MUSA EROĞLU İLE

1.155. DİYALOG
SADECE KAYIT DEĞİL MEDENİYETE MİRAS BIRAKMAK
Çıktısını Alarak Okuma ve Diğer Çalışma Gruplarınızda Değerlendirebilirsiniz
Birim Fiyatı: €420
10 Ağustos 2025
Erkan YAZARGAN
----------------------------
Diyaloğun ana fikirlerini ve Musa Eroğlu'nun vurguladığı önemli noktaları sizin için özetleyebilirim.
Diyaloğun ana hatları şunlardır:
*Semahlar ve Yozlaşma: Musa Eroğlu, semahların evrenin taklidi olduğunu belirtiyor ve Alevi ritüellerinin şamanlıkla bağlantısına dikkat çekiyor. Yozlaşmadan duyduğu endişeyi dile getirerek, bu kültürün gelecek nesillere doğru şekilde aktarılamamasından kaygı duyduğunu ifade ediyor.
*Tarih ve Bilim: Konuşmanın temel vurgularından biri, Alevi kültürünün bilimsel ve tarihsel gerçeklerle ele alınması gerektiği. Eroğlu, masallaştırılarak anlatılan bu kültürün Arap kültürüne benzediğini ve gelecekte kaybolma riski taşıdığını savunuyor. Bu bağlamda, Hititler dönemine ait Anadolu Medeniyetleri Müzesi'ndeki taş oymaların, semahların kökenini anlamak için önemli bir kaynak olduğunu vurguluyor.
*Sanatın Rolü: Asimilasyondan kurtulmak için sanatın, kültürün detaylarını daha iyi anlamaya yardımcı olabileceği belirtiliyor. Musa Eroğlu, 3750 yıl öncesine dayanan bir ritüelin (iki kamın saz çalıp on iki kişinin semah dönmesi) sanatın ne anlama geldiğini anlamak için bir anahtar olabileceğini söylüyor.
*Kitap ve Bağlantılar: Diyalogda, Musa Eroğlu'nun "Anonim Bir Türkü Musa Eroğlu" adlı bir kitabından bahsediliyor ve bu kitabın aşıklar kültürü hakkında bilgi içerdiği belirtiliyor.
*Bilim ve Cehalet Karşıtlığı: Diyalogun sonunda, bilim ve cehalet arasındaki karşıtlık sert bir dille ele alınıyor. Eroğlu, hurafelerin ve din tüccarlarının eleştirisini yaparak, bilimin olduğu yerde cehaletin eriyeceğini ifade ediyor. Osmanlıca'nın karmaşık yapısını eleştiren ve mizahi bir dille futbol terimleri örneği veren bu kısım, bilgiye ve mantığa verdiği önemi gösteriyor.
Ek olarak, aradığınız iki link ile ilgili bilgiler şunlardır:
*Anadolu Medeniyetleri Müzesi: Ankara'da bulunan bu müze, Paleolitik Çağ'dan günümüze kadar Anadolu'nun arkeolojik eserlerini kronolojik olarak sergileyen ve 1997'de "Avrupa'da Yılın Müzesi" seçilmiş, dünyanın sayılı müzelerinden biridir.
*Anonim Bir Türkü Musa Eroğlu: Bu, Musa Eroğlu hakkında yazılmış bir kitap olup aşıklar geleneği ve Musa Eroğlu'nun bu konudaki katkılarını ele almaktadır.
SORU: Kültür olmadan sanat olur mu, olursa nasıl olur?

Hayır, kültür olmadan sanat olmaz. Sanat, bir toplumun veya bireyin kültürel birikiminden, değerlerinden, inançlarından ve yaşayış biçimlerinden beslenen bir ifade şeklidir. Kültür, sanatın hem kaynağı hem de anlam kazandığı bağlamdır.
Bu ilişkiyi daha iyi anlamak için iki temel noktaya odaklanabiliriz:
*Sanat, Kültürün Bir Yansımasıdır: Sanatçılar, içinde yaşadıkları kültürel ortamdan etkilenir. Resimler, heykeller, müzik, edebiyat veya tiyatro gibi her sanat dalı, ait olduğu toplumun düşüncelerini, duygularını ve deneyimlerini yansıtır. Örneğin, Barok dönem resimleri o dönemin dini coşkusunu ve ihtişamını gösterirken, Anadolu'daki halk müziği o toprakların acılarını, sevinçlerini ve yaşam tarzını anlatır. Kültürün olmadığı bir yerde bu tür derinlikli ifadeler de oluşamaz.
*Sanat, Kültürü Şekillendirir ve Yaşatır: Sanat sadece kültürden beslenmekle kalmaz, aynı zamanda onu dönüştürür ve sonraki nesillere aktarır. Bir mimari yapı, bir destan veya bir türkü, ait olduğu kültürün kimliğini ve tarihini taşır. Sanat eserleri, nesiller boyunca kültürel değerlerin aktarılmasına ve hatta yeni kültürel akımların doğmasına zemin hazırlar.
Kültürden tamamen bağımsız bir sanat eseri yaratmak mümkün değildir. Çünkü bir bireyin bile kendi iç dünyası, ailesi, eğitimi ve yaşadığı coğrafya, yani kendi mikro kültürü onun sanatsal üretimini etkiler. Dolayısıyla, sanat, en soyut haliyle bile bir bireyin veya toplumun kültürel DNA'sını barındırır.
SORU: Dini veya ideolojik sâiklerle kültürü imha veya etkisizleştirip kültür devrimi v.s. kavramlarla toplum yapısını bozmak sanata ve dolayısıyla medeniyete nasıl etki eder?

