DİYALOG MÜZESİ

İLHAN ÖRENEL İLE

189. DİYALOG

YARI AÇ YARI TOK DENKLEMİ


ABT 'nda oyuncu olduğunuz görünüyor. Hangi oyun ve rolünüzü merak ediyorum?
*Antalya Belediye Tiyatrosu
 


Sevgili Erkan, ABT de geçen sezona kadar oyuncu idim. Seçimlerden sonra maalesef ben ve bazı arkadaşlar işimizden olduk. Oynadığım rollere gelince; son iki sezonu yazayım: "Anam Bacım Avradım, Azizname, Carmela ve Paolino".


Yeterli midir bilmiyorum, rol istemişsiniz: "Anam Bacım Avradım'da 1. perde kız babası. 2. perde oğlan babasını canlandırdım. Aziznamede takribi on periyot olan oyunun beş periyotunda çeşitli rollere üstlendim. Carmela ve Paolino da ise yahudi esirlerin başını oynadım". Her 3 oyunu da Devlet Tiyatrosu sanatçılarından değerli arkadaşım Murat SARI yönetti.

"İşimizden olduk" cümlenizi istifa ettirildiniz olarak anladım. Bu günlerde neler yapıyorsunuz, sanat planlamanızda neler var?

Aynen öyle oldu Erkan kardeşim..
Zaten sözleşmeli olarak çalışıyordum. Tazminat bile alamadan ayrılmak zorunda bırakıldım...
Şu an Bm sahne sanat isimli ticari bir kuruluşta oyuncu ve rejisör olarak çalışmaktayım. iki tane çocuk oyunu hazırladık oynamaya gayret ediyoruz. Bir tanesi Orman Masalı diğeri ise Bonbonistan isimli çocuk oyunları. Şu an bünyesinde olduğum BM sahne sanat , amatör kadınlar ile (tamamen amatör) Yücel ERTEN in KADINLAR DEVLETİ isimli oyununu çalışıyoruz. 8 mart ta sahnelenecek. Daha sonra ise 2 kişilik bir oyun düşüncemiz var. Arif Server GÜNER in yazdığı, uyuşturucu ile ilgili ALTIN VURUŞ oyununu çalışmayı planlıyoruz. Şu sıralar dramaturji aşamasındayız.

Sizinki türünden zorluk yaşayan sanatçılarımıza önerileriniz neler olacaktır?

Vallahi "şunu yapsınlar, bunu yapsınlar" diyemiyeceğim. Ben ki kalın kafalı hala tiyatro yapıyorum. Kızmayın sakın yarı aç yarı tok yaşıyoruz. Tiyatro yapmasınlar demiyorum tabiiki ama ayakları yere sağlam bassın isterim. Ben 52 yaşımı bitirdim. Başka mesleğim de yok ve bu sektörde 31 senem dolmuş. İnadına tiyatro yapmak zorundayım.

"Yarı aç yarı tok" denklemi sıkıntı verici bir durum. Sponsor veya izleyici desteği ile mi bu sıkıntılar atlatılabilir?

Aynen öyle sevgili Erkan ancak sadece bunlar değil sıkıntı olan; dekor, kostüm, makyaj malzemeleri v.s. bir sürü gider oluyor. Hadi onları geçelim oynayacak salon bulmak zaten başlı başına bir sorun, üzerine sponsor bulamama ve izleyici sıkıntıları da binince çık bakalım işin içinden çıkabilirsen...

Teşekkür ediyorum. Katkı verdiniz. Kolaylıklar dileklerimle.

