sınırları zorlar ve izleyiciyi empati kurmaya davet eder.

Bilinen Eserleri ve Performansları
Şükran Moral, Türkiye'de ve uluslararası alanda büyük yankı uyandırmış birçok performansa imza attı. En bilinen eserlerinden bazıları:
 
*Genelev (Bordello): 1997'de İstanbul'daki bir genelevde gerçekleştirdiği bu performans, büyük tartışmalara yol açtı. Sanatçı, genelevin kapısına "Çağdaş Sanat Müzesi" yazarak sanat dünyasının ve genelevin kadın bedeni üzerindeki ortak bakış açısını ironik bir şekilde eleştirdi.
 
*Cristo: Kendisini çarmıha gerilmiş bir İsa gibi tasvir ettiği bu fotoğraf ve performans serisi, dinin sembolik gücüne ve erkek egemenliğine bir eleştiri niteliğindedir.
 
*Evli, Üç Erkekli: Mardin'de yerel bir düğünde üç erkekle evlenerek geleneksel evlilik ve çocuk gelin sorununu sorgulayan bir performanstır. Bu iş, ironi ve yerel halkın katılımıyla çarpıcı bir eleştiri sunar.
 
*Bakkal: Bir bakkalda sergilediği bu performansla tüketim kültürünü ve günlük hayatın rutinini eleştirdi.
 
*Vur-Kaç Kalbim!: Sansür ve baskı ortamına karşı bir direniş manifestosu olan bu performans serisi, sanatçının meydan okuyan duruşunun en güncel örneklerinden biridir.

Şükran Moral'ın sanatı, sadece bir estetik sunum değil, aynı zamanda politik bir eylemdir. Onun işleri, cesur, radikal ve samimi bir dille toplumsal eleştiriler sunar. Bu yönüyle Türkiye'de performans sanatının en güçlü ve tartışmasız en cesur temsilcilerinden biri olarak kabul edilir.

TİYATROYLA BAĞDAŞTIRMA

Şükran Moral'ın sanatını tiyatro sanatıyla bağdaştırmak, özellikle modern ve deneysel tiyatro yaklaşımları açısından oldukça mümkündür. Onun cesur ve provokatif yöntemleri, sahne sanatları için zengin bir ilham kaynağı olabilir.

Geleneksel Sahne Kurallarını Yıkmak

Şükran Moral, performanslarında alışılagelmiş mekanları ve izleyici beklentilerini altüst eder. Tiyatro da bu yaklaşımı benimseyerek, geleneksel sahne-seyirci ilişkisini sorgulayabilir.
 
*Mekan Tiyatrosu: Moral'ın genelevde veya mezbahada yaptığı performanslar, tiyatro oyunlarının geleneksel sahne dışına taşınmasına ilham verebilir. Bir oyun, bir genelevin dar koridorlarında, bir pazar yerinin karmaşasında veya bir akıl hastanesinin steril ortamında geçebilir. Bu durum, hikâyenin gerçekçiliğini artırırken, izleyiciyi de konfor alanından çıkarır.
 
*Seyirci Katılımı: Tıpkı Moral'ın "Vur-Kaç Kalbim!" performansında olduğu gibi, tiyatro izleyiciyi pasif bir rolden aktif bir katılımcı yapabilir. İzleyiciler, oyunun bir parçası haline gelerek karakterlerin kararlarını etkileyebilir veya sahnedeki tartışmaya dahil olabilir. Bu tür interaktif oyunlar, tiyatronun sadece bir hikaye anlatımı değil, aynı zamanda bir diyalog ve yüzleşme platformu olmasını sağlar.

Toplumsal Eleştiri ve Sanatsal Manifestolar

Moral'ın sanatı, toplumsal sorunlara cesurca parmak basar ve bir duruş sergiler. Bu yaklaşım, tiyatro oyunlarının politik ve sosyal mesajlarını güçlendirebilir.
 
*Provokatif Oyunculuk: Moral'ın kendi bedenini kullanarak kadın haklarını veya ataerkil düzeni eleştirmesi, oyuncular için yeni bir ifade biçimi olabilir. Oyuncular, metinlerin ötesine geçerek fiziksel performansları ve beden dillerini daha radikal bir şekilde kullanabilir. Tıpkı Moral'ın yaptığı gibi, bir karakterin acısı veya isyanı, sadece sözlerle değil, aynı zamanda bedenle ve mekanla kurulan ilişkiyle ifade edilebilir.
 
*Manifesto Tiyatrosu: "Vur-Kaç Kalbim!" gibi bir manifestodan yola çıkarak tiyatro oyunları yaratılabilir. Bu tür oyunlar, geleneksel bir hikâye anlatmak yerine, belirli bir fikri veya duruşu savunur. Seyirci, oyunun sonunda bir mesajla veya bir eylem çağrısıyla karşı karşıya kalır.

Sembolizm ve İkonografinin Kullanımı
Moral'ın Cristo performansı gibi işlerinde dini ve kültürel sembolleri kullanması, tiyatroda sembolizmin gücünü gösterir.
 