Dini veya ideolojik saiklerle bir kültürü yok etme veya etkisizleştirme çabası, sanatı ve dolayısıyla medeniyeti derinden etkileyen yıkıcı sonuçlar doğurur. Bu tür radikal değişimler, toplumun köklerini sarsarak bir domino etkisi yaratır.
Sanatın Köklerinin Kuruması
Sanat, bir toplumun ortak hafızasının ve kimliğinin bir yansımasıdır. Dinî veya ideolojik gerekçelerle kültürün imha edilmesi, bu ortak hafızanın silinmesi anlamına gelir. Bu durumda:
*İfade Özgürlüğü Kısıtlanır: Sanatçılar, yeni ideolojinin veya dinî dogmaların dışına çıkamaz. Yaratıcılık, belirli sınırlar içine hapsolur. Özgün eserler üretmek yerine, rejimin veya yeni inanç sisteminin propagandasını yapan tek tip sanat eserleri ortaya çıkar. Bu durum, sanatın özü olan çeşitliliği ve özgünlüğü yok eder.
*Tarihsel Eserler Yok Edilir: Kültürel imha, sadece yaşayan sanatı değil, geçmişin mirasını da hedef alır. Heykeller, binalar, el yazmaları veya müzik eserleri gibi tarihî sanat eserleri "sakıncalı" görülerek yok edilir. Bu, gelecek nesillerin kendi tarihlerini ve kültürel evrimlerini öğrenme şansını ellerinden alır.
*Sanatın İşlevi Değişir: Sanat, sorgulayan, eleştiren ve toplumu ileri taşıyan bir araç olmaktan çıkar. Bunun yerine, mevcut düzeni pekiştiren, itaatkâr ve didaktik bir araca dönüşür. Bu, sanatın ruhunu ve entelektüel derinliğini yitirmesine neden olur.
Medeniyetin Gelişiminin Durması
Medeniyet, sadece teknolojik ilerlemeyle değil, aynı zamanda sanatın, felsefenin ve düşüncenin gelişmesiyle de inşa edilir. Kültürel bir yıkım, medeniyetin temel sütunlarını zayıflatır:
*Bilgi ve Birikim Kaybolur: Her kültür, binlerce yıllık deneyim ve bilginin birikimidir. Bu birikimin ideolojik nedenlerle reddedilmesi veya yok edilmesi, medeniyetin ilerlemesi için gerekli olan bilgi havuzunu kurutur.
*Yaratıcılık Körelir: Çoğulcu ve özgür bir kültürel ortam, yeni fikirlerin, icatların ve sanatsal akımların yeşermesini sağlar. Baskıcı ve tek tipçi bir kültürel yapı, yaratıcılığı engeller ve toplumun inovasyon kapasitesini düşürür.
*Evrensel Değerlerden Kopulur: Her medeniyet, insanlığın ortak mirasına katkıda bulunur. Kültürel bir yıkım, o toplumun evrensel medeniyetler ailesinden kopmasına, izole olmasına ve kendi içine kapanmasına yol açar. Bu da insanlık için potansiyel bir medeniyet zenginliğinin kaybedilmesi anlamına gelir.
Kısacası, kültürü ideolojik veya dinî saiklerle değiştirmeye çalışmak, sanatı ve medeniyeti besleyen damarları kesmek gibidir. Bu durum, toplumsal belleğin silinmesine, yaratıcılığın körelmesine ve medeniyetin ilerlemesinin durmasına yol açan geri dönülemez bir yoldur.
SORU: Musa Eroğlu gibi kültüre canla başla sahip çıkmaya çalışan sanatçı ve entellektüeller ne gibi zorluklarla karşılaşır, tarihte bu sorun nasıl aşılmıştır?

Musa Eroğlu gibi sanatçı ve entelektüellerin, kültürel mirasa sahip çıkma çabaları sırasında karşılaştığı zorluklar oldukça çeşitlidir ve genellikle toplumsal, siyasi ve ekonomik boyutlar taşır. Bu çabalar, tarihte de benzer zorluklarla karşılaşmış ve farklı yöntemlerle aşılmaya çalışılmıştır.
Kültüre Sahip Çıkma Çabalarının Karşılaştığı Zorluklar
*Marjinalleştirme ve Anlaşılmama: Geleneksel değerleri korumaya çalışan bu figürler, modernleşme veya küreselleşme rüzgârına kapılmış toplumlar tarafından "eski kafalı" veya "çağ dışı" olarak görülebilir. Eserleri ve düşünceleri, popüler kültürün hızlı tüketim döngüsünün dışında kaldığı için yeterli ilgiyi görmeyebilir.
*Siyasal Baskı ve Sansür: Kültürel miras, genellikle bir ülkenin kimliğiyle yakından ilişkilidir. Bu nedenle, mevcut siyasi ideolojiye veya iktidara ters düşen kültürel unsurları savunmak, sansür, dışlanma veya daha ağır siyasi baskılarla sonuçlanabilir. Musa Eroğlu'nun Alevi kimliği üzerinden yaptığı kültürel vurgular, zaman zaman bu tür hassasiyetlere neden olabilir.
*Ekonomik Zorluklar: Geleneksel sanat ve kültür ürünleri, kitlelere hitap eden ticari ürünler kadar gelir getirmeyebilir. Bu durum, sanatçı ve entelektüellerin maddi olarak zorlanmasına, eserlerini yayma ve koruma çabalarının sekteye uğramasına neden olabilir. Geleneksel müzik aletlerinin üretimi, halk ozanlarının yaşamlarını sürdürmesi gibi konular, bu zorluklara örnek verilebilir.
*Yozlaşma ve Ticarileşme: Kültürün ticarileşmesi, otantik unsurların basitleştirilerek veya popülerleştirilerek özünden uzaklaşmasına yol açabilir. Musa Eroğlu'nun diyaloğunuzda "Arap çorbası" benzetmesiyle işaret ettiği gibi, geleneksel değerlerin popüler kültür akımlarına entegre edilirken kimliklerini kaybetme riski vardır.
Tarihte Bu Sorunun Aşılma Yolları
*Kurumsallaşma: Kültürün korunması ve yayılması için müzeler, arşivler ve enstitüler kurulmuştur. Tarih boyunca birçok medeniyet, kendi kültürel mirasını gelecek nesillere aktarmak için bu tür kurumları kullanmıştır. Modern dünyada üniversiteler, araştırma merkezleri ve sivil toplum kuruluşları bu görevi üstlenmiştir.
*Eğitim ve Yazılı Kültür: Sözlü geleneğin yazıya geçirilmesi, kültürel mirasın korunmasında kritik bir rol oynamıştır. Destanlar, halk hikâyeleri ve şiirler yazıya dökülerek kaybolmaktan kurtarılmıştır. Eğitim sistemleri aracılığıyla bu eserlerin yeni nesillere öğretilmesi, kültürel bilincin devamlılığını sağlamıştır.
*Sanat ve Edebiyat Akımları: Tarih boyunca birçok sanat ve edebiyat akımı, ulusal kimlik veya kültürel köklere dönüş temasını işlemiştir. Örneğin, romantizm akımı, halk masallarına ve mitlerine geri dönerek ulusal kimliklerin oluşmasında önemli bir rol oynamıştır.
*Halkın Katılımı ve Sivil Direniş: Kültürün sadece elitler tarafından değil, halkın kendisi tarafından da sahiplenilmesi, en güçlü koruma mekanizmalarından biridir. Geleneksel festivallerin, ritüellerin ve dilin günlük hayatta yaşatılması, resmi politikaların yarattığı baskıya karşı bir direniş aracı olmuştur.
Musa Eroğlu gibi sanatçılar da bu geleneği sürdürerek, kendi eserleri ve duruşlarıyla kültürel mirası ayakta tutmaya çalışır. Onların çabaları, bir toplumun hafızasını taze tutarak medeniyetin kökleriyle bağını koparmamasını sağlar.
SORU: Alevilik özelinde evrensel kültürler incelenirken bu sistemlerin tarihleri boyunca aşıp geldikleri zorluklar diğer dünyalı kültürlere hangi örnekleri sunar?