Ben teşekkür ederim sevgili ERKAN



EK: "ANAM BACIM AVRADIM" ELEŞTİRİSİ


 
 
“Bir tiyatro oyunu elbette sorunu çözmez.Ama insanlara gösterir, öğretir ve değiştirir. Biz de güleriz ağlanacak halimize diyerek sorunu biraz da olsa gülümseterek göstermeye çalıştık. Ama ne kadar gülümsersek gülümseyelim. "Vahşet sürüyor.”
İzmir Devlet Tiyatrosu’nda 18 Ekim tarihinden bu yana sahnelenen "Anam Bacım Avradım" isimli oyunu yönetmen Yaşar Ürük bu sözlerle kısaca tarif ediyor. Basında kadına şiddet konusunu işleyen,özellikle son günlerde artan şiddet olaylarına değindiği belirtilen, afişinde şiddete maruz kalmış bir kadının acı dolu bakışları olan, +15 ibaresini taşıyan oyunu izlemeden bu donelere bakarak canınızı yakacak,düşündürecek, sorgulatacak hatta belki kendinizi şiddetin faili hissedeceğinizi düşünebilirsiniz ancak yaklaşık iki buçuk saat süren oyunun sonunda bu duyguların çok uzağında bulacaksınız kendinizi.
Şiddetin her türlüsünün günlük hayatımızın olağan bir parçası haline geldiği günümüzde özellikle kadına şiddet konusunda bir şeyler söyleme iddiasıyla yola çıkan yazar İnanç Yılan ve oyunu sahneye koyan Yaşar Ürük başarılı olmuş demek maalesef pek mümkün değil.
Daha önce Ankara Devlet Tiyatrosu’nda da sahnelenen Anam Bacım Avradım yazarın ilk oyunu olma özelliğini taşıyor. Belki de ilk oyun olmanın dezavantajı olarak da bünyesinde pek çok eksiği, pek çok sakatlığı barındırıyor. Yazar oyunu üzerinde değerlendirme de bulunurken salt sömüren erkek, sömürülen kadından yola çıkmadığını, sömürünün  alt yapısını irdelediğini de belirtmiş. Ve bunu yaparken de namus kavramından yola çıkmış. Tabi sadece bu kavramla da yetinmeyip birçok noktaya değinmeye çalışmış. Oyunu Zehra karakterinin yaşadıkları ve çevresindekilerin tavırları, alışkanlıkları, tepkileri üzerine kurmuş. Mekan olarak da varoşları ve burada yaşayan insanları seçmiş. Zehra belli bir noktaya kadar eğitimine devam edebilmiş,devamında da evde yemek, temizlik gibi işlerle oyalanmış ve nihayetinde de yaşı geldiği hatta geçtiği gerekçesiyle ailesinin evlen baskılarına direnen sıradan bir genç kızdır. Bu sıradanlığın içinde onu diğerlerinden ayıran yaşadıklarını ve etrafındakileri sorgulaması, kendi çapında ufak tefek tepkiler vermesidir. Yazarın oluşturduğu Zehra kendi içinde derin çelişkiler taşımakta. Hem sabahları yayınlanan kadın programlarını takip eden, onlara özenip bir şekilde ünlü olmanın yolunu taşıyan hem de son derece bilinçli bir aktivist,kadın hakları savunucusudur.Bu iki durum öyle keskin noktalarda ki gerçeklikten tamamen uzak. Oyunun geneline hakim olan abartı durumu bu karakterde de kendini gösteriyor ve onu gerçeklikten, doğallıktan koparıyor. Oyunun başından sonuna kadar Zehra değişim geçiriyor, değişim geçirdikçe çelişkiler artmaya devam ediyor. Temizlik yaparken şarkılar söyleyip kadın şarkıcıların taklitlerini yaparken annesine, komşulara ve arkadaşlarına kadın hakları, namus kavramı, feminizm üzerine brifing verip istemediği bir evliliğe razı oluyor. Evliliğini yürütmeye çalışıp kocasıyla normal bir ilişki kurmaya çalışırken bunun mümkün olmadığını anlayıp intihar girişiminde bulunuyor, üzerine şiddet görüyor ve bu noktada yine bağımsız,güçlü, kendi ayakları üzerinde durabilen bir kadın olup ailesine de karşı çıkarak boşanıyor. Bu güç bir süre devam ediyor, kendi hayatını kurmaya