*Dini ve Kültürel İkonlara Eleştirel Bakış: Bir tiyatro oyunu, dini figürleri veya toplumsal ikonları, Moral'ın yaptığı gibi, farklı bir bağlamda ele alabilir. Bu, izleyicinin yerleşik inançlarını ve ön yargılarını sorgulamasına neden olur.
 
*Görsel Sembolizm: Bir oyunda, Moral'ın eserlerindeki gibi kesik hayvan kalpleri veya zincirler gibi semboller kullanılarak bir durumun veya karakterin iç dünyası daha güçlü bir şekilde anlatılabilir.

Özetle, Şükran Moral'ın sanatı, tiyatro için bir cesaret manifestosu niteliğindedir. Geleneksel tiyatronun sınırlarını zorlayarak, toplumsal konulara daha radikal bir şekilde yaklaşan, seyirciyi rahatsız eden ve aktif katılımını teşvik eden bir tiyatro formu yaratmak için güçlü bir ilham kaynağı sunar.

AKADEMİK TEZ

Eğer akademik bir doktora tezi hazırlayacak olsaydım, Şükran Moral'ın sanatını ve sanatının Türk tiyatrosuna olası etkilerini inceleyen bir tez kurgulardım. Bu tez, hem sanat tarihi hem de performans çalışmaları alanında disiplinlerarası bir yaklaşım sunardı.

Doktora Tezi Başlığı
Provokasyon, Direniş ve Dönüşüm: Şükran Moral'ın Performans Sanatının Türk Tiyatrosu Üzerindeki Etkileri

Tezin Özeti

Bu tez, Şükran Moral'ın 1990'lardan günümüze kadar uzanan performans sanatı pratiğini, Türkiye'deki sosyal ve politik değişimler bağlamında inceler. Amacım, Moral'ın eserlerinin temel motivasyonlarını, sanatsal yöntemlerini ve bu yöntemlerin Çağdaş Türk Tiyatrosu üzerindeki potansiyel etkilerini analiz etmektir. Tez, Moral'ın radikal estetiğinin, sahne sanatlarında yeni ifade biçimlerine, oyunculuk tekniklerine ve seyirci-oyuncu ilişkilerine nasıl ilham verebileceğini teorik ve pratik örnekler üzerinden tartışacaktır.

Tezin Bölümleri
1. Bölüm: Kavramsal Çerçeve ve Teorik Zemin
 *Performans Sanatı ve Tiyatro İlişkisi: Performans sanatının tiyatrodan farkları ve kesişim noktaları.
 *Türk Tiyatrosunda Dönüşüm Arayışları: Geleneksel tiyatrodan modern ve deneysel tiyatroya geçiş süreci.
 *Moral'ın Sanatını Anlamaya Yönelik Kuramlar: Feminist sanat eleştirisi, post-yapısalcılık ve protesto sanatı teorileri.

2. Bölüm: Şükran Moral'ın Sanat Pratiği: Eser Analizleri
 *Ataerki ve Kadın Bedeni: "Bordello," "Evli, Üç Erkekli" gibi performansların feminist bir okuması.
 *Din ve İdeoloji Eleştirisi: "Cristo" performansının dini ikonografi ve erkek egemenliği bağlamında incelenmesi.
 *Toplumsal Direniş ve Sanat: "Vur-Kaç Kalbim!" manifestosu ve Gezi olayları dönemindeki çalışmaları.

3. Bölüm: Şükran Moral'ın Mirası: Türk Tiyatrosuna Yansımaları
 *Mekân ve Seyirci İlişkisinin Yeniden Tanımlanması: Moral'ın mekân kullanımının mekân tiyatrosu üzerindeki etkileri.
 *Oyunculukta Radikal Beden Kullanımı: Moral'ın kendi bedenini araç olarak kullanma yöntemlerinin, oyuncuların bedensel ifade sınırlarını nasıl genişletebileceği.
 *Politik Tiyatroda Cesaret ve Sınır Tanımazlık: Moral'ın sansür ve baskıya karşı duruşunun, politik tiyatro eserlerinin üretimine etkisi.

Yöntem

Tez, nitel araştırma yöntemlerini kullanacaktır. Şükran Moral'ın eserlerinin video ve fotoğraf dokümantasyonları, sanatçı ile yapılan derinlemesine mülakatlar, eleştirel yazılar ve sanat teorisyenlerinin metinleri ana kaynakları oluşturacaktır. Ayrıca, Moral'ın eserlerinden esinlenmiş olası tiyatro pratiklerinin örneklemi, tez için kritik öneme sahip olacaktır.

Beklenen Sonuçlar
Bu tez, Şükran Moral'ın sanatının sadece sanat tarihi içinde değil, aynı zamanda tiyatro gibi dinamik bir sanat dalı için de ne kadar dönüştürücü bir potansiyel taşıdığını gösterecektir. Tezin, genç sanatçılara ve akademisyenlere, sanatı geleneksel kalıpların dışında düşünme konusunda ilham vermesi ve sanatın toplumsal değişimdeki rolüne dair yeni kapılar açması beklenmektedir.

