DİYALOG MÜZESİ

ARİF KABADAYI İLE

185. DİYALOG

DİZZEL

Merhaba, sanatınıza dair yazışabilmek dileğiyle.
 
Merhaba, yazışabiliriz tabi nasıl yardımcı olabilirim?

Müziğinizden, etkinliklerinizden, varsa grup çalışmalarından bahsedebilir misiniz?
 
Türkü söylüyorum, birlikte çalıstığım ekip arkadaşlarımla konser ve etkinliklerde müzik yapıyoruz.
Önümüzdeki günlerde Şevval SAM'la yaptığımız bir düet çıkacak.

Ne kadar bir süredir ve eğitiminiz, hocalarınız..?

Yaklaşık yirmi yıldır sahne çalışmalarım devam ediyor.
Tayfun TALİPOĞLU ile birlikte canlı performans yaptığımız bir proje de iki yıldır devam ediyor.
Müzik yönetmenim Nejat ÖZGÜR ve aranjörüm Cihan ASLAN ile birlikte "Duygu Müzik" çatısı altında bir albüm çalışmamız devam ediyor.

Türküleri seslendirirken en çok neye dikkat edersiniz, "kendi yorumu" kavramı sizde ne ifade eder?
 
Türkülerin özünü bozmadan kendi müzik anlayışımıza uyarlamaya çalışıyoruz. "Kendi yorumu" kavramı da sanırım böyle olmalıdır.

Türküleri diğer Volk(Halk) Müziklerinden ayıran özellikleri sizce nedir?
 
Her Halk Müziği'nin kendine has bir müzikal yapısı ve edebi anlatımı vardır. Bunu da halkın bu müziği yaparken kullandığı enstrümanlar ve konuşma dili belirler.
 

"Türkülerin içinde çok kadim tarihi özlerin bulunduğunu" düşünür müsünüz, sizin bulduklarınız nedir bu bağlamda?
 
Her dönem savaşlar olmuştur; mesela her savaş geride acılar ve ağıtlar bırakmıştır ya da sonu vuslatla bitmeyen birçok döneme ait sevda türkülerini bunlara örnek gösterebiliriz. Ayrıca değişik dönemlerde yaşamış halk ozanlarının türkülerinde yaşadığı dönemin bıraktığı izleri gözlemleyebiliriz...

Türkülerin acıları canlı tutması ve dinleyicilerine "neler varmış, benimki de acımı" dedirtmesi aşılmalı mıdır?
Küresel dünyaya mesajlarımız ne olmalıdır?

 

Ben acıların canlı tutulmasından yanayım. Bunu "kin güdülmesi anlamında" söylemiyorum ama "bu coğrafyada yaşananların bir daha yaşanmaması adına faydalı olacacağını" düşünüyorum.
"İnsanların ayrıştırılmadığı, sınırların olmadığı, ortak dilin sevgi olduğu bir dünya" diliyorum.

Sevgi yerine "bilimsel düşünceyi" yerleştirmeye çalışsak daha doğru olmaz mı, herkesin sevgi anlayışları da farklılaştı çünkü..?
 
Duyguları bilimle anlatamayız. Birbirlerine gülümseyerek bakan ve saygıyla yaklaşan insanların çoğunlukta olduğu bir dünya kurduğumuzda -bilimi de silah yapmak yerine, yaşamı daha kolay kılabilecek olgular için kullanabiliriz.

Bu aşamada sorun: "Bireyin tatmin edilebilmesi" olsa gerek. Doğa hepimize yeterken karşılıklı beklentilerin yetersizliği sorun değil midir?
Bir kızın veya erkeğin sonuçta bir sevgilisi olur. Doğru mudur?
 
İliklerimize kadar işleyen kapitalizm insanları doyumsuz hale getirdi. Bence "yarin yanağından gayrı" her şeyin paylaşabileceğini düşünen insanlarda yaşıyor bu dünyada.
Bu dünyada nefes almak hepimizin hakkı. Birbirimizin haklarına saygı duymayı öğrenmeliyiz.
 
Her çiçekten bal almak isteyen - belki açgözlüler topluluğu, için sonsuz içinde bir yer ayrılmalı mıdır, eğtilmeli midirler, nasıl törpülenir bu duygular veya tatmin edilir?
Sonuçta üretim - üreme doğanın bir dayatması ve zorlaması değil mi?
 
"Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" demeden, doğrunun yanında olursak; eğrilerde kendine çeki düzen verecektir zamanla.
Üretim olmadan tüketim olmaz o sebeple üretim olmalıdır ama üretenin ürettiğinden hakkını eşitce aldığı bir üretim olmalıdır.
Sohbet için teşekkür ederim yine görüşmek dilegiyle.

Bu soruyu daha açarak yinelemek istiyorum, affınıza sığınarak: "Cinsel dürtülerin, hormonların, kimyasalların içinde dolaşıp durduğu insan, diğerini üzmeden yaşayabilir mi"?
Katkı verdiniz, teşekkür ediyorum. Sanat dolu, coşkun üretimler dileklerimle.

Teşekkür ediyorum.