çalışırken kadını seks objesi olarak gören,aşağılayan, taciz eden tüm erkeklere hadlerini bildiriyor, sonra İstanbul düşüyor aklına, ünlü olma hayalleri.. Her şeyi geride bırakıp gidecekken otogarda tanıştığı adamın yapımcı olduğuna, yeni filmi için oyuncu aradığına inanıp en basit Yeşilçam senaryolarında rastlayabileceğimiz bir şekilde kandırılıp kötü yola düşüyor. Kurtuluş olmadığını anlayınca da durumu kabullenip feleğin çemberinden geçmiş bir hayat kadını haline geliyor. Oyun basit bir kompozisyon haline getirilmiş gibi giriş, gelişme,sonuç şeklinde tamamlanıyor.Ve bizim bu oyundan kadına şiddet,şiddetin kaynağı,sömürü düzeni,sömüren ve sömürülen hakkında bir şeyler görüp anlamamız ve değişmemiz bekleniyor.
Oysa ki oyun bunların hiçbirisini yapamıyor. Mağdur kadınlardan ve olabildiğince kaba,hoyrat erkeklerden oluşan parodiler izliyoruz. Konu bakımından bir bütünlük yok, söylediği yeni hiçbir şey olmadığı gibi var olan durumu da gözler önüne seremiyor. Fazla telaşlı,fazlaca şey barındıran,çok şey anlatma, bunu anlatırken de seyirciyi güldürme ama aynı zamanda düşündürme, sorgulatma derdinde olan yazar ortaya karmakarışık,nereye gittiğini, ne anlattığını bilmeyen bir metin çıkarmış. Böyle bir metnin devlet tiyatrosu repertuarına girmiş olması üstelik de Ankara’dan sonra İzmir’de sahneleniyor olması hem şaşırtıcı hem de üzücü.
Yazarın kafasının karışıklığı yönetmen  Yaşar Ürük’ün  rejisiyle birleşince ortaya tv skeçlerinin tadını veren bir oyun çıkmış.Zaten karikatürize olan tipler konuşmalar,mimiklerle desteklenince iyiden iyiye abartılı tipler sahnede yer almış.Sert bakışlarının altında korkak bir kişiliği olan,yalaka,çıkarcı abiyi belirli olaylar karşısında kriz geçirir gibi avaz avaz bağırtmak, aldatıldığını öğrenince karısını öldüren kocayı kısa boylu,zayıf ama göğsündeki kıllar gömleğinin yakasından taşan,pala bıyıklı,gür sesli adam haline sokmak, dedikoducu komşuyu çizgi film karakterlerine benzetmek, tecavüzcüsüyle evlendirilen kızın yüzünde herhangi bir nefret,üzüntü belirtisi olmadığı gibi çocukça bir inat göstermesi vs. Bütün bunların oyuna herhangi faydası olmadığı gibi zararı olduğu da söylenebilir.Belki karakter kabul edilebilir hale gelecekken dış görünüşü sebebiyle göze batar olmuş.Bu tipler içinde klişe olmaya çok müsait olan ayyaş,genelevde çaycılık yapan efemine genç ve sapık rolünü kolaycılığa kaçmadan canlandıran Çağatay Özçelik’i  ayrı tutmak gerekiyor.Böyle bir metin ve böyle bir reji anlayışının içinde oyuncuların aslında çok da fazla yapabilecekleri bir şey yok.Her bir karakter belirli sınırların içine sıkıştırıldığı için oyuncuların karakterlere katabilecekleri de sınırlı.
Böyle kalabalık bir kadronun olduğu, bu kadar imkanın olduğu bir tiyatro bünyesinde böylesine bir oyunu sahneye koymak hem seyirciler hem de oyuncular açısından talihsizlik. Her oyundan büyük dersler çıkarmak, oyun sonrasında değişmek,dönüşmek gerekmiyor elbette. Böylesine hassas ve önemli bir konuda bu kadar suya sabuna dokunmayan, derdinin ne olduğunu bilmeyen bir oyun hiç kimseye bir şey verebilecek durumda değil. Devlet tiyatrolarında sahnelenen çağdaş, farklı,dikkat çekici oyunlar arasında Anam Bacım Avradım kendine sağlam bir yer edinemeyecek, seyirciye veremediklerinin karşılığını da haklı olarak alamayacaktır.  
Güncelleyen: Mehmet Bozkır

Kaynak: tiyatronline.com