DİYALOG MÜZESİ

EMRE ULAŞ İLE

183. DİYALOG
CİLALI TAŞ DEVRİ


Merhaba (20 Aralık 2014)
"Cilalı Taş Devri" ne kadar bir süredir devam ediyor, şimdiye kadar kaç çizim oldu? Umarım bu kısa diyaloga vaktiniz vardır?
 

Merhaba, 2000'den beri sürüyor... Diyaloğa yarın istediğiniz kadar vaktim olur. (Gülümseme)

Teşekkür ederim. Sizi yarın tekrar rahatsız ederim o halde. Saygılarımla.
 

Ne demek, tanıştığımıza sevindim...
 
Merhaba (27 Ocak 2015)
 
Merhaba (21 Şubat 2015)
 

Merhaba Erkan Bey...

Umarım keyifler yerindedir Emre Bey?
 

Keyiften ölmek üzereyim Erkan Bey. (Gülümseme)

"2000'den beri süren Cilalı Taş Devri ve Karikatür Sanatı" yazışmaya ne dersiniz?
 

Birgün bugünün geleceğini biliyordum...

Okuyucularımızın hayranlıkla okuyacaklarını ve damaklarında tadınızın kalacağından eminim. Öncelikle neden bu isim; Cilalı Taş Devri..?
 

Çok naziksiniz, bu arada siz de iyi cilalıyosunuz (Gülümseme)

Teşekkür ederim. Proje içinde projeler amacımız.
 

Bu arada ben yazışmaya alışık olmadığım için fazla zamanınızı alabilirim...

İnanın zevkle... Şöyle "döktürelim" diyorum, ne var ne yoksa.
 

"Cilalı Taş Devri" fikri aslında güncel karikatür çizen, çizmek isteyen birçok kişinin aklına ilk gelen köşe isimlerinden biridir. Aslında 1998'de kısa çizgi film olarak tasarlamıştım ve bir iki yerle görüşmüştüm. Bugün de olduğu gibi o zamanlarda birkaç yay.. yönetmeninin masasında izlenmeden süründü ve ben vazgeçtim...

"Fırsat olursa canlandırmak isterim" izlenimi edindim.Taş Devri ve Mokok karakteri ile ilgileri nelerdir?
 

Zaten canlandırdım ama Radikal'de yayınlanmaya başladıktan sonra. 2002 seçimleri sırasında, o günlerde yeni yayına başlayan Habertürk TV' de yayınlanmaya başladı. Daha önce filmi izletmeyi başaramadığım yay.. yönetmenlerinden (Star TV) rahmetli Ufuk Güldemir projeyi beğendi ve başladık.

Sürekli en yukarda olduğu düşünülenleri hicvettiğinizi görüyoruz. Taş Devri ile en üst makamlar tezatı mıdır fikrin özü?
 

Bilmeyenler için daha öncesine gidecek olursak Atv'nin ilk yıllarında -hala devam etmekte olan, "Bizimcityy'le" başlamıştım kısa çizgi filmlere. Uzun yıllar Salih Memecan'la birlikte çalıştık. Benim çizgi film yapma isteğim onun TV yönetimiyle yakın ilişkileriyle birleşti ve "Bizimcity" Tansu Çiller'in seçildiği seçimin akşamı başladı. Bugün de kullanılan formatı bana aittir.
Sorudan da belli olduğu üzere bütün lüzumsuz adamları tepemize çıkarmamızla çok ilgili...

Sizce bu tepemizdeki düzenler - sistemler nasıl kurulur ve işletilir. Temel sorun nedir?

Bir bant tasarladığınızda sürdürülebilinir olması önemlidir. Doğrusu başladığım yıllarda bu kadar uzun süreceğini düşünmemiştim. O aralar AB'ye girme yolunda bir takım düzgün işler de oluyordu. Ama bugün bütün dünyada geriye doğru gidildiğini herkes görebiliyor artık.
Sorunuza gelince, temel sorunlardan biri halkın yönetime katılamaması ya da katılmaması. Olanı biteni sadec izlemesi.



Uzun metraj bir çizgi film olarak tasarladınız mı hiç?

Daha kısasını beceremedim ki. Ben çizgi film konusunu artık -daha çok, çocuklara yönelik tasarlamaya çalışıyorum. Bundan sonraki projeler bu yönde olsun istiyorum.