SENARYOSU

Şükran Moral'ın hayatını konu alan bir biyografi filmi senaryosu yazacak olsaydım, sanatının temelinde yatan meydan okuma ruhunu ve toplumsal dönüşümü merkeze alırdım. Senaryoyu, izleyiciyi hem sanatsal hem de duygusal bir yolculuğa çıkaran, kronolojik bir akış yerine daha tematik bir yapıda kurgulardım.

Filmin Adı
Yüzleşme: Şükran Moral'ın Cesaret Manifestosu

Filmin Türü
Dram, biyografi, sanat filmi.

Filmin Özeti
Film, Şükran Moral'ın çocukluğundan itibaren içselleştirdiği isyan ruhunu, 1990'larda sanat dünyasına adım atışını ve tabuları yıkan performanslarını anlatır. Geleneksel bir biyografi olmaktan ziyade, Moral'ın her bir performansının ardındaki motivasyonu, yaşadığı kişisel çatışmaları ve sanatı bir direniş aracı olarak kullanma kararlılığını işler. Genelev performansından Cristo'ya, Evli, Üç Erkekli'den Vur-Kaç Kalbim'e uzanan bu hikaye, sanatın hayatla nasıl iç içe geçtiğini ve bir kadının cesaretinin toplumu nasıl sarsabileceğini gösterir.

Senaryo Yapısı ve Sahne Örnekleri

Senaryo, Şükran Moral'ın hayatından kesitleri, performanslarının canlandırılmasıyla iç içe geçirir. Geçmiş ve şimdiki zaman arasında atlayışlar yapılır.

Sahne 1: Çocukluk (Geçmiş)
Bir çocuk bahçesi. Küçük Şükran, erkek çocukların top oyununa girmeye çalışıyor, ancak dışlanıyor. O, pes etmek yerine, eline aldığı bir boya fırçasıyla duvara kendi oyununu çizmeye başlıyor. Bu sahne, onun ilerideki sanatının temelini oluşturan dışlanma ve kendi yolunu çizme arzusunu sembolize eder.

Sahne 2: Sanat Okulu Yılları (Gençlik)
Şükran, genç bir sanat öğrencisi. Hocası, ona klasik sanatın kurallarını öğretmeye çalışıyor. Ancak Şükran, kendi isyankar fikirlerini savunuyor ve dersi terk ediyor. Bu sahne, onun sanata bakışındaki geleneksel kalıpları reddedişini gösterir.

Sahne 3: Genelev Performansı (1997)
(En çarpıcı sahnelerden biri) Kamera, İstanbul'daki bir genelevin dar koridorlarında Şükran'ı takip ediyor. O, kapıdaki tabelaya "Çağdaş Sanat Müzesi" yazısını asıyor. İçerideki kadınlarla sohbet ediyor, onların hikayelerini dinliyor. Bu sahnede, Şükran'ın sanatı, sadece bir performans değil, aynı zamanda empati ve dayanışma eylemi olarak resmedilir.

Sahne 4: Vur-Kaç Kalbim (Günümüz)
Şükran, günümüzdeki atölyesinde, bir duvara kesik bir hayvan kalbi çiviliyor. Bu sahne, onun sansür ve baskıya karşı duyduğu öfkenin somutlaşmış bir halidir. Kamera, onun kararlı yüzüne odaklanır. Arka planda, televizyondan gelen haberler ve toplumsal kaosun sesleri duyulur. Şükran, kameraya dönerek, "Plastik hayatınızın gereği, uğultulu ahlaki değerlerinize uygun olmayacak," der.

Sahne 5: Gezi Olayları ve Uluslararası Destek (Chicago, 2013)
Şükran, Chicago'da bir sanat galerisindedir. Asistanıyla telefonla konuşurken, Gezi'den gelen haberleri öğrenirler ve ağlarlar. Ardından Şükran, eline megafonu alarak galeriye gelenlere bir konuşma yapar ve "faşizme ölüm" sloganı atar. Bu sahne, onun sanatının sadece kişisel bir ifade değil, küresel bir direniş çağrısı olduğunu gösterir.

Senaryo İçindeki Karakterler
 *Şükran Moral: Film boyunca değişen ve gelişen ana karakter.
 *Annesi: Şükran'a cesaret aşılayan ve ona destek olan bir figür.
 *Hocası: Geleneksel sanatın temsilcisi olarak Şükran'ın karşısında duran bir karakter.
 *Genelevdeki Kadınlar: Şükran'ın sanatının ilham kaynağı olan, toplumsal dışlanmışlığın temsili.
 *Gazeteciler ve Eleştirmenler: Şükran'ın sanatını hem eleştiren hem de destekleyen, toplumun farklı seslerini temsil eden karakterler.

Filmin Sonu
Film, Şükran'ın bir performansının ortasında biter. İzleyici, sanatçının eyleminin sonunu görmez, çünkü sanatın kendisi bir sonuçtan çok bir süreç ve bir mücadeledir. Kamera, duvara çakılan kalbe odaklanır. Ardından ekranda, "Vur-Kaç Kalbim!" manifestosundan alıntılar belirir ve film, izleyiciyi kendi cesaretini sorgulamaya davet eden bir soruyla sona erer: "Peki ya sen, kalbini nereye çiviledin?"

