DİYALOG MÜZESİ

RESİM

Star Wars sanat eseri değilse George Lucas müzesi nedir? (ArtCRITICS)

Star Wars film serisi "Science-Fiction" olarak tanımlanan ve Türkçesi "Bilim Kurgu" geçen bir ekolde çevrilen film türlerinin ilk örneklerinden biridir. 70' li yıllarda çevrilmeye başlanan bu filmlerde insanoğlu'nun teknolojiyle imtihanı, uzaya açılması, ve uzayda başka zeki ve uygarlığa sahip canlı türleriyle karşılaştıktan sonra başından geçenleri konu alan bir senaryoya sahip 3 öncü bilim - kurgu film gruplarından ilkidir. (Sırasıyla Star Wars, Alien, ve Star Trek) Oscar ödüllü İsvicreli Surrealist Sanatçı ve benim hocam HR. Giger'in tasarımlarını yaptığı Alien filmini bunların dışında tutarsak (çünkü Alien filminde insanoğlunun karşılaştığı uzaylı canlılar kötü niyetlidir) Star Wars ve Star Trek filmlerinde insanoğlunun karşılaştığı canlılar akıllı, zeki, uygarlığa sahip, uzaya açılmış, kültür ve sanattan anlayan bilinç sahibi canlılardır.

Ayrıca filmlerde tanıtılan hayal ürünü teknolojik aygıtlar, filmler üzerinden yıllar geçince 2000'lerde gündelik gerçek hayatta kullandığımız teknolojik aletler olarak hayatımıza girmiştir. (Akıllı Cep Telefonları, Notebooklar, iPad'ler, Akıllı Multimedya TV'ler, Lazer Teknolojisi, WiFi ve Bluetooth bağlantıları, Internet, Sensörler, ve Uzay Teknolojisinde kullanılan araçlar.)

Bu teknolojiler daha kullanım dışındayken henüz 1970'lerde ilk olarak Star Wars filmlerinde, hemen ardından Alien filmlerinde ve sonra Star Trek filmlerinde ve TV dizilerinde konu edilmiştir. Bilim Kurgu türü, içerisinde Surrealizm (Gerceküstücülük), Futurizm, Sci-Fi ve Biomechanizm gibi sanatsal ekolleri barındıran ve bu akımlardan türemiş bir ekoldur.

Bu ekolun en önemli pivotal sanatçıları Moebious (Jean Gireud), HR Giger, Ve Ralph McQuarrie' dir. Özellikle Alien ve Star Wars filmleri bu sanatçıların tasarımları üzerine şekillendirilmistir. Özellikle ünlü Surrealist Sanatçı Salvador Dali, adı geçen bu sanatçıları ve yönetmenlerle tanıştırmak suretiyle film camiasına yönlendirmiştir. Star Wars filminde bugün bile film setlerinde birçok sanatçı halen çalışmaktadır.

Benim gibi Airbrush sanatçıları, Mat-Paint Ressamları, Prostetik Sanatçıları, Heykeltraslar, Bilgisayar destekli Z-Brush, 3D Max ve Maya programı dijital-sanatçıları ve Makyaj ressamları (Bodypainters) çalışır. Setlerde tasarlanan ve ortaya çıkarılan fantastik tarzdaki uzaylı yaratıklar, kullanılmış ve eskimiş hissi veren uzay gemileri ve kullanılan dijital efektler bu sanatçılar tarafından tasarlanır.

Dolayısıyla sorunuza cevabım evet, Star Wars bir sanat eseridir ve müzeside olmalıdır.

Sanatın "birleştiricilik ve aydınlatıcılık" temel ilkesini nasıl güçlendirebiliriz, önerileriniz nelerdir?

Sanat kişisel gelişimdir. İki kişi bir araya gelir, birbirinden öğrendiklerini ile kişiliğinde birleşir tek olur. Gelişen kişi bir gün bir mahalle olur, bir gün bir şehir, bir ülke... belki de dünya.

Sanat çoğulun tekilidir. Bu gelişen insan olan kişilikle diğer insan olan kişiliğin birleştiği nokta insandır. Aydınlatıcıılğına gelince sanatçı ışığını halktan almaz çünkü halk çoğunluktur sanatçı yanar. Tersine o ışığı çoğulun tekil yaptığı sanatçı verir ki halk onu görsün. Sanatçı yön göstermez, sadece ışıtır.

Halk zaten var olan yolda yolunu böylece bulur. Sanatçı devrici değil devrimciye de ışıktır. Sanatçı tanıktır. Yıkıp yeniden yapmaz, sadece geliştirir. Sanatçının yaratıcılığı dün ile bu gün arasındaki kişisel gelişimdir.

Gelişen şeyin adı sanattır ve geliştirene de sanatçı denir. Temel ilke gelişimdir. İnsana verilen tek emirdir gelişmesi. Kısacası sanatçıyı tanımıyorsan kritik geliştirmemeli - kritik etmemelisin. Aslolan sanatçının kişiliğidir. Yaptığı sadece bu kişiliğini temsil eder.

O bayraktır, neyini kritik edeceksin tanımıyorsan!

Sanatçı sadece sanatçıdır genellemesi yapabilirsek. Kendisini içinde bulduğu sanat dalında bahsini ettiğiniz "tek emir" gelişimin ilkeleri nelerdir veya neler olmalıdır?

Sanatcı sadece sanatcıdır genellemesi yapmadım . Tersine "gelişen insan sanatcıdır . Dün ile bu gün arasındaki gelişmemiz sanattır yapan da sanatçıdır" dedim. "İster nokta yapsın ister virgül o kişiliğin gelişmesi onu temsil ettiği için değerlidir" dedim.

Sanatçı olabilmek için resim veya heykel yapması da şart değildir. İsterse siyasetçi olsun isterse avukat, muhasebeci veya marangoz. Gelişiyorsa onun temsil ettiği düşünce veya iş, sanattır. Sanatçı ile zanaatçı arasındaki fark tekrardır. Birisi her düşünce veya yaptığını gelişimi ile temsil eder. Gelişiminin ilkesini yazmıştım; çoğulun tekil olmasıdır.

İki kişi bir araya gelir ve biri diğerinden aldığı bilgilerle kişiliğini geliştirir. Bir köy bir gün şehir bir gün ülke olursun. Hatta dünya olursun içinde milyarları barındırırsın. O kalabalığı tekil yaparsın. Kişisel gelişme böyle olur bence. Bu yüzden bazı sanatçılar inzivaya çekilir. İçinde milyonlar vardır, onun tekili artık insandır. Kişiliğinin zenginliği onu yalnız bırakmaz. Ne kadar büyüdüğü bu kişiliğinin kimlerle büyüdüğüne bağlıdır. Sanatçı şayet "her şeyi ben bilirim" diyorsa bu sanatın zıdddınadır. Kişilik bir kumaş gibi çeker, daralır veya çekilmez bir insan haline getirir, kaprisli ve kibirli olur. Bunlara daha çok egoist diyoruz. Egoistlik sanatçının baş düşmanıdır, kişiliği de yok eder.

Gerçek sanatçının bir yerlerlerindesinizdir mutlaka. O artık ben değil bizdir. Yani sende olmuşsundur. Bu yüzden bana sorarsanız "sanat benim". Size sorduklarında "sizsiniz" dedim. Yalın insan yalnız kalamaz, kişiliği yalnızlığa terstir. Oysa gerçek insan yalnızdır çünkü o artık biz olmuştur.

Sanatın sadece ve sadece bir tarafı vardır o da "insan olmak"... Başka bir tarafı da yoktur. Sanatı yapılan eser ile tarif edemezsiniz. Sanat tarif edildiğinde biter. İşte bu yüzden "tek tarifi insan olmaktır" diyorum. Yâni sınırsızdır. Sanatçının büyüklüğü veya küçüklüğü kapatisitesi ile ilgilidir. Benimle aynı fikirleri paylaşın demiyorum fakat düşüncelerim, hayat tecrübem bunları yazdırdı bana, o kadar. Beklenti, tanınmak, beğenilmek giib bir hevesim veya isteklerim de yok.


Siz bir sanatçı olarak, yaşam boyu tecrübeler ve üretimler doğrultusunda genel değerlendirme yaparsanız, neleri doğru neleri yanlış yaptınız ve okuyucularınıza önerileriniz nelerdir bu bağlamda (savaş, sanat, türbülans ve girdaplar...)?


Gazi Eğitim Enstitüsü ikinci sınıfa kadar bütün öğretmenlerimin bana 'olağan üstü, dahi gibi değerlendirmeleri ve bana kritik verme yerine evladım sen zaten sanatçısın, istediğin gibi çalış'^. yaklaşımlarından sonra, kendime sordum. 'Pire, çok yetenekli olmak ve herşeyin iyisini yapabilmek sanatçı olmak için yeterli midir?'
 
Kütüphaneye gittim ve primitiflerden bu yana tüm sanatçıların özgeçmişlerinin kitap adı ve sayfa numaralarını ve konu başlıklarını yazdım. Bu adamlar ne yapmışlar ki, dönemlerinde binlercesi var olan sanatçılardan farklı sayılmışlar ve tarihin saygın halkalarına adları yazılmış ve yerlerini almışlar diyerek, Yabancı diller bölümlerindeki arkadaşlara gittim. tespit ettiğim sayfaları birer birer dağıtım. çevirmeler bir hafta sonra elimdeydi. Okudum, okudum ama aradığım yanıt belirgin değildi. Bu yazılar benden gerçeği saklıyor düşüncesiyle ''Yazılmayanı okuyabilmek için yeni bir sorgulamaya giriştim. Uzatmayayım, bir yıl kadar sonra Sınıfta kimsenin olmadığı bir akşam üstü tahtaya yeminimi ve andımı yazdım:
 
''Geleceğimden korkmadan, Egemenlik sistemleriyle ve ezilenlerin safında emperyalizm'e ve tüm uzantılarına karşı savaşacağıma, sanatımı bu savasın içerikleriyle donatıp bu savaşta etkin kılacağıma and içerim.'' diye yazdım. karşısına geçtim. sağ elimi kaldırıp yüksek sesle okumaya başladım. O sırada içeri giren altı arkadaım da Pire dur ben de katılıyorum dediler ve hep birlikte and içtik. İlk bedeli mezun olduğum yıl Avrupa sınavlarını birincilile kazandığım halde gönderilmemek oldu. Arkası uzun hikaye, uzun yıllardır görüşmediğim bir arkadaşıma, yaşadıklarımı anlatmak için iki ömür daha yetmez' diye özetledim. Hiç pişmanlığım olmadı. Rüzgalar, fırtınalar ve girdaplar ve çok cazip çok çekiçi teklifler yolumu değiştirmeye yetmedi.Bakkaldan peynir ekmek alacak paramız olmadığı bir gece uyku arası yatağımdan kalkıp ev halkının duymayacağı bir alana gidip ''Korkmuyorum, topunuzdan, tüfeğinizden ve PARALARINIZ'dan'' diye bağırdım. ve hala savaşım bu minval üzredir.