DİYALOG MÜZESİ

FATMA BARLAS İLE

265. DİYALOG
BİR BARLAS


Merhaba, Barlas'lardan mısınız, "Baykush Fotograf ve Resim Atölyesi" neler üretir?

Evet Barlas' lardanım.
Baykush, Resim ve fotoğraf üretir.

Hangi Barlas'a daha yakınsınız, akrabalık bağı olarak?

Mehmet Barlas'ı ima ediyorsanız evet, akrabam.

Başta kendisi tabii - Mehmet Barlas. Yakınlık derecenizi öğrenmek isterim.

Babam ile kuzenler. Amca çocukları...

Görüşür müsünüz kendisiyle?

Hayır, çünkü (...)

Bence Barlas isminin bu yönünü tanıtsak hem sanata, hem Gaziantep'e, hem de ülkeye faydalı bir iş yapmış olururz, ne dersiniz?

Nasıl yapacağız?

Şimdi dışarıdayım. Eve döndüğümde incelesem?

Baykuş'un sürecinden bahsedin lütfen.

Hepsinden bahsedeceğim ama eve döndüğümde.

Kaç gibi olabilir?
 
Bir kaç saat sonra veya akşam...
 
Ok. Burada olacağım. Bir kaç saat sonra "merhaba" derseniz devam eder ve gün sonuna kadar yayınlarız.

Tamam.


DAHA SONRA

Merhaba Erkan Bey, şimdi bana anlatır mısınız ne olacak, ne yapacağız?

Baykuş'la başlayabilirsiniz sanırım. Sürecini anlatın lütfen?

Aslında Baykush, Baykuş değil...
2007 yılında lösemiyi yendikten sonra memleketim Gaziantep'ten ayrılıp İstanbul'a yerleştim ve sanat eğitimini orada aldım. "Baykush sanat Atölyesi" erkek kardeşim tarafından Gaziantep' te kurulmuştu ve ben eğitimlerimi tamamladıktan sonra memleketime dönüp başına geçtim. Resim ve fotoğraf ile ilgili çalışmalarıma orada başladım. Atölye de sadece resim ve fotoğraf yoktu, sanat adına her şey vardı. Aynı zaman da her cumartesi avlumuzda açık hava da ateş yakıp sinema seyrediyorduk. Epey de talep oluyordu.
Daha sonrasında evlilik sebebiyle atölyeyi İzmir'e taşıdım ve şu an da evimin bahçeye açılan alt katında resim ve fotoğraf çalışmalarıma devam etmekteyim.

Gaziantep, İstanbul, İzmir üçgeninden Gaziantep ile devam etmek isterim: "Gaziantep'te sanat çabaları ne aşamadadır, İzmir'i tercih etmeninizin sebebi nedir?"

Gerçek Gaziantep'li sanat ile her zaman haşır neşirdir ve mutlaka bir ucundan tutmuştur. Benim ailem de öyledir, geçmişimiz 530 yıl öncesine dayanır. Gaziantep'ten ve içimizden çok sanatçı çıkmıştır fakat şu sıralarda her şehir gibi Gaziantep'te göçlerden dolayı dejenere olmuş ve özünden uzaklaşmıştır. İzmir'i tercih etme sebebim eşimin burada yaşaması, o yüzden evlendikten sonra İzmir'e geldim.

Evet, Barlas'lara gelmek isterim hatta detaylı bilgilenmeyi de arzularım. Bahsetsenize biraz mümkünse?

Biraz önce de yazdığım gibi ailem 530 yıl önce Türkmenistan'dan Anadolu'ya göç etmiştir. "Bozkurt" adında bir boy beyinin oğlu Barlas'ın soyundanız. Soyadı kanunu çıktığında aile büyüklerinin isteği ile Atamız Barlas'ın adı soyadımız olmuş. Ailem Gaziantep'te çok saygın bir yere sahiptir ve bu aileye mensup olmak gururumdur.

Türk Siyasetinde Barlasların etkisi sizin cephenizden bakınca nasıl görünür?

Siyasete girmek istemiyorum, çünkü sevmiyorum.

Anladım. Sanatınızla sürdürelim o halde. Öğretmenleriniz kimler oldu?