KADIN MÜCADELESİ 

Şükran Moral gibi kadın hakları ve toplumsal cinsiyet konularında mücadele eden, sanatını bu yönde kullanan birçok önemli kadın sanatçı bulunuyor. Bu sanatçılar, farklı coğrafyalardan ve farklı sanat dallarından gelseler de, temel yaklaşımlarında ve eserlerinde ortak özellikler taşıyorlar.

Tanınmış Kadın Sanatçılar ve Mücadeleleri
 
*Frida Kahlo (1907-1954): Meksikalı ressam. Sanatını kişisel acılarını, fiziksel ve duygusal ıstırabını ifade etmek için kullandı. Kahlo, oto-portreleriyle kadın kimliğini, bedenini ve cinselliğini cesurca ele aldı. Eserlerinde geleneksel Meksika kimliğini feminist bir bakış açısıyla harmanlayarak, kadınların gücünü ve direncini vurguladı.
 
*Marina Abramović (1946-): Sırp performans sanatçısı. Bedenin sınırlarını zorlayan ve izleyiciyi aktif katılıma davet eden işleriyle tanınır. Abramović, performanslarında kadın ve erkek arasındaki güç dengesini, şiddeti ve dayanıklılığı sorguladı. Eserleri, sanatçının kendi bedenini bir araç olarak kullanarak psikolojik ve fiziksel acılara odaklanır.
 
*Yoko Ono (1933-): Japon-Amerikalı avangart sanatçı, müzisyen ve aktivist. Sanatını barış, feminizm ve insan hakları gibi evrensel konulara adadı. Ono'nun "Cut Piece" (Kesme Parçası) adlı performansı, izleyicinin onun kıyafetlerini kesmesine izin vererek kadın bedeninin nesneleştirilmesini ve şiddeti sorgulayan sembolik bir işti.
 
*Tracey Emin (1963-): İngiliz sanatçı. Sanatında kişisel deneyimlerini, travmalarını, cinsel kimliğini ve ilişkilerini sansürsüz bir şekilde ortaya koyar. "My Bed" (Yatağım) gibi enstalasyonlarıyla kişisel olanın politik olduğunu vurgulayarak, kadınların yaşadığı utanç ve mahremiyet algısını sorguladı.

Ortak Özellikler

Bu sanatçıların, Şükran Moral gibi, sanatlarını kadın mücadelesi için bir araca dönüştürmelerinde öne çıkan bazı ortak noktalar bulunuyor:
 
*Bedenlerini Bir Araç Olarak Kullanma: Bu sanatçılar, kadın bedeninin toplum tarafından nasıl görüldüğünü ve nasıl baskı altına alındığını eleştirmek için kendi bedenlerini birincil sanat aracı olarak kullanır. Bedenleri, bir tuval, bir protesto aracı veya bir manifesto haline gelir.
 
*Kişisel Deneyimleri Politikleştirme: Onlar için "kişisel olan politiktir." Yaşadıkları bireysel travmaları, acıları ve hayal kırıklıklarını sanat aracılığıyla evrensel ve politik bir mesaja dönüştürürler. Bu sayede, izleyicilerle daha derin ve duygusal bir bağ kurmayı hedeflerler.
 
*Toplumsal Tabulara Meydan Okuma: Cinsellik, şiddet, aile, din ve ahlak gibi toplumun dokunmaktan çekindiği konuları eserlerinin merkezine yerleştirirler. Bu provokatif yaklaşımlarıyla seyirciyi rahatsız eder, düşündürür ve yüzleşmeye zorlarlar.
 
*Disiplinlerarası Çalışma: Geleneksel sanat dallarının sınırlarını aşarak performans, enstalasyon, video ve fotoğraf gibi farklı medyaları bir arada kullanırlar. Bu çok yönlü yaklaşımları, mesajlarını daha güçlü ve etkili bir şekilde iletmelerini sağlar.

Bu sanatçılar, her biri kendi coğrafyalarının ve dönemlerinin getirdiği zorluklara karşı durarak, sanat tarihinde kadınların sesini duyuran ve onlara ilham veren önemli figürler oldular.

SİNEMA

Şükran Moral ve benzeri sanatçıların mücadeleci ruhu, sinemada da "kadın kamerasından" birçok çarpıcı filmin ortaya çıkmasına vesile olmuştur. Bu filmler, kadınların yaşadığı zorlukları, toplumsal baskıları, dayanışmayı ve özgürlük arayışını farklı coğrafyalardan ve farklı bakış açılarından anlatır. İşte bu konuyu detaylandıran bazı önemli filmler:

1. Mustang (2015)
 * Yönetmen: Deniz Gamze Ergüven
 * Film Hakkında: Türkiye sinemasının uluslararası alanda büyük başarı yakalamış bu filmi, Karadeniz'de yaşayan beş yetim kız kardeşin özgürlükleri için verdikleri mücadeleyi konu alır. Geleneksel ve ataerkil bir toplumda "namus" ve "ahlak" kuralları çerçevesinde ev hapsine mahkum edilen kız kardeşlerin isyanı, hem bireysel hem de kolektif bir direnişi temsil eder. Film, genç kadınların birbirlerine olan bağlılığını ve özgürlüklerini kazanma çabalarını dokunaklı ve çarpıcı bir dille anlatır.