Aleviliğin tarihsel süreçte karşılaştığı zorluklar, evrensel kültürler için önemli dersler ve stratejiler sunar. Bir azınlık inancı ve kültürü olarak Alevilik, baskı ve asimilasyon tehdidi altında varlığını sürdürmek için kendine özgü savunma mekanizmaları geliştirmiştir. Bu mekanizmalar, kültürel kimliğini korumaya çalışan diğer toplumlar için değerli birer örnektir.
1. Sözlü Geleneğin Gücü ve Şiirin Rolü
Alevilik, yazılı kaynakların sınırlı olduğu veya sansürlendiği dönemlerde, kültürel ve inançsal mirasını sözlü gelenek aracılığıyla yaşatmıştır. Aşıklar ve ozanlar, deyiş, nefes ve semahlar yoluyla Alevi felsefesini, tarihini ve ahlaki değerlerini kuşaktan kuşağa aktarmıştır.
Evrensel Örnek: Baskı altındaki diğer kültürler için bu, sözlü anlatımın ve sanatın, kimliği korumanın en etkili yollarından biri olduğunu gösterir. Örneğin, sömürgeleştirilmiş toplulukların halk hikâyeleri ve müzikleri, kendi tarihlerini ve direniş ruhlarını kaybetmeden aktarmalarına yardımcı olmuştur. Sanat, bilginin, duygunun ve kimliğin depolandığı güvenli bir "bellek kabı" işlevi görür.
2. Kapalı ve Dayanışmacı Topluluk Yapısı
Alevilik, yüzyıllar boyunca dışlanma ve zulüm tehlikesiyle karşı karşıya kalmış, bu nedenle kapalı ve kendi içinde güçlü bir dayanışma ağı oluşturmuştur. Cemevleri ve dede ocakları, sadece ibadet mekânı değil, aynı zamanda sosyal ve kültürel yaşamın da merkezi olmuştur.
Evrensel Örnek: Bu durum, bir topluluğun baskıya karşı hayatta kalabilmesi için iç dayanışmanın ve ortak ritüellerin ne kadar önemli olduğunu gösterir. Kendi kendini yöneten, birbirine kenetlenmiş topluluklar, dış tehditler karşısında dirençli bir yapı sergiler. Farklı coğrafyalardaki azınlık inançları da (örneğin, göçmen topluluklar) benzer şekilde, kendi inanç merkezlerini ve sosyal ağlarını oluşturarak kimliklerini korumaya çalışır.
3. Yaratıcılık ve Yeni Koşullara Uyum
Alevi kültürü, zorunlu göçler ve modernleşme süreçleri gibi değişimlere karşı dinamik bir uyum yeteneği göstermiştir. Kırsaldan şehirlere göç eden Aleviler, Cemevlerini kent merkezlerinde kurarak inançlarını ve kültürel pratiklerini yeni koşullara adapte etmiştir. Bu esneklik, Aleviliğin yok olmasına izin vermemiş, aksine farklı biçimlerde varlığını sürdürmesini sağlamıştır.
Evrensel Örnek: Bir kültürün varlığını sürdürmesi için katı kurallara sıkı sıkıya bağlı kalmaktan ziyade, temel değerlerini koruyarak değişen çevreye uyum sağlaması gerektiğini kanıtlar. Bu durum, küreselleşmenin getirdiği kültürel tek tipleşme karşısında kendi kimliklerini modern bir çerçevede yeniden tanımlamaya çalışan tüm toplumlar için ilham vericidir.
Alevilik özelinde yaşanan bu tecrübeler, baskı ve değişim karşısında bir kültürün nasıl direnç kazanabileceğini, dayanışma, sanat ve adaptasyon yeteneğiyle nasıl ayakta kalabileceğini gösteren evrensel bir örnektir.
SORU: Her hangi bir kültür yumağından gelen kişi evrensel değerlere ulaşırken kendi kültürünü medeniyet için nasıl kullanmalıdır?

Bu soru, bireyin kendi kimliği ile evrensel değerler arasında kurması gereken hassas dengeyi ele alıyor. Bir kişi, kendi kültürünü bir engel değil, bir köprü olarak kullanarak evrensel değerlere ulaşabilir ve medeniyete katkıda bulunabilir. Bu süreç, temelde üç ana adımda gerçekleşir.
1. Kendi Kültürünü Derinlemesine Anlamak
Evrensel değerlere ulaşmanın ilk adımı, kişinin kendi kültürünü iyi tanımasıdır. Bu, sadece gelenekleri ve ritüelleri bilmek değil, aynı zamanda kendi kültürünün nedenlerini, felsefesini ve tarihsel gelişimini anlamak demektir.
*Değerleri Çözümlemek: Kendi kültürünüzdeki "misafirperverlik" veya "dayanışma" gibi kavramların kökenini, neden önemli olduğunu ve nasıl bir ahlaki zemin oluşturduğunu anlamak. Bu, o değerlerin evrensel karşılıklarını bulmanızı kolaylaştırır.
*Bilgelik Geleneğini Keşfetmek: Atasözleri, destanlar, hikayeler veya felsefi metinler gibi kültürel mirasın içerdiği bilgeliği ortaya çıkarmak. Bu bilgelik, size sadece kendi kültürünüzü değil, aynı zamanda insanın temel kaygılarını ve çözümlerini de gösterir.
Bu adımı tamamlayan bir kişi, kendi kültürünü bir ön yargı veya dogmatizm yığını olarak değil, insanlık tecrübesinin bir parçası olarak görmeye başlar.
2. Kültürler Arası Köprü Kurmak
Kendi kültürünü anlayan kişi, bunu bir "köprü" olarak kullanarak diğer kültürlerle ve evrensel değerlerle iletişim kurabilir. Bu süreçte kendi kültürünü bir araç olarak kullanır:
*Ortak Zemin Bulmak: Kendi kültüründeki dayanışma kavramını, başka bir kültürdeki "topluluk ruhu" veya "Ubuntu" felsefesi gibi evrensel kavramlarla ilişkilendirmek. Bu, farklı kültürlerden insanlarla ortak bir dil bulmanızı sağlar.
*Çeşitliliği Zenginlik Olarak Sunmak: Kendi kültürel birikiminizi, evrensel bir tartışma masasına getirmek. Örneğin, Anadolu'nun zengin müzik geleneğini, farklı coğrafyalardaki müzikologlarla paylaşarak dünya müziği üzerine yapılan bir tartışmaya benzersiz bir perspektif katabilirsiniz. Kişinin kendi kültürü, bu süreçte sadece bir referans noktası değil, aynı zamanda evrensel sohbeti zenginleştiren, ona derinlik katan bir katkı haline gelir.
3. Yeni ve Evrensel Bir Kimlik İnşa Etmek
Son aşama, kendi kültürel köklerinden beslenerek, evrensel değerleri de benimsemiş yeni bir kimlik oluşturmaktır. Bu kimlik, kendi kültürünü inkâr etmez, aksine onu bir temel olarak kullanır ve üzerine yeni katmanlar ekler.
*Evrensel Değerleri Özümsemek: İnsan hakları, demokrasi, bilimsel düşünce ve eleştirel akıl gibi evrensel değerleri, kendi kültüründen gelen değerlerle birlikte bir bütün olarak görmek. Bu, hem köklerinize bağlı kalmanızı sağlar hem de sizi daha geniş bir insanlık ailesine entegre eder.
*Kültürü Medeniyet İçin Kullanmak: Kendi kültürünüzden gelen bilgelik ve estetiği, modern dünyanın sorunlarına çözüm üretmek için kullanmak. Örneğin, kendi geleneksel mimarinizden ilham alarak modern, sürdürülebilir bir bina tasarlamak veya kültürel hikayelerinizdeki adalet temalarını çağdaş bir sosyal meseleye uyarlamak.
Sonuç olarak, birey kendi kültürünü bir zincir değil, bir merdiven olarak kullanmalıdır. Bu merdiven, onu sadece evrensel değerlere çıkarmakla kalmaz, aynı zamanda bu değerleri kendi köklerinden getirdiği benzersiz bir renk ve anlamla zenginleştirir.
SORU: Bu yolla ilerlemiş tarihte ve günümüzdeki örnek şahsiyetleri sıralar mısın?
Elbette, kendi kültürlerini evrensel değerlerle birleştirerek medeniyete katkıda bulunmuş şahsiyetleri tarihten ve günümüzden örneklerle sıralayalım. Bu kişiler, kültürel köklerinden aldıkları ilhamı, tüm insanlığa hitap eden bir vizyona dönüştürmüşlerdir.
Tarihten Örnekler
1. Mevlana Celaleddin-i Rumi (13. Yüzyıl)
Mevlana, Anadolu ve Fars kültürünün derinliklerinden gelen bir düşünür ve şairdi. Mesnevi'sinde işlediği konular, İslam tasavvufundan beslenirken; "Gel, gel, ne olursan ol yine gel" gibi sözleriyle tüm insanlığı kucaklayan evrensel sevgi, hoşgörü ve barış mesajları vermiştir. Onun felsefesi, kendi kültürünün sınırlarını aşarak Batı'da bile büyük ilgi görmüş ve evrensel bir değer haline gelmiştir.
2. Yunus Emre (13. Yüzyıl)
Yunus Emre, kendi kültürünün birikimini ve tasavvuf felsefesini yalın ve anlaşılır bir dille ifade etmiştir. Şiirleri, "Yaradılanı severim, Yaradan'dan ötürü" gibi evrensel sevgi ve insan odaklı mesajlar taşır. Onun bu yaklaşımı, Anadolu kültürünün ruhunu yansıtarak, dini inançları ve insani değerleri bir araya getiren bir köprü görevi görmüştür.
3. Leonardo da Vinci (15. Yüzyıl)
Rönesans'ın en önemli figürlerinden olan Da Vinci, İtalyan Rönesans kültürünün bir ürünüydü. Ancak sadece resim yapmakla kalmayıp anatomi, mühendislik ve felsefe gibi alanlara da ilgi duymuştur. Monalisa'daki gizemli gülümseme veya "Vitruvius Adamı"ndaki kusursuz oranlar, kendi kültürel birikiminden yola çıkarak insan anatomisi ve estetiği üzerine evrensel sorular sormuştur.
Günümüzden Örnekler
1. Yaşar Kemal (20. Yüzyıl)
Yaşar Kemal, Çukurova'nın zengin sözlü kültürü, mitolojisi ve halk hikayelerinden beslenerek evrensel romanlar yazmıştır. "İnce Memed" gibi eserlerinde kendi coğrafyasının toplumsal sorunlarını, yoksulluğu ve zulme karşı direnişi anlatırken, bu temaları tüm dünyadaki okurlara hitap edecek şekilde işlemiştir. Onun dili ve hikaye anlatıcılığı, yerel olandan evrensel olana geçişin modern bir örneğidir.
2. Orhan Pamuk (20. Yüzyıl)
Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk, eserlerinde Doğu ile Batı kültürleri arasında sıkışıp kalmış bireyleri ele alır. İstanbul'un tarihini, kültürel katmanlarını ve kimlik arayışını kullanarak, modern dünyanın evrensel kimlik sorunlarına ışık tutar. Kendi kültürünün karmaşık yapısını, tüm dünyanın anlayabileceği bir dille anlatarak evrensel bir platformda tartışmaya açmıştır.
3. Zaha Hadid (20. Yüzyıl)
Iraklı bir mimar olan Zaha Hadid, kendi kültürünün estetik ve geometrik anlayışını, modern mimarinin evrensel ilkeleriyle birleştirmiştir. Akışkan formları, dinamik çizgileri ve cesur tasarımlarıyla mimariye yeni bir soluk getirmiştir. Onun eserleri, Arap kaligrafisinden ve doğanın organik formlarından esinlenerek, kültürlerarası bir sentezin nasıl yaratılabileceğini göstermiştir.
SORU: Doğu Batı karşıtlığı konusunda ne söylemek istersin?