Resim öğretmenim S
elma Pınar idi, daha sonrasında 2.5 yıl kadar Rüzgar Fidan'ın atölyesinde çalıştım.
Bu arada fotoğrafa merak sardım ve İbrahim Göksungur 'dan eğitim aldım.
 
Atölye düzeninizden bahseder misiniz?
 
Atölye de asistan olarak çalıştım.
 
Hiç görmeyen birisine Baykush Fotograf & Resim Atölyesinin görüntüsünü iç düzenini, çalışma saatlerini ve diğer programlarını anlatır mısınız?

Baykush Sanat Atölyesi'nde yaşam var, sınır yok ve sadece üretim var. Ölümden sonra yaşamayı keşfeden herkesin bir gün yolunun düşeceği şirin bir mekan.
Çalışma saatleri sabah 9, akşam 19.00 arası...Ama İzmir'e yeni geldiğim ve daha tam tanınmadığımız için derslere başlamadım.

Günlük, haftalık programı nasıl işletiyorsunuz?

Pek program yok işin aslı, eviminn alt katı olduğu için ne zaman istersem çalışabiliyorum.

Gaziantep'teki atölyeden (örnek aldıysanız) program örnekleri verebilir misiniz?

Çalışma programımız çok değişkendi. Atölyelerde hele ki sanat atölyelerinde verilen dersler dışında program olmaz. Ya da benim bulunduğum atölyelerde hep böyle oldu. Ayrıca kanserden sonra anı yaşamak, ne zaman ne istersem onu yapmak beni daha çok mutlu ediyor.

Çekimlerinizden bir kaç örnek rica edebilir miyim, buraya yapıştırırsanız sevinirim daha sonra resimlerinize geçmek isterim.

Olur tabi.

Bu sayfada diğer fotoğraflarımı da takip edebilirsiniz.















Mandalarla birlikte suya giren gençler ilginç bir yakalama olmuş, nasıl gelişti, iİmzanız da ilgi çekici "üzeri çizilmiş İ ve M". Anlamı nedir?

Bitlis Ahlat'da Güroymak kaplıcası... Çocuklar hafta sonları harçlıklarını kazanmak için kaplıca suyunda atları ve mandaları ile gösteriler yapıyor. Size yolladığım kareler onlardan bir kaçı ve bu fotoğraflar bana bir yarışma da "fiap bronz" madalya kazandırdı.
Fatma
Dikkatli baktığınızda ismimdeki bütün harfleri göreceksiniz.

Profesyonel işler bunlar. Tebrik ederim. Umarım öğrencileriniz sizin gibi bir öğretmenden ders almayı ihmal etmez - kaçırmazlar. Ölümün ne olduğunu bilen... vurgusu ile kazandığınız yeni bakış açınızı öğrenmek isterim doğrusu?

Çok teşekkür ederim...
Öldükten sonra yaşamak istiyorsanız üretmek zorundasınız. Yazacaksınız, çizeceksiniz, çekeceksiniz, çamura can vereceksiniz ve siz gittiğinizde elinizin, yüreğinizin dokunduğu eserleriniz ile tekrar can bulacaksınız. Aldığım her bir nefes için ve o nefes ile ürettiklerim için şükrediyorum.

Mümkünse resimlerinizden de bir kaç örnek görmek isterim.

Tabi.
"Beyaz Tülbentli Teyze" ve "Hamam" çalışmalarınızda model kullanmış mıydınız?

Hayır kullanmadım, hamamdaki kadınlar röprediksiyon, diğeri ise fotoğraftan bir çalışmam. Aslında fotoğrafa başlama sebebim de bu idi. Çektiğim fotoğrafların resmini yapmak...

"Palyaçolar da" ilginç ve değişik bir çalışma olmuş. Renk kullanımınız ve renklerin büyüsü fikriniz nedir?

Kırmızı her zaman dikkat çeker ve benim de sevdiğim renklerdendir.

Sıcak renklerin yorucu olduğ fikri de vardır bir yandan?

"Yorucu olduğunu" düşünmüyorum...

Hem izleyici hem eser sahibi üretici açısından yorucu olduğu fikri vardır. Ne sıklıkla kendinizi tualin karşısında bulursunuz, içinizdeki resim arzusu nasıl doğar ve nasıl tatmin olur?