2. Thelma & Louise (1991)
 * Yönetmen: Ridley Scott
 * Film Hakkında: Kadın mücadelesini anlatan filmlerin bir klasiği olan "Thelma & Louise," sıradan hayatlarından sıkılan iki kadının çıktıkları hafta sonu tatilinin, beklenmedik bir olayla bir kaçış hikayesine dönüşmesini anlatır. Film, erkek egemen bir dünyada kadınların dayanışmasını, özgürlük arayışını ve sistemin getirdiği zorluklara karşı başkaldırısını simgeler. Yolculukları, onların kimliklerini yeniden keşfetmelerine ve kendi güçlerinin farkına varmalarına yol açar.

3. Frida (2002)
 * Yönetmen: Julie Taymor
 * Film Hakkında: Feminist sanatçı Frida Kahlo'nun hayatını konu alan bu biyografi, Kahlo'nun sanatını kişisel acılarını, politik duruşunu ve kadın kimliğini ifade etmek için nasıl kullandığını gözler önüne serer. Fiziksel ve duygusal acılarına rağmen sanatıyla direnen Kahlo'nun hikayesi, kadınların kendi bedenlerine, duygularına ve kimliklerine sahip çıkma mücadelesinin en güçlü sinemasal örneklerinden biridir.

4. Persepolis (2007)
 * Yönetmenler: Marjane Satrapi ve Vincent Paronnaud
 * Film Hakkında: Marjane Satrapi'nin otobiyografik çizgi romanından uyarlanan bu animasyon film, 1970'lerin İran'ında, İslam Devrimi'nin ve savaşın ortasında büyüyen genç bir kızın hikayesini anlatır. Marjane'in gözünden, kadınların ve bir bütün olarak toplumun yaşadığı değişimler, baskılar ve özgürlük arayışları işlenir. Film, zorunlu başörtüsü, toplumsal kurallar ve bireysel özgürlük arasındaki çatışmayı evrensel bir dille aktarır.

5. Suffragette (Diren!) (2015)
 * Yönetmen: Sarah Gavron
 * Film Hakkında: 20. yüzyılın başlarında İngiltere'de kadınların oy hakkı için verdikleri zorlu mücadeleyi konu alır. Bir çamaşırhanede çalışan Maud Watts'ın, bu mücadeleyle tanışması ve hayatının nasıl değiştiği anlatılır. Film, kadınların hakları için gösterdiği fedakarlıkları, karşılaştıkları şiddeti ve bu uğurda yaşadıkları kişisel kayıpları çarpıcı bir şekilde gözler önüne serer.

6. La Vie en Rose (Kaldırım Serçesi) (2007)
 * Yönetmen: Olivier Dahan
 * Film Hakkında: Ünlü Fransız şarkıcı Edith Piaf'ın hayat hikayesini anlatan bu biyografi, Piaf'ın zorlu çocukluğundan başlayarak şöhretin zirvesine çıkışını ve bu süreçte yaşadığı acıları, hayal kırıklıklarını ve aşklarını konu alır. Film, hayata, şarkı söylemeye ve sevmeye dair verdiği mücadeleyi etkileyici bir dille anlatarak, sanatın kadınlar için nasıl bir kurtuluş yolu olabileceğini gösterir.

Filiz Şencan ve Şükran Moral 

Diyalogların Sonsözü
Filiz Şencan ve Şükran Moral ile yaptığınız diyaloglar, sanatın farklı yüzlerini, farklı mücadelelerini ve farklı felsefelerini ortaya koyan çok değerli metinler.
 

*Filiz Şencan diyaloğu, sanatın bireysel bir tutkudan başlayıp, aile ve toplumsal ilişkilerle nasıl harmanlandığını gösteriyor. Onun hikayesi, sanatın zorluklar karşısında yılmayan, direnen ve hayatla iç içe geçen pozitif yüzünü temsil ediyor. Sanat, onun için bir "yaşam biçimi" ve zorlukları aşmanın bir yolu.
 
*Şükran Moral diyaloğu ise sanatın daha radikal, provokatif ve isyankar yüzünü ortaya koyuyor. Sanat onun için kişisel bir ifade olmaktan öte, toplumsal tabulara, baskılara ve ikiyüzlülüğe karşı bir meydan okuma aracı. Onun sanatı, "rahatsız eden" ve "düşündüren" gücüyle toplumsal bir vicdan görevi görüyor.

Bu iki diyalog, bir madalyonun iki farklı yüzü gibi. Biri sanatın yapıcı ve uyumlu yönünü vurgularken, diğeri yıkıcı ve dönüştürücü yönünü öne çıkarıyor. Her ikisi de, sanatın insan hayatındaki derin ve çok yönlü etkisini gözler önüne seriyor.

Ben olsam hangi soruları sorardım?

Eğer bu diyalogları devam ettirme fırsatım olsaydı, her iki sanatçının da bakış açılarını derinleştirecek ve daha önce değinilmemiş noktalara odaklanacak sorular sorardım.