Otoriteyi eleştirmek kolay olmasa gerek. Tehdit, ağır eleştiri, maniplasyonlar v.b. etkilere karşı savunma mekanizmanız nasıl gelişti?
 

Bu söylediklerinizle fazla karşılaşmadım. Yani Cilalı Taş Devri, çizdiklerimi eleştirenlerin profili açısından geçerli değil. Aslında espri ya da düşünce olarak beğenmeyenler, kendi yaşadıkları yüzünden bantın hakkını veriyorlar. Şimdiye kadar herhangi bir dava ya da kayda değer bir hakaretle karşılaşmadım.

İlginç. Oysa böylesi durumlarla ilgili bir korku gelişmiş durumda. Yapay bir korku mudur bu?

Örnekler baktığınızda pek yapay sayılmaz. Bayağı canı yanan, zamanını mahkemelerde geçiren çizer arkadaşlarım oldu. Ailem de zaman zaman çekincelerini bildirirler, başka çizim sahalarına çekmeye çalışırlar. (Gülümseme)
 
Karikatür yazışıp "Charlie Habdo" yazışmamak olmaz şimdi. Sizce karikatür sanatının sınırları olmalı mıdır?
"Felsefenin zor ve sıkıcı sorularının sanat ile daha kolay çözüldüğü" fikrine katılır mısınız? Bilimsel düşünce zihinsel gelişimin son aşaması mıdır?
 

Bunu söylemek filozoflara haksızlık olur. Bir şeyin son aşamasından ziyade pozitif düşüncenin egemen olasını hayal edebiliriz bence. Küçüklüğümden beri her şeyin ayrı ayrı isimlendirilmesine gıcık olmuşumdur. Bildiğimiz düşünce ve davranışları tekrar tekrar keşfetmekten yorgun düşüyoruz. Bana göre işin özeti iyilik yapamıyorsan kıprdama..!
Uzun zamandır yazmadığınıza göre bu söyleşide siz de kıprdamamayı seçtiniz galiba (gülümseme). Ya da aralarda Galatasaray maçını izliyosunuz...

Sizi bekliyordum. Maçı da merak etmiyor değilim aslında.
1000 yıllık "akademiyi" kapatan kilisenin tavanında "Cennet Tablosunu" görünce, inançlarla felsefe arasındaki duvarı yıkanın sanat olduğunu anladım şahsen. Sizi de böylesi düşünceler kaplar mı ara ara?
 

Böyle sorularla amacınız Galatasay maçı için zaman kazanmaksa, maç bitene kadar ara verebiliriz. Benim anladığım bir şey var, "dünyanın bütün sorunu dinler". Bunun ötesinde dinlere karşı çıkıyorsanız felsefe yapacak ömrünüz pek olmuyor. 2600 yıl önce dünyanın yuvarlak olduğunu, çevresini sadece basit düşünce yöntemiyle ispatlamışlar. Bugün birileri "dünya düz" diyebiliyor. Gülüp geçsek de bazıları için yaptırımı olan düşünceler. Yanmayan kefen de bu ülkenin gerçeği..!

Bu aşamada karşı tarafın korkularını da yenebilmek için gereken cesaret midir, inançları aşabilmenin yolu nedir? Siz kendi şahsınızda bu tür sorunları nasıl aşıyorsunuz?
 

Ben daha gençken (artık eskisi kadar sağduylu değilim) kızdığım insanların da bir zamanlar çocuk hatta bebek olduklarını düşünerek yumuşardım. O da kesmezse, "evrim zincinin ortalarından bir yerden olduğunu" düşünürdüm. Şimdilerde çocuk, bebek kısmını çabucak atlayabiliyorum. Evden çalıştığım için bazen normalden fazla TV' ye takılabiliyorum. Bazı kanallarda çocukluğumun dizileri; "Tatlı Cadı", "Küçük Ev", "Bonanza'yı" izliyorum -sigara ve içki buzlanarak. Yaklaşık kırk yılda gelinen nokta bu. Birisi seçerek izlediğimiz filmi, bizi korumak adına buzluyor. Bence bu ülke insanlarının tek öncelikli konusu bu olmalı. Bunu çözmezseniz, yarın (yani bugün) normal bir genel seçimi başkanlık! seçimine dönüştürür, biz de buzlama izler gibi izleriz.