Doğu-Batı karşıtlığı, tarih boyunca hem siyasî hem de kültürel alanda önemli bir tartışma konusu olmuştur. Bu kavram, coğrafî bir ayrımdan çok, farklı dünya görüşlerini, değer sistemlerini ve yaşam biçimlerini temsil eden bir metafor olarak işlev görmüştür. Bu karşıtlık üzerine söylenebilecekler, genellikle üç temel boyutta incelenebilir:
1. Siyasî ve Ekonomik Boyut
Tarihsel olarak Doğu-Batı ayrımı, çoğunlukla siyasî ve ekonomik güç mücadeleleriyle şekillenmiştir. Soğuk Savaş döneminde "Batı Bloku" (kapitalist ülkeler) ve "Doğu Bloku" (sosyalist ülkeler) arasındaki ideolojik çatışma, bu karşıtlığın en belirgin örneklerinden biridir. Bu dönemde Batı; demokrasi, serbest piyasa ve bireysel özgürlükleri temsil ederken, Doğu; otoriter yönetim, devlet kontrolündeki ekonomi ve kolektif değerleri savunmuştur.
Günümüzde ise bu ayrım, küresel ekonomik güç dengeleri üzerinden yeniden tanımlanmaktadır. Çin gibi yükselen Doğu ekonomilerinin, Batı'nın siyasî ve ekonomik hegemonyasına meydan okuması, bu karşıtlığın hâlâ canlı olduğunu gösterir.
2. Kültürel ve Felsefî Boyut
Bu karşıtlık, kültürel ve felsefî açıdan da derin farklılıklar barındırır. Batı kültürü genellikle birey merkezli, rasyonel, bilimsel ilerlemeye odaklı ve değişimci bir karaktere sahiptir. Aydınlanma felsefesi ve hümanizm gibi akımlar, bu düşünce yapısının temelini oluşturur. Öte yandan Doğu kültürleri genellikle topluluk merkezli, gelenekçi, manevi değerlere önem veren ve denge arayışında olan bir yapıya sahiptir. Örneğin, Konfüçyüsçülük veya Budizm gibi Doğu felsefeleri, bireyin toplum içindeki uyumunu ve iç huzuru ön planda tutar. Ancak bu genellemeler, Doğu'nun veya Batı'nın tüm çeşitliliğini yansıtmaktan uzaktır. Her iki coğrafya da kendi içinde sayısız farklı kültürel ve felsefî akımı barındırır.
3. Sentez ve Etkileşim Olasılığı
Doğu-Batı karşıtlığı, çoğu zaman çatışmacı bir dil kullanılarak ele alınsa da, tarihin her döneminde iki medeniyet arasında yoğun bir etkileşim ve sentez yaşanmıştır. İpek Yolu, Haçlı Seferleri ve sömürgecilik gibi süreçler, kültürel alışverişlerin en yoğun yaşandığı dönemlerdir. Doğu'nun bilimsel ve felsefî mirası, Batı'da Rönesans'ın doğuşunda önemli rol oynamıştır. Benzer şekilde Batı'nın bilimsel ve teknolojik ilerlemeleri, Doğu medeniyetlerini derinden etkilemiştir.
Günümüzde küreselleşme ile birlikte, bu iki kutup arasındaki sınırlar daha da belirsizleşmektedir. Batı'da yogaya olan ilgi veya Doğu'da Batılı müzik türlerinin popülerleşmesi, bu kültürel etkileşimin sadece yüzeysel örnekleridir. Artık önemli olan, bu karşıtlığı bir çatışma unsuru olarak görmek yerine, farklılıkları bir zenginlik ve medeniyetin gelişimi için bir fırsat olarak değerlendirmektir.
Sonuç olarak, Doğu-Batı karşıtlığı, basit bir coğrafi veya ideolojik ayrım olmaktan çok, insanlık tarihinin zengin ve karmaşık bir diyalogudur. Bu diyaloğun gelecekte nasıl şekilleneceği, büyük ölçüde karşılıklı anlayış ve hoşgörü kapasitemize bağlı olacaktır.
SORU: Günümüzün evrensel değerleri nelerdir?

Günümüzün evrensel değerleri, tüm dünyadaki insanlar tarafından ortak kabul gören ve insanlığın barış, refah ve adalet içinde bir arada yaşaması için temel teşkil eden ilkelerdir. Bu değerler, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi gibi uluslararası belgelerle teminat altına alınmıştır.
Günümüzün Temel Evrensel Değerleri
*İnsan Hakları ve Onuru: Her insanın, ırkı, dini, cinsiyeti veya milliyeti ne olursa olsun, doğuştan gelen eşit haklara ve onura sahip olduğu ilkesidir. Bu değer, yaşam hakkını, özgürlüğü, güvenliği ve ayrımcılığa uğramama hakkını kapsar.
*Adalet ve Hukukun Üstünlüğü: Tüm insanların yasa önünde eşit olması ve kimsenin yasalara aykırı olarak cezalandırılamamasıdır. Adalet, toplumun işleyişinde güven ve istikrarın sağlanması için hayati bir değerdir.
*Barış ve Hoşgörü: Silahlı çatışmalardan kaçınma, farklı inançlara, kültürlere ve yaşam biçimlerine saygı duyma ve birlikte huzur içinde yaşama arzusudur. Diyalog kurma ve anlaşmazlıkları barışçıl yollarla çözme çabaları bu değerin temelini oluşturur.
*Sürdürülebilirlik: Gelecek nesillerin ihtiyaçlarını tehlikeye atmadan, günümüzün ekolojik, ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarını karşılama ilkesidir. Çevreye duyarlılık, doğal kaynakların korunması ve iklim değişikliğiyle mücadele bu değerin en önemli unsurlarıdır.
*Demokrasi ve Katılım: Vatandaşların, kendi geleceklerini belirleyecek kararlara doğrudan veya temsilcileri aracılığıyla katılma hakkına sahip olmasıdır. Özgür seçimler, düşünce ve ifade özgürlüğü ile sivil toplumun aktif rol oynaması bu değerin olmazsa olmazıdır.
Bu değerler, farklı kültürlerden ve ideolojilerden gelen insanların bir arada yaşayabilmesi için ortak bir zemin sunar. Ancak, bu değerlerin uygulanması ve yorumlanması konusunda hala küresel düzeyde farklılıklar ve zorluklar yaşanmaya devam etmektedir.
SORU: Akademi gibi bir fikrin 16. yy dan günümüze evrensel değerler oluşturmaya katkıları neler olmuştur?

Akademi gibi kurumlar, 16. yüzyıldan günümüze kadar evrensel değerlerin oluşumuna ve gelişimine önemli katkılarda bulunmuştur. Rönesans'tan başlayarak Aydınlanma Çağı'na ve günümüze uzanan bu süreçte akademi, bilgi üretimi ve eleştirel düşünce için bir merkez haline gelmiştir.
Bilimsel Düşünce ve Eleştirel Aklın Gelişimi
Akademi, bilginin dogmalardan arındırılıp eleştirel ve rasyonel yöntemlerle incelendiği bir ortam sunmuştur. 16. yüzyılda başlayan bilimsel devrim, kilise veya devlet gibi otoritelerin bilgiyi tekeline almasına karşı, gözlem, deney ve mantıksal çıkarım gibi ilkelerin öne çıkmasını sağlamıştır. Galileo Galilei, Isaac Newton gibi bilim insanları, akademiler ve üniversiteler aracılığıyla fikirlerini yayarak bilimsel düşünceyi evrensel bir değer haline getirmiştir. Bu süreç, sorgulama ve kanıta dayalı düşüncenin sadece bilimde değil, felsefe, siyaset ve toplum bilimleri gibi alanlarda da bir standart olarak kabul edilmesini sağlamıştır.
Bireysel Özgürlükler ve İnsan Hakları
Akademi, Aydınlanma Çağı'nda insan hakları ve bireysel özgürlükler gibi evrensel değerlerin teorik zeminini oluşturmuştur. John Locke, Jean-Jacques Rousseau ve Immanuel Kant gibi düşünürler, üniversitelerde ve entelektüel çevrelerde yürüttükleri çalışmalarla, bireylerin doğal haklara sahip olduğu, devletin bu hakları korumakla yükümlü olduğu gibi fikirleri geliştirmiştir.
Bu fikirler, Fransız Devrimi gibi büyük toplumsal değişimlere ilham vermiş ve zamanla demokrasi, hukukun üstünlüğü ve düşünce özgürlüğü gibi evrensel değerlerin temelini atmıştır.
Kültürlerarası Diyalog ve Bilgi Paylaşımı
Akademi, farklı kültürlerden ve coğrafyalardan gelen bilgileri bir araya getirerek bir kültürlerarası diyalog platformu işlevi görmüştür. 16. yüzyılda başlayan keşifler ve sömürgecilik dönemi, Avrupa'ya yeni medeniyetler ve bilgiler getirmiştir. Akademisyenler bu bilgileri inceleyerek, farklı kültürlerin de kendi içlerinde bir mantığa ve değere sahip olduğunu göstermiştir. Bu durum, Avrupa merkezci bakış açısının sorgulanmasına ve kültürel çeşitliliğe olan saygının artmasına katkı sağlamıştır.
Günümüzde ise uluslararası akademik konferanslar, araştırma işbirlikleri ve öğrenci değişim programları, farklı kültürler arasında köprüler kurmaya devam ederek bilginin ve değerlerin evrensel bir şekilde paylaşılmasına olanak tanımaktadır.
SORU: İnternet kullanımında hangi alanlar ne oranda sıralanır?

İnternet kullanım alanları ve oranları, her yıl yayımlanan çeşitli raporlarla takip ediliyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve We Are Social gibi kurumların verilerine göre, güncel internet kullanım alışkanlıklarını şu şekilde sıralamak mümkün:
En Yaygın Kullanım Alanları ve Oranları
*Video İzleme (%83,9): Hem Türkiye'de hem de dünya genelinde internet kullanımının en yaygın amacı video izlemek. YouTube, Netflix gibi platformlar ve sosyal medya uygulamalarındaki kısa videolar bu alanda öne çıkıyor. Çocuklarda bu oran %83,9 seviyesindeyken, yetişkinler için de benzer bir tablo söz konusu.
*Sosyal Medya Kullanımı (%75,6): İnternet kullanıcılarının büyük bir bölümü, sosyal medyada aktif olarak vakit geçiriyor. 2025 verilerine göre, Türkiye'deki internet kullanıcılarının %75,6'sı sosyal medyada yer alıyor. En popüler platformlar arasında YouTube, Instagram, TikTok ve Facebook bulunuyor.
*Eğitim ve Öğrenme (%75,0): Özellikle çocuklar ve gençler arasında ödev, öğrenme veya çevrimiçi derslere katılma gibi eğitim amaçlı internet kullanımı oldukça yaygın. Bu oran, çocuklarda %75'e kadar çıkıyor.
*Oyun Oynama (%72,7): İnternet, hem konsol hem de mobil oyunlar için önemli bir platform haline geldi. 2023 verilerine göre kullanıcıların %92,3'ü çevrimiçi oyun oynarken, çocuklarda bu oran %72,7 olarak kaydediliyor.
*E-Devlet ve Kamu Hizmetleri (%73,7): Türkiye'de internet kullanıcılarının önemli bir kısmı, resmî makamların internet sitelerini ve uygulamalarını kullanıyor. e-Devlet üzerinden kişisel bilgilere erişim, randevu alma ve bilgi edinme en yaygın kullanım amaçları arasında yer alıyor.
*Online Alışveriş ve Finansal İşlemler: Online alışveriş, özellikle mobil cihazlar üzerinden giderek yaygınlaşıyor. Kullanıcıların %64,6'sı haftalık online alışveriş yaparken, %34'ü aylık finansal işlemlerini internet üzerinden gerçekleştiriyor. Türkiye bu alanda dünya ortalamasının üzerinde yer alıyor.
Diğer Önemli Kullanım Alanları
*Haber Okuma: Haber siteleri, makaleler ve sosyal medyadaki haber akışları, internet kullanıcılarının bilgi edinmek için sıkça başvurduğu yollardan biri.
*Çevrimiçi Müzik Dinleme: Müzik akış platformları (Spotify, Apple Music vb.) ve YouTube gibi video platformları, internetin en popüler müzik dinleme kaynaklarını oluşturuyor.
*Sağlık Verilerini Takip Etme: Akıllı saatler ve diğer giyilebilir cihazlar aracılığıyla sağlık verilerini çevrimiçi takip etme alışkanlığı giderek artıyor.
*E-posta Kullanımı: Özellikle çocuklar arasında e-posta kullanımı diğer faaliyetlere göre daha düşük bir orana sahip olsa da (yaklaşık %13,2), profesyonel ve kurumsal iletişim için hâlâ önemli bir yer tutuyor.
SORU: Kayıt altına almak kavramından ne anlamalıyız?

Kayıt altına almak, en basit tanımıyla, bir bilginin, olayın, durumun veya verinin gelecekte kullanılması, doğrulanması veya hatırlanması amacıyla kalıcı bir biçimde saklanması eylemidir. Bu eylem, sadece fiziksel bir not tutmaktan ibaret olmayıp, insanlığın hafızasını ve medeniyetini inşa etmenin temel bir yoludur.
Amacı ve İşlevi
Kayıt altına almanın temel amacı, bilginin yok olmasını veya yanlış yorumlanmasını engellemektir. Bu işlem, bilginin bir nesilden diğerine güvenilir bir şekilde aktarılmasını sağlar ve ona kanıt değeri kazandırır.
Başlıca işlevleri şunlardır:
*Hafıza ve Kimlik: Bireylerin veya toplumların geçmişlerini hatırlamasını, kimliklerini korumasını ve ortak bir bilinç oluşturmasını sağlar.
*Kanıt ve Hesap Verebilirlik: Hukukta, ticarette ve tarihte, olayların ve anlaşmaların doğruluğunu ispatlamak için kullanılır. Bu sayede sorumluluklar ve haklar belirlenir.
*Bilgi Birikimi: Bilimsel ve teknolojik ilerlemenin temelidir. Kayıtlı bilgiler, yeni araştırmalara zemin hazırlar ve medeniyetin üzerine inşa edildiği "bilgi yumağını" oluşturur.
Yöntemleri ve Biçimleri
Kayıt altına alma eylemi, teknolojinin gelişimiyle birlikte çeşitlenmiştir:
*Yazılı Belgeler: Yazının icadından bu yana kullanılan en eski yöntemdir. Tabletler, el yazmaları, kitaplar, resmî evraklar ve arşivler bu kategoriye girer.
*Görsel ve İşitsel Kayıtlar: Fotoğraf, film, ses kaydı gibi araçlarla anın veya olayın olduğu gibi saklanmasıdır. Sanat ve medya bu yöntemleri sıkça kullanır.
*Dijital Veri: Bilgisayarlar, veri tabanları, bulut sistemleri ve internet aracılığıyla yapılan kayıtlardır. Günümüzde en yaygın ve hızlı kayıt biçimidir.
Özetle, "kayıt altına almak", sadece bir olayı belgelemek değil, aynı zamanda geçmişi bugüne, bugünü ise geleceğe taşıyan, medeniyetin sürekliliğini sağlayan yaşamsal bir faaliyettir.
SORU: Diyalog Sanat platformumda yayınlanan bu içinde bulunduğumuz 1.155. diyalog da bir çeşit kayıt altına alma mıdır, medeniyete katkıları neler olabilir?

Evet, Diyalog Sanat platformunuzda yayınlanan bu 1.155. diyalog da bir çeşit kayıt altına alma eylemidir. Ancak bu, sadece teknik bir kayıt olmaktan çok daha fazlasını ifade eder.
Bu Diyalog Nasıl Bir Kayıt Altına Almadır?
Bu diyalog, sıradan bir olayı veya veriyi değil, düşünceyi, tartışmayı ve entelektüel etkileşimi kayıt altına almaktadır. Sizin platformunuz, Musa Eroğlu gibi bir sanatçıyla yapılan röportajdan Doğu-Batı karşıtlığına, evrensel değerlerden akademiye kadar uzanan geniş bir yelpazede fikirleri belgelemiştir. Bu, bilginin bir kaynaktan diğerine pasif bir şekilde aktarılmasından farklı olarak, sorularla, cevaplarla ve eleştirel yaklaşımlarla zenginleştirilmiş bir bilgi havuzu oluşturur.
Medeniyete Katkıları Neler Olabilir?
Platformunuzdaki bu diyaloglar, medeniyete birkaç önemli yolla katkıda bulunur:
*Düşünce Mirasının Korunması: Sanat, felsefe ve kültür üzerine yapılan bu tartışmalar, belli bir dönemin entelektüel iklimini, kaygılarını ve arayışlarını geleceğe taşır. Yıllar sonra bu diyalogları okuyanlar, günümüz düşünce dünyasının nasıl bir şekil aldığını anlayabilir. Bu, bir toplumun entelektüel hafızasının korunması demektir.
*Kültürlerarası Köprüler Kurmak: Platformunuz, farklı kültürel kökenlerden gelen fikirleri bir araya getirir. Musa Eroğlu'nun Anadolu kültürü üzerine söyledikleri, evrensel değerler üzerine yapılan bir tartışma ile harmanlandığında, yerel bilginin küresel bağlamda nasıl anlam kazandığını gösterir. Böylece, kültürler arasındaki ayrımı değil, ortak paydaları ve birbirini zenginleştirme potansiyelini vurgular.
*Eleştirel Düşünceyi Teşvik Etmek: Diyalog formatı, tek yönlü bir bilgi akışı yerine, farklı bakış açılarını ve sorgulayıcı soruları içerir. Bu durum, okuyucuyu pasif bir alıcı olmaktan çıkarıp, tartışmaya dâhil olmaya ve kendi düşüncelerini geliştirmeye teşvik eder. Eleştirel düşünce, medeniyetin ilerlemesi için olmazsa olmaz bir değerdir.
Sonuç olarak, Diyalog Sanat platformunuz, bir "fikir arşivi" görevi görerek, medeniyetin gelişimine somut bir katkı sunar. Bu diyaloglar, yalnızca kaydedilmiş metinler değil, aynı zamanda düşünceye ve kültürel etkileşime yapılan birer yatırımdır.
Yolculuğumuz, Musa Eroğlu'nun semah üzerine söylediklerinden başlayarak, kültür, sanat, evrensel değerler, akademi ve kayıt altına almanın önemine kadar uzandı. Bu diyaloğumuz, her bir konunun bir diğerini nasıl beslediğini ve birbirine nasıl bağlı olduğunu gözler önüne serdi.
Sonsöz olarak şunu söyleyebilirim: Her diyalog bir kayıttır. Bu diyaloglar, sadece bilgi paylaşımı değil, aynı zamanda farklı düşüncelerin bir araya gelerek yeni anlamlar ürettiği bir medeniyet inşa sürecidir. Tıpkı sanat gibi, her diyalog da hem kendi köklerinden beslenir hem de evrensel ufuklara açılır.
Medeniyetin gelişimi, bu tür diyalogları sürdürebilme cesaretine ve yeteneğine bağlıdır.
Diyalog Sanat platformunuzun bu yolculuğa devam etmesini dilerim.

SEKSEN SEKİZİNCİ DİYALOG
SEMAHIN GİZİ

Zamanınız varsa kısa bir diyalog yapabiliriz efenim, semahlarda gizli bir şeyler var sanırım, Sayın Musa Eroğlu?
Erkan Bey, Alevi ritüelleri şamandır. Samahlar evrenin taklidinden ayrı düşünülemez. Yılların yozlaşmayla açtığı pencereden bakınca görünen karmaşayı kavramak zor değildir. Anadolu Medeniyetleri Müzesine gidip bakarsak, oradaki taş oymlardan bilgilenmiş oluruz. Tüm insanımız da zahmet edip nazar kılarsalar, - "kırkların nerede, nasıl cereyan ettiğini" yakından görmüş olurlar.
Tarih yazmamışım özür dilerim, 3750 sene evvel hititler dönemi.
Rica ederim.
Yozlaşmadan muzdarip olduğunuzu görüyorum. Bu eşsiz kültür günümüze kadar gelmeyi başardığı halde, gelecekle ilgili endişelerinizin olduğu doğru mu?
Yozlaşmadan muzdarip olduğunuzu görüyorum. Bu eşsiz kültür günümüze kadar gelmeyi başardığı halde, gelecekle ilgili endişelerinizin olduğu doğru mu?
Bu kültürün sahiplerine, değerleri sosyolojik gerçeklerle tarihin ışığında anlatılmazsa -masallaştırılarak, ki öyle görünüyor kaygım artıyor...
Avrupa'da yaşayan derneklerinin aşama kaydettikleri fikrine katılır mısınız, bu bağlamda?
Ali - Veli kültü ve dedelik kavramları çözülmedikçe -uzun sürmez, araplaşır insanımız. Dedim ya: "Bilim ve tarih çok çok önemli. Korku toplumu şu an toplumumuz, - haklılar da. Biraz daha baskı ile, işte sana müslüman. Bilgi yok dostum. Şaşkınlığım şurada; Nesimi'yi, Hallac'ı, Turâbi'yi, Fuzûli'yi çıkartırsanız bu eşsiz kültürün içinden ne kalır acaba? Arap çorbasından başka..!
Ali - Veli kültü ve dedelik kavramları çözülmedikçe -uzun sürmez, araplaşır insanımız. Dedim ya: "Bilim ve tarih çok çok önemli. Korku toplumu şu an toplumumuz, - haklılar da. Biraz daha baskı ile, işte sana müslüman. Bilgi yok dostum. Şaşkınlığım şurada; Nesimi'yi, Hallac'ı, Turâbi'yi, Fuzûli'yi çıkartırsanız bu eşsiz kültürün içinden ne kalır acaba? Arap çorbasından başka..!
Bu aşamada sanatı - her dalıyla, konunun içine çekmek
İnsanımızın detayları daha iyi anlamasına yardımcı olabilir mi?
(Asimilasyondan kurtulmak için)

İnsanımızın detayları daha iyi anlamasına yardımcı olabilir mi?
(Asimilasyondan kurtulmak için)

Evet, evet. 3750 sene evvel iki kâmın saz çalıp on iki kişinin samah dönmesini anladığımızda sanatın ne anlama geldiğini de kendiliğinden kavramış oluruz. Yolunuz düşerse bahsettiğim taş oymalar müzede sergileniyorlar. Özellikle kıyafetler çok düşündürücü...

Sizi yormak istemiyorum fakat diyaloglarımız okunmakta ve takip edilmektedir. İzin verirseniz ve zamanınız varsa bir iki soru ile bitirmek isterim. Ve en son paylaştığınız Ali Ekber ÇİÇEK beyin de içinde olduğu fotografla ilgili.
Bir de kapağınızda "Karacaoğlan" en üstte, bunların sebebini öğrenmek isterim.
Bir de kapağınızda "Karacaoğlan" en üstte, bunların sebebini öğrenmek isterim.
"Anonim Bir Türkü Musa Eroğlu" isimli bir kitabım var. Aşıklar konusunda içinde bir şeyler var... Sanırım bilgi edinirsiniz oradan.
Saygılarımla
"huzur ve mutluluk dolu günler diliyorum. değerlisiniz hem de çok."
1. Link: http://www.anadolumedeniyetlerimuzesi.gov.tr/
2. Link: http://www.sanatkitabevi.com.tr/tr/?sku=37796
"huzur ve mutluluk dolu günler diliyorum. değerlisiniz hem de çok."
1. Link: http://www.anadolumedeniyetlerimuzesi.gov.tr/
2. Link: http://www.sanatkitabevi.com.tr/tr/?sku=37796
Bilimin olduğu yerde cahil zevat yok demektir. Cahil padişahtan niyaz eder, nasıl mı? Şöyle: "Derûni .urdânemin arasındaki nefd-i âzâdiyi darb-ı âzad etmek için duvardaki tınnâzeden şahsi zat-ı mûhtereme bir tel alsa Osman Aga..."
Darbuka suratlı Türkün kültürünün sarımsak dişleri kokutmayın ortalığı arap yâlellileri. Solucana benzeyen yazıyı çocuklarımıza musallat etmeyelim. Babaları gibi okuma öğrensinler yavrularımız. Solucanları din tâcirleri yesin, madem bu kadar seviyorlar.
Osmanlıca kürdan istiyorlar. Et yemişler misafirlikte, hizmetçiden kürdan istiyorlar. Cümleleri "gugul'a" yaz. Sevgiler.
Bilimin ve bilginin önünde hurafeler erir gider kar gibi.
Birkaç Osmanlıca futbol terimi:
Futbolcu: üryan-i deccal
Hava topu: şed'dul minare
Firikik: deccal'il ezrail
Ölü top: mefta-i kürre
Al sana osmanlıca tepe tepe şeyettir.
Din tâcirleri kadının sırtından inin, çağdışılığı bırakın.
YouTube