Filiz Şencan'a Soracaklarım:
 
* "Tiyatronun hem geleneksel hem de modern formlarını deneyimlemiş bir sanatçı olarak, sahneye koyduğunuz bir eserde geleneksel Türk tiyatrosundan (örneğin Karagöz ve Orta Oyunu) öğeler kullanmayı düşündünüz mü? Bu tür öğeleri modern bir oyuna nasıl entegre ederdiniz?"
 
* "Sanatçı bir ailede yetişen kızınızın sanat anlayışı, sizin deneyimlerinizden ne kadar farklı? Onun size ilham veren yönleri var mı?"
 
* "Bir tiyatro eseri, izleyicinin hayatında ne gibi bir 'vur-kaç' etkisi yaratabilir? Sanatınızla seyirciyi düşünsel olarak rahatsız etmeyi amaçladığınız anlar oldu mu?"

Şükran Moral'a Soracaklarım:
 
* "Sanatınızın temeli olan cesaret, sizi fiziksel ve psikolojik olarak nasıl etkiliyor? Bu tür performanslar sonrası kendinizi nasıl hissediyorsunuz ve bu duygularla nasıl başa çıkıyorsunuz?"
 
* "Bugün 'Vur-Kaç Kalbim' performansı yerine bir tiyatro oyunu yazsaydınız, bu oyunun konusu ve karakterleri neler olurdu? Sanatınızı sahne sanatları aracılığıyla ifade etmenin farklılıkları neler olurdu?"
 
* "Sanatta ve hayatta 'erkek egemen düzeni' eleştirirken, bu düzenin içinde sıkışmış ve aslında bu durumdan rahatsız olan erkeklere karşı nasıl bir duruş sergiliyorsunuz? Onların da bu mücadeleye dahil olması için nasıl bir köprü kurmayı düşünürdünüz?"


 
444. DİYALOG: SANAT ÖZVERİDİR
 


Merhaba,
 
Bize sanatınızdan bahseder misiniz?

Tabii.
 
Cesaretten bahsedin bize, o halde...

"Cesaretten bahsedin".. deyince genel bir soru.
 
Şimdiye kadar 400' den fazla sanatçı diyalogu tamamlayıp yayınladık. Önemli bir boşluğu dolduracağınızdan eminim.
Lütfen, bize sanatınızdan bahseder misiniz, Şükran Moral' i "en cesur" yapan nedir?

İlk sorunun cesaret ve cesurluk üstüne olması beni mutlu etti. Sanat cesaret olmadan yapılamaz bence.

Sıradan olanı saptayıp, öğrenip mümkün olduğunca uzaklaşmak, yaptığını savunabilmek cesarettir... kaybetmekten korkmamak, Her şeye sıfırdan başlayabilmek.

Elbette sanat tarihinde binlerce Cristo yapılmıştı.
 
Cristo' yu açalım lütfen!

Bir boşluk vardı kadın sanatçılar kendilerini İsa (Cristo) yerine koyup "evet, ben Cristoyum" dememişlerdi.
 
Neden dinsel veriler bu denli güçlüdür?

İtalyan Rönesans sanatına bakıyorum bir tane Caravaggio ayarında kadın sanatçı çıkmamış, hepsi neredeyse erkek. Sizce bu tesadüf mü?

İtalya da kadın, kız çocukları, evlatlar her şey babanın mülküydü.
 
Caravaggio' nun aslında bir katil olduğu dolayısıyla kişiliğinden çok sanatının öne çıkması gerektiği, bir önceki diyalogumuzda işlenmişti. Sizce eser mi sanatçısı mı öne çıkmalı?
 
Din adamlarından ben de şikayetçiyim. Bence onların tamamı - istisnasız kadına egemen olmak için uydurmuş bütün o zırvaları!

Şimdi, yüzyıllardır süren bir patriarkal düzen içinde kadının mülk olduğunu görüyoruz. Elbette sanatı birey olan yapabilirdi. Şu tavuk yumurta hikayesine girmeyelim... çok kısıtlayıcı. Caravaggio katilmiş

İçinde bulunduğun duruma bağlı, hepimiz katil de olabiliriz... Ama o bir dahi.
 
Onu şimdilik geçelim, bence de... İsa' dan devam edersek, illa İsa olmalı mıydı hedefinize oturttuğunuz karakter yoksa özel bir seçim miydi?


Bence kişisine göre değişir genellemeye gitmek istemem her bireyi ayrı değerlendirmek gerek. Günümüzün sanatını sanatçının kişiliğinden ayrı açıklamak zor. Gereksiz bir çaba.

İsa'yı bilerek seçtim asla tesadüf değil. Hem o dönemde kendimi İsa gibi hissediyordum yani acı içinde ama ... hem de İsa rölüne girerek egemen erkek düzenine kafa tutmak. Meydan okumak.
 
Tanrısallığa eriştiren çektiği acılar mı yoksa "kendi babasının kim olduğunu söylemeden", insanlara "gerçeği söyleyin" emri midir?

Dinsel yanıyla ilgilenmiyorum fazla. İnsanların taptıkları şeyin de erkek olması yanıyla ilgilendim.