Bu bağlamda hassas sanatçı birliktelikleri nasıl sağlanabilir. Buzlama ve buzlanmaları aşıp sıcak ilişkiler ve sonrasında kalıcı - değerli projeler için neler önerirsiniz?

Sanatçı olmak için güncel olayları takip edip biR şeyler çizmeye çalışmanın yeterli olmadığını düşünüyorum. Daha çok üreten ve hayatı daha basit anlayabilmemizi hissettirenler bence sanatçıdır. Bu tür birliktelikler bizim ülkemizde biraz hayal çünkü kimse durduğu yerde durmuyor. Değişim kaçınılmaz değildir. Bazı insani değerler değişmez. Dolayısıyla bu düşünceden ziyade hissetmekle ilgili bir konu. Ben çeşitli gazete, dergi ve TV' lerde çalıştım. Bugün bir ikisi dışında hiçbirini tanıyamıyorum.



Çok sevdiğim, çok başarılı bulduğum bir spiker arkadaşım vardı. Bugün yine aynı TV' de aynı konumda. Dün gece malum "suikast komplosu"nun bazı kesimlerce gerçek algılanması için özel bir çabası vardı. İyi bir insan olduğundan hiç kuşkum yok ama o kanalda ve görevde kalmaya devam ediyorsanız çocuklarınıza bazı şeyleri asla izah edemezsiniz. Medya dünyası daha keskin ve de "pişkin" örneklerle dolu. Türkiyenin yaşadığı devasa (aslında çok basit) sorunların en büyük sorumluları da onlardır bence.



Cevaplanmayan bir kaç soru kaldı yukarıda, izninizle onlarla tamamlamak isterim:

-Charlie Habdo,
-Taş Devri,
-Mokok,
-Kilisedeki sanat eserleri
.



Charlie Habdo çizerleri, kendilerini değil yanlış anlayacak, hiç anlamayacak insanlar için çizmemeliydiler. Din konusunda çiziyorsanız asla her şeyi çizemezsiniz. Bence ölmeyi göze alarak, insanlık adına çizdiler. Din konusu rehabiliteye açık değil ama eğitim gibi, açlık gibi, çevre gibi konular daha olumlanabilir konular. Belki çok uzun vadede dinlere de etkisi olabilir. Mesela Peygambere hakarete çok duyarlı ama inancına göre Allah'ın yarattığı doğaya hiç yaratılmamış, yokmuş gibi davranılabiliyor.
Neden "Taş Devri" ismi diye soruyorsanız, artık bu saatten sonra sormayın derim. (Gülümseme)

Onu değil Taş Devri çizgi filminden mi esinlenme?
 

"Mokok" kısmını anlamadım. Çok sevdiğim Nuri Kurtcebe'nin zamanında severek takip ettiğim bir tiplemesidir. Konusu gelmişken bugün çizgi dünyamızdaki en büyük eksikliğini hissettiğim şeylerden biri eskisi kadar tiplemenin yapılmaması.

O halde anlaşılmayan iki soruyu bütünleştirerek sorayım. Esinlendikleriniz nelerdir?

Aslında itiraf etmek gerekirse "Taş Devri" çizmemin en büyük nedeni işin kolayına kaçmak... Şöyle ki, kıyafetlerle ve arka planlarla uğraşmayı oldum olası pek sevemedim. Beceremedim de. Benim için büyük kolaylık oluyor, detaylarla uğraşmıyorum...
Yeniden yüklenmenize bakılırsa GS maçı bitti herhalde. Kilisedeki sanat eserlerini ısrarla soruyorsunuz. Rönesansın sanat üzerinden kendine yol bulabilmesi, müslüman toplumlarda niye rönesansın olamadığını gösteriyor. Türiye'de kendine "müslüman" diyen kesimin genel duyarsızlığının (doğaya, kadın cinayetlerine, tecavüzlere, hırsızlığa, v.b.)temelinde de bu var bence.

İçtenliğiniz ve duyarlığınız için teşekkür ediyorum. Katkı verdiniz. Bunca cesur üretimle elbetteki değerlisiniz. Cilalı, buzlanmamış, sımsıcak günler dileklerimle.

Buzlanma devam ederse "Cilalı Buz Devi"ni de çizmeyi düşünüyorum. (Gülümseme)
Teşekkür ederim...

(Gülümseme)