DİYALOG MÜZESİ

EMRE ŞEN İLE

417. DİYALOG: GESTALT YAKLAŞIMIYLA MÜZİK




En etkilendiğiniz şeyler nelerdir? (ArtCRİTİCS)

Fazla hesaplanmadan, tartılmadan, karşıdakine göre ayarlanmamış paylaşımlar. "Gerçeklik"

Paylaşımlar karşındakine göre mi ayarlanmalıdır, doğallıktan ne anlamalıyız?

Paylaşımın doğallığını bozabilen ve gerçekliğini azaltan bişey "açıcam ama karşıdaki ne düşünür" endişesi. Utanç, yargılanma telaşı,vb engeller kalktığı veya azaldığı zaman ortaya çıkan gerçeklik ve şeffaflık mutlaka etki bırakan bişey. Sadece entellektüel düzeyde değil.

Normal sohbet ortamlarınızda konu nasıl belirlenir, çevrenizdekilerin konuya katkısında sizi en etkileyenler nelerdir?


Normal sohbet ortamlarında ben genelde çok sıkılırım. Havadan Sudan sohbeti pek anlamam, bazen eğlenceli gelse de, beni en etkileyen, duygularını, hassas noktalarını açma şeffaflığını ve cesaretini gösteren insanlar. Bi iddiayla değil de, kendiliğinden. Samimiyet işte herhalde kısaca. Ama samimiyet her zaman sıcakkanlı, sevecen demek değil en azından bu durumda.

Doğallık - Samimiyet düzlemini yaratan gerçek nedir size göre, ne kadar emek isteyen bir süreçtir?

Yeterince güvende hissetmek, risk almaya açık olmak. Daha fazla görünmem sonucunda karşımdaki beni dışlar mı? Yadırgar mı? Beni hırpalar mı? Gibi endişelerin azalması samimiyeti kolaylaştıran durumlar. Bi de otomatik davranış kalıplarını esnetmek tabi, geçmişten gelen... mesela Türk toplumunda samimi bir şey söylediğinizde bazen gülebilirler böyle bir şey söylenir mi? Gibisinden. Toplumun alışkanlığı, tutumu, tutuculuğu sonucu kendinize mal ettiğiniz alışkanlıkları farklı ortamlarda güncelleyebilme becerisi de önemli

Gelişen / geliştirdiğiniz düşüncelerinizi düzenli yazdığınız olur mu, örnek rica edebilir miyiz?

Yazmıyorum açıkçası ama örnek verebilirim. Mesela Türkiye'de sınıfa çay geçirip içmek saygısızlıktı, Amerika'da çayla girip masanın üstünde oturabiliyoduk dersi dinlerken. Bu güncellenmişti direk meğer canım istermiş:) soyunma odasında çıplak dolaşılıyorlar bi de Amerika'da, Avrupa ülkelerinde de Türkiye'de olduğu gibi çıplak dolaşmak tuhaf. Amerikadayken başta yadırgamıştım sonra alıştım. Ama şimdi yine yadırgarım mesela. Çevreye göre uyumlanma örnekleri yani bunlar:)

Anladım. Pekiyi, bunca bilgi birikiminizi, tecrübelerinizi, görüp yaşadıklarınızı sanatın herhangi bir dalına aktarmayı hiç düşünmediniz mi?

Düşündüm. Müziğe aktardım. Şimdilerde de sinemaya ve yazmaya bulaştım hayırlısı ?

Yeni üretimler bizleri her zaman heyecanlandırıyor. Aydınlanma felsefesinin üretim ekolünü takip ediyoruz.

Üretimlerinizden bazı kısımları bizimle de paylaşmanız mümkün müdür?


Tabiki memnuniyetle. Bir kitap yazıyorum şimdi ama daha 20 sayfa kadar yazdım. Ödevler ve sınavım girdi araya temmuzdan sonra dönmeyi düşünüyorum. Diyalog halinde de olur hatta belki öylesi daha iyi...

Diyaloglarımızı görmüş müydünüz, daha önce?

SİTE TANITIMINDAN SONRA

Görmemiştim pek hoş:)

Burada yayınlıyoruz diyaloglarımızı ve yoğun takipçi kitlesi var. Evet, üretimlerinizden kesitler rica ediyorum tekrar

Yaa, yazdıklarım malesef İngilizce, Türkçe çevirisi de basılacak eğer yayınlama aşamasına kadar getirebilirsem..

Tekrar, tarzınızdan ve vermek istediklerinizden bahsedin o halde?