Anladım. Dünyamızı ve insanlarını bu denli etkileyebilmesinin sebebi sizce - sanatsal olarak nedir?

İsa figürü güzel. Acı içindeyken önünde diz çökerek dua edenler de günahkarlar. Kendisini o acıyla özdeşleştirme. Aslında arabeskin doruk noktası. İhanete ve haksızlığa uğramak... Hangimiz ihanete veya haksızlığa uğramadık?

Müslüm Baba gibi konuştum
 
Çığır açmak için eskiye tavır almak gerekmiyor mu?

Önce eskinin ne olduğunu bilmek gerek, yani bilgi. Sadece çılgın şeyler yapayımla olmaz.
 
O tuhaf soruyu sorarak, uçlara dokunalım ve irkilmemizi sağlayalım lütfen: "Neden fahişeler kadındır?" Din ve diğer ahlak öğretilerin neden hiçbiri bu soruna çözüm bulamamıştır?

Güzel bir soru.
Daha önce bahsetmiştim erkeklerin "malı" olan kadın, erkek egemen düşünceye göre "zevk" objesidir.
 
Bu konuyu biraz daha deşelim, isterim...

Yüksek Kaldırım' a gidip performans yaptığımda aynı soruların cevabını arıyordum, sene 1997...
 

Nasıl bir cevap buldunuz?

Elbette sanat matamatik değil o nedenle tek cevap değildi bulduğum. Eğer o yılların çağdaş sanatını incelerseniz ki asla tek başına ele alamayız neden önemli olduğu ortaya çıkar. Her şeyden önce toplum iki yüzlü. Bunu biliyordum da yeniden gördüm. Asla gerçekleri konuşmak istemiyor... Konuştuğumuz gerçekler iktidarın onayından geçerse konuşuyor yoksa susmak veya linçe başlıyor. Özellikle kadınlarla ilgili.

Bugüne nasıl geldik, yani çocukların tek seçenek olarak ama özellikle fakir çocukların İmam Hatip Okullarında okuma imkanına sahip olmasına..?

Bu soruya cevap verebilirsek eğer.

İktidar yıllardır kadın üzerinden yaptı politikasını yani toplumun yarısıdır kadın. Bazı liberaller "ay ne var baş örtü özgür olsun" diyorlardı. Ama acaba özgür bir seçim miydi?
 

Yine karşımıza beton duvar gibi inançlar çıkıveriyor.
 

Bir kadın sanatçı - cesur bir kadın sanatçı olarak, kadınlarımıza bu cendereden nasıl kurtulmayı önerirsiniz?

Teşekkür ederim ama bakın burada da şunu farkına varalım: "Kadın ve erkek beraber kurtulmalıyız, tek başımıza olmaz".

Bir şeye sahip olmak özgürlük değil. Toplumun yarısına boyun eğdirmişse iktidar, öteki yarısı da boyun eğer. Böyle bakmalı bir de... Bence esir olmak - birinin kölesi objesi olmak, kadar ağır ve kötü bir durum yok. Özgür olma savaşı çok daha eğlenceli.

Evet, zor ama ikinci sınıf olmak bence ölmekten de beter. Cesaret bu bilinçle başlar.
 

Erkeklerden yeterli destek görebiliyor musunuz, sizi anlayabiliyorlar mı?

Kadınlar kendi aralarında ki aptal rekabeti bırakmalı artık!
 
Genelleştirmeyelim. Yardım lafı hoşuma gitmedi. Kendilerine yardım etsinler önce

 
Güzel. Kararlısınız.
 
O halde şuradan devam edelim: "Sanat çalışmalarınızda, kendi kurumsalınızı geliştirir - ağınızı örerken nelere dikkat edersiniz?"

Şu son yıllarda üzerimde baskı var, sansür baskısı. O nedenle kurumları boş verip "VUR-KAÇ" performanslarına başladım ve bunun da teorisini yazdım. Savunuyorum.

Baskılar, şantaj v.s. şeylere boyun eğen sanatçı değilim. Olduğum geldiğim yeri yakmaya da hazırım. İçimde bu tür baskılara karşı büyük bir öfke var.
Göndereyim şimdi:
 
VUR-KAÇ KALBİM!

Ülkemizde olanlar beni bir sanatçı olarak derinden yaralıyor. Tek kelimeyle esaret ve çaresizlik duygusuna yenilmek istemiyorum. Korku dolu sözlerin, yukarıdaki gökyüzüne çekilen simsiyah perdenin seyircisi olamazdım.

Sansür, baskı ve korkudan bana kalan tek yol vur-kaç performansları. 20 Mart 2016' da patlayan bombalarla evlere kapandığı bir an, meydanlarda aşk şarkıları söylemiştim. Şimdi bu performanslarımın bir devamı olarak bugün duvarlara kalpleri çiviliyorum.