Bazı zamanlar ay oluyor tuvalin karşısına oturmuyorum ama bazı zamanlar da kalkmak bilmiyorum. Yaz aylarında pek çalışamıyorum, daha çok kış aylarında üretebiliyorum.

Fotograf ve Resme birlikte ilgi duyanlar için önerileriniz nelerdir?

Fotoğraf ile resim üvey kardeştir. Birbirlerini pek sevmezler. Ayrı ayrı zaman ayırmak gerek ve ikisini de çok sevmek lazım. Resim nankördür, ihmale gelmez. Çok çalışmak ve yeniliklere açık olmaları gerek. Yani işleri zor.

Her iki alan için de ödüllendirilmiş çalışmanız olmuş muydu?
Gerçekten fotograflarınız etkileyici ve güzeldiler. Demek ki bende de iyi bir gözlem yeteneği var.

Bursa Kemalpaşa Fotomaratonu'nda sergileme, Marmaris Fotomaraton'da sergileme ve en son Adana Rotary Fotoğraf Yarışmasında 3.lük ödülü... Yarışmalara pek katılmıyorum, amacım proje fotoğrafçılığı.

Ödülün sanatçı üzerindeki etkileri nelerdir, ödül verilme ortamlarından bahseder misiniz?

İlerlemesi için teşvik eder, ödül törenleri heyecanlı ve keyifli oluyor. İnsanın kendisi ile gurur duymasına vesile ayrıca...
 
Bir Barlas olarak Türk Kültür yumağının gücünü nerede bulursunuz, tecrübelerinizle örnekler verir misiniz? Kültür ve sanat ilişkisini bulmak isterim.
Dünya artık üretmekten çok tüketim ile besleniyor. Geçmiş tarihlere baktığımızda insanların daha çok ürettiğini, araştırdığını ve öğrenmeye aç olduğunu görüyoruz. Teknolojinin ilerlemesi ile doğru orantılı olarak insanlar her geçen gün daha tembel ve ben merkezci olmaya başladı. Hala geçmişte yaşamış ve üretmiş sanatçılardan besleniyoruz. Sanat üretmiyor artık, olanın üzerine koyuyor, bu yüzden de kültür yerinde sayıyor. Yoktan var etme kalmadı artık kısaca...
 
Proje Fotografçılığından bahsedelim o halde, nedir..?

Ben daha çok sosyal sorumluluk projelerini düşünüyorum. Şu an çalışmalarına başladığım bir projem var: "Kanseri Yenmiş İnsanlar". Foto-röportaj şeklinde bir kitap ve şu an kanser ile mücadele olan insanlara bu hastalığın herkesin başına gelebileceğini ve herkesin de yenebileceğini göstermek...
 
İlginçmiş. Tamamlanmış röportajlarınızdan varsa ek olarak almak isterim.

Olur, tabi.
Halam ile yaptığım röportajım.

Katkınız için teşekkür ederim. Umarım yorucu bir diyalog olmamıştır?
Son mesajınızla tamamlamak isterim.

Rica ederim, son derece keyifli idi Ve Tanrı önce beni yarattı, sonra ben beni...
 
Deyişe yakın oldu:
"Daha Adem ile Allah yok iken
Biz onu var edip ilan eyledik"

 
Küllerimden tekrar doğdum ve ölümsüz olmak için resim ve fotoğraf ile nefes alıyorum.
Evet )
 
Sonsuz yaşam, uzun bir ömür dileklerimizle.

Çok teşekkür ederim, sevgi ile...

İKİNCİ BÖLÜM: EGO

"Ego insanın başına gelebilecek en aptalca şeydir. O bir kez oluştuğunda onu görmek dahi çok zordur çünkü o senin gözlerini perdeler."

Siz ego'nuzdan nasıl sıyrıldınız?

Kanser oldum ve yendim

Ego kanser midir?

Hayır, insana verilebilecek en büyük derstir, tabi anlayana !

Ego mu, kanser mi derstir?

Ego her insanda vardır biliyorsunuz, bende de var, ama sınırlarını bilmek lazım ki ne kendinize ne de başka insanlara zarar vermeyesiniz. Kanser olmak bana ne kadar kıymetli olduğumu ve çevremdeki insanların da ne kadar değerli olduğunu öğretti. İnsanı...Daha Fazlasını Gör

Bendeki bilgilere göre, şimdiye kadar geliştirilen "ahlak ekollerinin" hiç biri başarılı olamamış aksine insan denilen varlık bu tür öğütlerin - nasihatlerin tam aksine hareket etmiştir. Haklı mıyım, neden?

İnsanlar terbiye edilmeyi sevmez, siz de sevmezsiniz, ben de... İnsanlar ancak kendi kendini terbiye edebilir. Birini terbiye etmeye çalışmak ona baskı gibi gelir ve tam aksini yapmak için can atar. Yaşanmışlıklardan ders almak en iyi terbiye biçimidir. Çocuklara bile ancak 3 yaşına kadar ne verirseniz onu alırlar ki daha sonraki gelişimi bulunduğu dış çevreler yüzünden etki altında kalır. "Bir musibet bin nasihatten iyidir" sözü de bunu çok güzel anlatıyor.

O halde sizi "tecrübecilerden" buldum. Yalnız onların da bir sorunu vardı: "Herkesin tecrübeleri farklıdır". Keşfetmekle ilgili bir yaklaşım sanırım. Sizin keşfettikleriniz başkaları için delil olabilir mi?

Eğer değer görüyorsam olur, ki çok önemli de değil. Kimsenin benim tecrübelerimden faydalanmak zorunda olduğunu düşünmüyorum. Önemli olan benim kötülüklerden iyilikler çıkarabilmem, yani her koyun kendi bacağından asılır. Burada yapmış olduğum paylaşımlarda bir nevi kendime hatırlatma

Resim ve diğer atölye çalışmalarınız nasıl gidiyor, en son İzmir'e taşındığınızı biliyorum..?

Şu sıralar resim yapıyorum, 2017 yılı içerisinde sergi planım var. Diğer atölye çalışmalarımızda gayet yolunda, ilginize teşekkür ederim Cabbar bey...

Diyaloglarımıza katılan sevgili dostlarımızı takip etmeye çalışıyoruz, bir nevi mesleki duyarlılık Başarılarınızın devamı dileklerimizle.


Ek 1: https://www.facebook.com/FatmaBarlasPhotographyPaint/photos_stream
 
Ek 2: PROJE ADI: MUCİZE(SİZ)SİNİZ


ÜLKER BARLAS BEŞE

"Hasta olmazsan hayat çok güzel"...

1923 yılında Gaziantep'te dünyaya gelen Ülker Barlas Beşe 91 yıllık hayatını yukarıdaki bu cümle ile özetliyor. Memleketinin köklü ailelerinden birine mensup olan Beşe kendisi ile 10 çocuğu olan büyük bir ailenin ikinci çocuğu, bütün kardeşlerinde emeği var, hepsi evlendikten sonra evlenen Ülker hanımın bu evlilikten 2 kızı, 1 oğlu olmuş. 91 yıllık hayatına sevinçleri ile birlikte bir çokta acı sığdırmış, annesini, babasını ve bir çok kardeşini kaybetmiş fakat en acısı da 16 yaşında torunu Dündar'ı kaybetmek olmuş. Hastalıklar yaşamış, en son bir kaç yıl önce kalça kemiğini kırmış, buna rağmen hala dimdik ve güçlü bir insan örneği sergilemekte...

Ülker Barlas Beşe 1983 yılının şubat ayından sonra yaşamında çok şey değişiyor. Kendi anlatımı ile ;


" Gaziantep'te kendi halinde yaşayan bir ev hanımıyım. Ama çocukluğumdan beri yazı yazmaya, okumaya, her şeye meraklı idim ve bu hevesimi ömrüm boyunca da korudum, koruyorum. Büyük hastalıklar yaşadığım halde okumayı ve yazmayı hiç bırakmadım."


" Torunumun doğumu sırasında çok halsizdim ve sürekli zayıflıyordum. Önce heyecandan diye düşündüm, fakat bir gün banyoda sol göğsümde bir kitle hissettim. Ertesi gün doktorum Necdet Karslı'ya gittim. "Yarın hastaneye gelin bu kitleyi alalım, çok önemli değil" dedi. Sabah heyecan ve huzursuzlukla soluğu hastanede aldık, beni hemen ameliyata aldılar. Mandalina büyüklüğünde bir parça aldılar ve kardeşim alınan parçayı patolojiye götürdü. 48 saat aradan sonra neticesi geldi. Ama ben 2-3 gün içerisinde hala zayıflıyordum. Kardeşim Akın patolojiden gelen sonuçların iyi olmadığını söyledi. Yanıma gelmezden önce doktora uğradığını ve hemen ameliyata gireceğimi belirtti. Göğsümü alacaklardı...


Ülker hanım geçmişte yaşadıklarını sanki tekrar yaşıyordu. Gözleri bir an daldı ve onu tekrar kendine getirmek için " Peki o an ne hissettiniz?" diye sordum.


" Hiçbir şey hissetmedim. Bir panik havasında idim. Çünkü o zamana kadar yakınlarımızda hiç kanser olan veya bu yüzden ameliyat olan yoktu. O gün saat 14.00'de sonuçlar geldi. Saat 16.00'da ameliyata alındım. Anlayacağınız bu kadar ani oldu. Ameliyat sonrasındaki 24 saat boyunca çok sıkıntı çektim. Göğsümün alınmasına üzülmedim ama inanılmaz sıkıntı vardı içimde..."


Son cümleyi söylediğinde şunu anladım ki, her kanser hastası gibi kendinden önce sevdiklerini düşünmüş ve onlar için endişelenmişti. Zaten anlatırken yüzünden de bu hissediliyordu ki ailesinin tutumundan bahsetmeye başladı: " Annem ve kardeşlerim çok üzüldü. Hatta saat 16.00'da ameliyata gireceğimi öğrenen ailem benden önce oraya gelmişti. Hepsinin haberi olmuş ve hiçbir gün beni yalnız bırakmadılar. Göğsümü kaybettiğimde şimdi bana ne olacak diye hiç düşünmedim. Çok normal karşıladım ama neden böyle olduğumu da anlamadım.


Sonra bana o zaman içerisinde aklından geçenleri daha ayrıntılı anlatmaya başladı.


" O zaman zarfında kötü düşünmedim, ama hep çocuklarım geçiyordu aklımdan... Oğlum daha bekardı, kızlarımdan biri 3 aylık evli, diğerinin ise 40 günlük bebeği vardı. Hastanede 10 gün kaldıktan sonra evime döndüm ve evde çok yattım. Şubat ayının başından itibaren 3 ay sürdü. Çok halsizdim, kalkamadım. Mayıs sonunda rahmetli kardeşim Akın İstanbul'a gitmeyi teklif etti. Orada kanser hastanesine gittik. Ama daha öncesinde de başka hastanelerde kontrol edildim. Kemoterapi almamı tavsiye edenler oldu. Fakat Gaziantep'teki doktorum lenf bezlerime kadar temizlediğini söylemişti. Bundan sonra nezle, grip gibi hastalıkları bile olmamam gerekiyordu. Gerçi İstanbul'daki doktorlarım da hepsi aynı şeyi söyledi. En nihayetinde beni büyük bir hastaneye götürdüler. Orada gördüm ki, küçük yaşlarda bile kanser hastası olan insanlar var. Hastanede ayrıntılı kontrollerden sonra doktorlar yapılan ameliyatın çok başarılı olduğu kanaatına vardılar. Kemoterapiye gerek yok dediler. Bu benim için büyük bir sevinçti. Çünkü kemoterapi insanlarda büyük bir yıkım yapıyor."


Kızı Güner hanımın getirdiği bol köpüklü kahvesinden bir yudum almazdan önce öyle derinden iç çekti ki... Bir an anlatamayacak diye düşündüm, yaşından dolayı çok yormak istemiyordum ama vücudundan içeriye ruhunu görebiliyordum. Yaşadıklarına rağmen cıvıl cıvıl ve hala yaşam aşkı ölmemiş, gözlerine yansıyordu. Hüznü bile hayata bağlılığını saklamasına engel olmuyordu. Fincanı sehpaya koyup devam etti:


" Hiçbir şeyden vazgeçmedim. Benim bir yaşam tarzım vardı. İstanbul'dan sonuçların iyi olduğuna dair raporları aldıktan sonra biraz moralim düzeldi. Eski yaşantıma devam etmeye başladım. Ta ki ertesi sene Ekim ayına kadar... Yine tesadüfen sağ göğsümde de bir kitle hissettim. Soluğu doktorumun yanında aldım ve bana kitleyi alıp bakmaları gerektiğini söyledi. Yine kitle için ameliyat, yine patoloji ve yine kanser... Ne yapalım alıştık ya artık, o gece eşim ile evde kaldık ve sabah da yine ameliyat olmak için hastaneye gittik. Aynı süreci tekrar yaşadım. Bir yıl boyunca haftalık devam eden kontrollerim, ay, sonra 3 ay da bir ve 5 yıl sonunda da artık iyisin dediler. İyisin dediler ama o 5 yıl nasıl geçti bir de bana sorsunlar. Hep çocuklarımı düşünürdüm, gerçi Allah neyi takdir ederse o olur. 5 yıl sonunda iki göğsü olmayan bir kadın olarak meydana çıktım."


Gülümsedi, 91 yaşında olmasına rağmen göğüslerinin yerinde bir boşluğun olması hala onu etkiliyordu. O an daha iyi anladım, bir kadın için göğüsleri ve saçları ne kadar anlam taşıyordu, hayata onlarsız da devam edebiliyordu bazıları ama içlerinde kalan ukdelerle... Ülker hanım ile sohbetimize devam ettik. Kendini kanserden sonra hayata bağlayan unsurlardan bahsetti:


" Sürekli okuyup, yazmam... Çocukluğumdan bu yana sürekli yazardım. Şiirlerim, hikayelerim gazetelerde yayınlanırdı. Ama hastalığımdan sonra daha çok yazmaya başladım. Fakat hiçbir gün yaşadığım hastalığımı yazmadım. Yazmamı isteyen o kadar kişi oldu, ama yazmadım, yazamadım. Torunlarımla, kocam ile rahat olayım istedim. İnsan böyle ağır bir şey yaşadıktan sonra istiyor ki herkes onunla daha çok ilgilensin ve gerçekten de ilgi ve sevgi gördüm. Yazılarımla hayata tutundum. Babam ölene kadar yazdıklarımı gazete ve dergilere yollardım, yolladıklarımın da çoğu yayınlanırdı. Evlendikten sonra rahmetli eşim yazılarım ve şiirlerime pek ilgi göstermedi. Yıllar sonra rahmetli kardeşim Deniz Barlas'ın cenazesi için Ankara'ya gittik. Akrabamız olan Hilmi Barlas taziyeye geldi ve benden yazdığım şiirleri istedi. Arkasından yine akrabamız olan Uğurol Barlas şiirlerime ilgi gösterdi. İkisi de ayrı ayrı arayıp şiirlerimi ve hikayelerimi kitap olarak yayınlamak istediklerini söylediklerinde çok mutlu oldum.


İlk kitabımı rahmetli amcam Osman Barlas ile birlikte çıkardık ama pek güzel bir kitap olmadı. Fakat yılmadım ve yine yazdım. Başarısız olan kitabımın arkasından 5 tane daha kitap çıkardım. Şu an toplamda şiir ve anı kitabı olmak üzere 6 tane eserim var. Kitaplarım çıktıkça insanlar daha çok ilgi göstermeye başladı. Sürekli röportajlara gelenler oluyor. Şimdi 7. kitabım hazırlığı içindeyim. Hala yazmaya devam ediyorum. “Hasta olmazsan hayat çok güzel..."


Sehpanın üzerinde duran kırmızı kaplı defterini aldı, gözlüklerini taktı ve gülümseyerek, son yazdığı şiirlerinden birini okumak istediğini söyledi.


Gençliğim ah gençliğim,
Giderken avuçlarımın arasına
Kırılmış hayallerimi bıraktı.
Ve tutamadığım,
Ve arayıp ta,
Bulamadığım bir şiirdi o..
Bir hayal ülkesinden,
Enginlerin ötesinden,
Ses gelir kulağıma...
Bir mahur şarkı gibi,
Belki yıllarca evvel,
Kaybolan yitip giden,
Arada o rüya...
Gençliğim ah gençliğim,
Aceleniz neydi?
Akıp gittiniz ey yıllar...

Ülker Barlas Beşe- Eylül 2014


"Nasıl?" diye sordu yine gözleri ışıl ışıl ve gülümseyerek...