Eğitim, halihazırda varolan üretimlerden yola çıkarak belli metodlar geliştiriyor ya hani. "Bunu nasıl yaptık? Şunu şunu denedik şöyle düşündük, sonunda da oldu" gibisinden. Bu çok önemli bi harita. Fakat genellikle ne yapacağını bilmemek,boşlukta kalmak, içinin sesine, ve sessizliğine kulak vermek, keşfetmek, denemek gibi çok kıymetli basamaklar kaçırılıyo bu yüzden. Yani sizin yerinize o konuyu "daha iyi" bilenler nasıl yapmanız gerektiğini belli formüllere ve kalıplara dayanarak anlatıyo. Bu da "yeni"nin nefes almasını, can bulmasını engelleyen türden bir otorite. Ben bunu kırmayı,güncellemeyi seviyorum. Ya da diğer uç: "Ben farklı bişey yapmalıyım, yeni bişey üretmeliyim" gibi sonradan giyme bi çaba da yine üretilen şeyin "gerçek"liğini ve samimiyetini azaltıyor.

Olay, son dönemlerde ağıza sakız olan "şimdi ve burada"da bitiyor aslında. "Şimdi ve burada" demek aslında doğurgan boşluk demek, bilmeme telaşı, henüz olmayanın anksiyetesi demek. Burdan ileriye hareket etmeye çalışmadığımız zaman, kendimizle temas edip, derinleşip,çoğalıp bir şeye "dönüşüyoruz". Bu içi yaşam dolu üretimleri doğuran, bilinmezden güç alıp, kendiliğindenliğe güvenen bir yaklaşımla ortaya çıkabiliyor ancak. Bunu egzersiz etmek, tatmak, alışkanlık haline getirmek eğitimde neredeyse hiç olmayan bir şey. O yüzden tadı tuzu kalmıyor hevesle başladığımız dalların. Genelliyorum tabi.

Tecrübî eğitim ile birlikte keşfetme dürtüsünün kışkırtılmasına karşı Akademi özelinde çalışmaların hiç de bahsedildiği gibi övünülecek yanının olmamasına karşı "üretimcilerin - üretim ekollerinin" sıfırdan başlamak yerine varolan herhangi bir çekirdeği örnek alıp yola devam etmeli görüşü çözüm olabilir mi, tez ve antitezleriniz nelerdir?

Kendi deneyimimden de yola çıktığımda görüyorum ki, "örnek almak"tan ziyade "ilham almak" güzel sonuç veriyor. "Örnek" aldığınız zaman şekil ve hedef belirleme çabası var yine. Yani "buradan yola çıkalım, ama hani biz de belki bişeyler katarız" "ilham almak"sa bambaşka. İlham aldığınız zaman çocuklaşırsınız. "Ben de ben de!" Hevesi uyanır taşar içinizden. Özgürleşme, serbestlik akışı kolaylaştırır. Bu noktada eğitimde motive edici ve destekleyici bir prensiple yaklaşmak gerektiğine inanıyorum. Fakat malesef müfredatlar, sınav ve ödev günleri, deadlinelar, kurallar, vs derken "kendincelik" çoktan güme gidiyor. Bach kendi olurken tüm dönemlerden eserler çalıp sınav vermeliyim diye olmadı. (Zaten o tüm dönemler ondan sonraki gelicek ?) oturdu orgun başına, bira, yemek ye, derken kafasındakini kalbindekini orada enstrümanıyla yaşadı. Onu da şifrelere dökmek gibi noktalara döktü. Onun için deneyimdi çünkü. Deneyimin esansıydı. Böyle yaklaştığınız zaman fetişist gibi her yerde duygularınıza tercüman bir aktarımın peşini kovalarsınız. "O garip duygunun, o içimde bitmek bilmeyen deneyimin resmini yaptım, hikayesini yazdım, melodiye dönüştürdüm, fotoğrafını çektim, vb..."Amaç bir şey yaratmak veya başarmanın ötesinde, "can bulmak, can vermek, dökmek" gibi son derece kişiye özel ve enerjik oluyor. Başka bir örnek bir yana insan kendinden geçtiği için "kendi" bile yok.

İlham ile az önce sevgili Alim Ozan' la yazışmıştık. Sizce insan zihninin bütün bu muhteşem şeyleri anlıyor, algılıyor olabilmesi muhteşem değil mi, müfredatlara gelince yine bizim sorunsalımız olan "devletçilik" anlayışlarının iflas etmiş tutumlarına rağmen ayakta kalma çabaları sinir bozucu tabii, bahsettiğin şeylerin tümüne birden üretim diyoruz zaten ve anlatılıp anlaşıldığı gibi fason, kopya, tıpkının aynı değil tümüyle yaratıma dair. Atom çekirdeğinin en içinde neler olup bittiği bugün araştırılırken kendinden geçmek veya kendini keşfetmek nedir?


Bundan heyecan duyan biri atom çekirdeğinin içini araştırırken kendinden geçiyordur eminim keşke eğitim her bireyin ayrı ayrı nelere yatkın, eğilimli olduğunu tesbit edip, o doğrultuda geliştirmeye yönelik olsaydı. "Çöp bilgi" diye bişey kalmazdı herhalde şansı yaver gidip de yatkın olduğu dalda kariyer yapan bizler de ortalıkta dünyayı kurtarmışız gibi havalara girmezdik

Dünyayı kurtarmaktan ziyade bireyselimiz özelindeki gelişmelerden devam edersek, geçmişte yaptığınız en büyük hata - yanlış ve en büyük doğru nedir?

Dünyayı kurtarmak en büyük hatamdı dermişim... Tamam pekiyi, laf sokmiycam

Geçmişte yaptığım en büyük hata? Hmm, "sevdiğim insanın kalbini kırmak". Valla Cheesy duyulabilir ama bu aklıma gelen. Diğer hatalar daha onarılabilir türden sanki. Haa, bir de kendi sistemimin içine etmek: "Bol kola, şeker, unlu mamül, yağ, stres, aşk acısı sandığım bi anksiyete" v.s. sonucu bedenimi iflas ettirmem. Bunlar pişmanlıklarım.

En doğru yaptığım şey de; bir, koleji bırakıp müziğe yönelmek ve iki, "Bilkent'i, hocalığı falan bırakıp" terapistliğe yönelmek. "Geştalt Terapisi" alanında master yapmak. İlk aklıma gelenler bunlar, doğrularda.

Açıkyürekliğinize teşekkür ederim öncelikle

Geştalt Terapisi master'inize geldik böylece... Bahseder misiniz rica etsem?


Rica ederim ne demek Tabi bahsederim. Oldum olası psikoloji ilgimi çekerdi, kendi psikolojimi "bozuk" diye tanımladığım için. Üniversitede falan da hep aklımdaydı ama nerede nasıl ne şekilde eğitim alırım bilemedim. 35 yaşında bir çoğuna göre bir "çılgınlık" yapıp İngiltere'de "Gestalt Psychotherapy" alanında mastera başladım. Kendim terapiye gittiğim için ve bazı farklı ekolleri tanıdığım için Geştaltı seçtim çünkü beni en heycanlandıranı ve hitap edeni o oldu. Öncelikle mental bir aktiviteyle sınırlı olmayıp, bilinçdışına bedenle, deneylerle, emprovize tekniklerle, yastıkla, hareketle girmesi ve bunun sonucunda çıkılan nokta beni dehşete düşürdü ve aşık oldum. Çünkü insanın "özünü" gördüm ve bayıldım. Dedim öyle terapi kesmez ben bu işi derinlemesine öğrenicem. Bilkent'te hocalık yaptığım yıllarda başladım. Her ay kalkıp İngiltere'ye York'a eğitime gittim. Terapi yapmaya, süpervizyon almaya başladım. Bilkent'te de "Gestalt Yaklaşımıyla Müzik" diye yaratıcılığa odaklandığımız süreç yönelimli grup çalışmaları başlattım. Haziranda da şu gıcık İngiltere vizemi uzatırsa ve İspanya'ya gidebilirsem bitirme sınavıma girip 4 yıllık eğitim sürecini tamamlıycam. Sonrasında da tez sunumu (vaka sunumu) var. Master, tez falan deyince kitaplarr, sınavlarrr diye bi tablo belirebilir,ki doğru da. Tabi ki çok okumak, yazmak, ödev hazırlamak, sınanmak gerekiyor. Ama kendi özünüzle, temas ederek, korkunuzla utancınızla hüznünüzle geçmişinizle şimdinizle yüzleşe yüzleşe ilerlediğiniz eşsiz bir yol. Eşsiz ve sonsuz.

Diyalog katılımcılarımız genellikle yazışmalarımız tamamlandıktan ve yayınlandıktan sonra farkına varıp "Aaa, yayınladınız mı, hiç farkına varmadım hatta böyle bir şey aklımın ucundan bile geçmedi" tepkisini veriyorlar.

Sizce, insan psikolojisinin kendini bu biçimiyle dışa vurması ve heyecanlanmasının nedeni nedir, bundan sonraki katılımcılarımıza ne önerirsiniz?

Baştan bilmeleri önemli bence. Birebir paylaşımla tamamen herkese açık bir paylaşımın aynı olmasını istemeyebilir insan. Ama siz zaten söylüyorsunuz sanırım?

Benim için şu aşamada sakıncası yok... Bu biçimde dışa vurması ve heyecanlanması derken, yani yayınlandığı zaman heyecanlanmak mı? Bire bir muhabbet etmekle koca bir masada konuşmaktaki farka benziyor biraz. Daha "görünmüş" hissediyor insan kendini. Bazen fazla görünmüş hatta.

Katılımcılara önerim ne olsun -valla, öneri değil de benim sevdiğim ve zevk aldığım şeyi söyleyebilirim, "aykırı da olsa, kendi deneyimlerinden, yaşadıklarından bahsetmeleri" olur. Sansürlü rötuşlu muhabbetten sıkılıyorum. Seveni de vardır ama belki bilemem

Katkılarınız için teşekkür ederim. Umarım ilerleyen günelerde bölüm ekleriyle yeniden birlikte oluruz.

Saygılarımızla.


Rica ederim, sevgilerimle