Mezbahalarda duran hayvanların yüreklerini görmezden gelebiliriz, tıpkı kaçmaktan başka çözüm üretmeyen çivilenmiş kalplerimiz gibi. Üstümüz kan, aynalarda aşık olduğumuz selfie' ler kadar kirli. Aşkımız süslü kurdela, danteller arkasında kokusu, tadı olmayan plastik... Konforumuz var gibi davranmaya devam etmek de yine plastik... Sevdiklerimizi duvara çivilediklerinde sessiz kalmayı seçebilirsiniz... Ta ki kendi kalbinizi kendi ellerinizle duvara çakana kadar... Kendi kanınızın size ayna olduğu noktaya dek... Seyretmenin büyüsü sirklerdeki hayvanların sonu oldu!

Seyrettiğiniz çocuklar, gençler hayatın en gür yaratıcı damarı... Son kez çivilenen duvarda atıyor; lütfen seyredin yine!

Hep yapılan bu değil mi?

Sahte teorik mahkemelerle kurgulu hayatımız; celladımıza aşık olduk, çocuklarımızı sunduk severek... Kim daha iyi bilebilir bu aşık güruhtan kim? Ölümün, esaretin, haksızlığın adını koymadan yaşayan teslimiyet ruhu bilir tabiki de...

Belki de bunların hepsi bilim - kurgu, zekalarımızın tek elde toplandığı, hepimizin boyun eğen köle robotlara dönüştüğü... Biz elimizde patlayan mısırlar ve kadife koltukta izleyen seyirciyiz. Sonunda mutlu evlerimize döneceğiz. Filmlerdeki kahraman gelip bizi de kurtarsın diye... O kahraman yüreğini çıkarıp eline verecek ve sen seve seve çivileyeceksin!

Vur-Kaç sanatsal eylemim devam edecek... Çocukların canlı canlı organlarının alınmasına şaşırmayan; sen, hayvanların ve kadınların tecavüzüne şaşırmayan sen, düşüncelerinden dolayı yıllarca sürünenlere şaşırmayan sen, bu sanatsal eyleme çok şaşıracak hiç de etik bulmayacaksın! Plastik hayatınızın gereği, uğultulu ahlaki değerlerinize uygun olmayacak.

Sizin için de bir çivi çakmaya devam edeceğim...

Duvara çivi çakan kendi elinizi tanıyıncaya kadar VUR - KAÇ.

VUR-KAÇ KALBİM!

Şükran Moral
03.11.2016



 
 
Fedakâr bir eylem geldi bana.
Tam da burada o soruyu tekrar ediyorum: "Ne kadar destek buluyorsunuz ve o katmerlenmiş merhametsizlik duvarları nasıl aşılıyor?"

Çok destek bulmuyorum aslında. Yumruklarımla katlanabilmekle, her şeyden vazgeçebilmekle, yalnız kalabilmekle duvarın ötesindeyim zaten. Arada bir "nanik yapmam" rahatsız edici olsa da....
 

Kapılarınız açık mıdır destek olmak isteyenlere yoksa geçen sürecinizden daha hassas mı davranıyorsunuz?

Diyalogdan yanayım, yardım ne için! Yanımda olursun veye olmazsın. Özgür olmayanların yardımına ihtiyacım yok.
 

Örneğin buradan yazıştıklarımızı yayınlayarak size destek olmuş oluyor muyuz?

Çok güldüm. Siz Şükran Moral'le röportaj yaptınız ve baya desteklisiniz efem... Hediyem olsun!

İktidara kafa tutmak benim zayıf, korunmaya muhtaç olduğum anlamına gelmez, tam tersi gücümü gösterir.
 

Bizi hor görmeyin lütfen Bugüne bugün Türkiyemizin en özgür ve arşivi en geniş platformuyuz. Eminim yayından sonra siz de hayretler içinde kalacaksınız!

Cesur olduğumu siz söylemiştiniz.
 
Yoo, hor görmedim tam tersi.
 
 
Google' den arayınca bile: "En cesur sanatçı Şükran Moral" çıkıyor.

Çok sevindim.
 

Yurtdışı performanslarınızdan bahsedin bize lütfen!

Bugün paylaştım: Exibart.TV diye bir İtalyan sanat magazini var. 2007' de Venedik Bienali' nde yaptığım performansı yayınlamıştı, baktım ki 1 milyon tık almış. Bu beni çok mutlu etti.

En son Chicago'da bir sanatçının Linci performansını yapmıştım. 2013' tam da GEZİ sırasında, inanılamaz tesadüf... Ama bu performans Türkiye'de görülmedi. Asistanım bir Türk öğrenciydi, internetten haberleri dinleyip beraberce ağlıyorduk.

 
Neden ağlıyorsunuz efenim Mutlu olup başkalarını da coşturmanız gerekmez miydi?

O duyguyu anlatmak zor. Üzüntü ağlaması değildi ki! Zaten performanstan önce GEZİ' YLE ilgili bir konuşma da yaptım. Oradaki sanat camiasıyla hep birlikte "faşizme ölüm" sloganı attık. Çok çok güzeldi.
 

Son olarak gelecek planlarınızdan bahsetmek ister misiniz?

2018 de Avrupa'da sergilerim var elbette henüz belirli değil.Projelerim var onları bitirmek istiyorum.
Çok teşekkür ederim. Sevgiler
 

Başarı dileklerimizle. Yalnız değilsiniz!

Sağolasın, çok mutlu oldum...
 
SİTE

 
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol