DİYALOG MÜZESİ

ERHAN US İLE



ERHAN US İLE

1061. DİYALOG: MATRİX' TEN KİM ÇIKMAK İSTİYOR Kİ

 

Öncelikle bizim gibi sıradan ölümlülerle bir diyaloğu kabul edip zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz. Mümkün olduğunca başka bir yerde söyleyip yayımlamadığınız yanıtlarınızı tek seferde, detaylı, imlasına dikkat ederek yazarsanız seviniriz. Sanat görüşünüz nedir?

 

:) Estağfirullah, sanırım belgeselimden bir alıntıydı, memnuniyetle buradayım.

 

Sanat, fikirlerin farklı bir formatta ifade biçimi. Burada zanaat ile sanatın ayrılması konusunu elzem görüyorum. Özellikle 19. yüzyıl sonlarındaki evrimi dikkate aldığımızda, toplumun önemli meselelerini haykırmak, bilgiyi üretmek ve aktarmak, benim için insanın en onurlu vazifesi. 

 

Sanatçı ve izleyiciyi uyumlu bir bilinç alış-verişi içinde hayal ettiğimde; eser, dekoratif formdan ziyade, farkındalık yaratacak, düşünmeye iten bir nesne olmalı. Bu doğrultuda çalışmalarım; ahlak felsefesi, başarı ve kimlik kavramı, inancın dogma yapısı, kadın hakları, özgürlükler, metalaşma / kimliksizleşme, iktidar ve otokrasi, popülizm, statüko, şekilcilik, toplumun kutuplaşması ve yozlaşma gibi başlıklar üzerine şekilleniyor.

 

Van Gogh' u büyük sanatçı yapan nedir?

 

Kim, kimin, ne zaman, hangi kabul ile büyük sanatçısı! Duchamp'ın Çeşme'sinin (1) itibarının yerine gelmesinin ne kadar uzun sürdüğü düşünüldüğünde, insanın her alandaki iki yüzlülüğünün 'beğeni' ve 'kabullenme' ekseninde de vücut bulduğu bir gerçek. İzleyici, verilenin ne kadarını aldı, ne kadarını hatırlayacak, eserime ne kadar süre baktı ve en önemlisi ne kadar düşündü?

 

Van Gogh özelinde ele alırsak, ona duyduğum saygının tamamını tutkusu oluşturuyor. Burada; hayattayken kabullenilmesi, tanınması konusunda ne acılar çektiğinin üzerinde durmalıyız ki sonrasında satılan, çalınan, paylaşılamayan eserleriin fiyatları konusunda toplumun ve dönem dönem sanat camiasının iki yüzlülüğünü görebilelim.

 

Liberal kapitalizmin başarı kavramını domine ettiği günümüzü düşünelim. Ya da Berkeley'in ıssız ağacı devirmesini... (2) PR’ı iyi yardım kampanyalarıyla kurtarılan hayatlar, sesi duyulmadan ölen bebeklerden daha değerli olmadığı gibi; PR’ı iyi bir sanatçı, keşfedilmemiş Van Gogh’lardan daha başarılı değildir diyebilirim.

 

Memur bir ailenin çocuğu olarak kendinizi ne derece devlete bağlı hissedersiniz?

 

'Eski Dünya'dan 'Yeni Dünya'ya taşınacak değerlerin dikkatle seçilmesini hayatî bulurum. 

 

Henüz ilkokul çağları; babam beni işyerine götürmüştü, devlet dairesi. Meşhur DMO damgalı ürünler kullanılıyordu. Ödevlerimi bitirip kalem kutumu toplarken DMO kalemini de kutuya koymuşum. Babam o kalemi çıkardı ve "bu, devletin malı, devlet işinde kullanılır, kalacağı yer burası" dedi. 

 

Günümüz devlet imkanlarını kimlerin nasıl kullandığını ve istismar ettiğini düşündüğümüzde, babamın söyledikleri gerekli ve yüksek bir etik katmandı. Benim için çok değerli. Avukat babamdan da, mikrobiyoloji profesörü annemden de, onların cumhuriyetin ilk dönemleri değerli katkılarda bulunan anne-babalarından bu değerleri aldım. Kant ettiğine (3) yakın yerler diyebiliriz.

 

Tek Türk olarak katıldığım uluslararası sergiler veya fuarlarda da daha büyük bir gururla bulunurum. Ülke menfaatlerini önemser, değer üretmek anlamında kurucu felsefe, müspet ilim, "fikri hür, vicdanı hür" nesiller çizgisinde hayaller kurar; toplumun sosyolojik konumu, kaymaları veya günümüz 'gaflet ve dalalet'i üzerine farkındalık yaratacak, protest, hatta ateist eserler üretirim.

 

Profesörler, dekanlar, STK yöneticileri, zenginler kulübü, uluslararası sanat ve sanatçı ağları ile geniş bir çevresi olan bir birey olarak; "ezik" kelimesini nesne olarak aldığımızda size göre ezenler ve ezilenler kimlerdir? 

 

Ezilmeyi, muhatap olduğunuz kişinin size adil davranmaması olarak tanımlarım. Potansiyelinizi reddetmesi, emeğinize saygı duymaması, veya daha öncelikli olarak temel hak ve özgürlüklerinizi teslim etmemesi. 

 

On bir dernek başkanlığımın tamamında adil yönetme anlaşılmaktan, kabullenilmekten, sevilmekten her zaman daha öncelikli oldu.

 

Ezikliği nesneye benzetmem gerektiğinde; kömürden elmasa bir sürecin tamamlanmasında eksik kalan her şeydir.

 

Çok etkileyici bir yaklaşım. İstençle birleştirdiğimizde hele bir de işin içine Kant filan da girince "potansiyel herkesin, potansiyel cevher" olduğu gibi bir dayanağımız mı var, neden?

 

Gaziantep Zeugma Müzesi'ndeki 'Sınırlar' sergim bunun üzerineydi. Hayatta sürekli birileri "dur, o öyle olmaz, bu şekilde yapamıyoruz, gençsin sıranı bekle, orada bu söylenmez" vb. kalıplarla yaşıyor. Sanatın bunlarla, medeniyetin dogmalarla ilerlemesi mümkün değil. 

 

Bunun için aklımızdaki sınırları kaldırmak, potansiyeli açığa çıkarıyor. Bireyi zaten "vatandaş > farkında > aktivist" ilerlemesine sokan da bu! 'Yapamam'larla, 'ne derler'le kişinin kendini veya dolu bir fikri ifade etme ihtimali yok.

 

Potansiyel cevherle ilgili şöyle anlatayım: Bilginin ulaşılabilir olması, toplumun ona ulaştığı anlamına geliyor mu? Maalesef gelmiyor. Sınırlarını kaldıracak kadar kendine odaklanıp yalnızlıktan korkmadan içinde ne olduğunu anlamayı isteyen birey, toplumu ve kendini ileri taşıyabilir. Burada elbette pozitivizmden uzak, popüler "newAge" zırvalardan bahsetmiyorum. Özetle, sokakta, etrafınızda, herhangi yerde gelip giden insanlara baktığınızda, Matrix'ten kim çıkmak istiyor! 

 

Suna Baykam'ın sorusu: Kendine ait bir gezegeni olsaydı içine neleri alırdı, özgür sanat için neler eksik dünyada?

 

İçine bilimi alırdım. Fikrini özgürleştirmeyi anlayan insanları, kopya ve tasarlanmış o hayattan sıyrılabilen insanları… 

 

Şekilcilikten, popülizmden, kimlik siyasetinden, dinlerden, iki yüzlülükten, güç sarhoşluğundan insanlık yeterince çekti. Nüfus tabii bunun önemli bir parçası: En az üçer üçer çocuk yapıldığında onları aydınlatacağınız ışık da azalıyor.

 

Günümüz eşitlikçi olduğu iddia edilen akımlara bile baktığınızda, özünde tolerans ve hoşgörü yok. Yakından bakın, önce ötekileştiriyor sonra tolerans göstermelisin iddiasını popüler olduğu için aşılıyor. Burada dünya ana akım medyasının bizi sürüklediği yerleri de iyi okuyabilmek önemli. Bu medyanın büyüttüğü çocuklar, bir ayaklarını sabit basacakları öncelikli bilgileri de muğlak edindiklerinden; kavram kargaşarında kaybolan, başkalarının hakkını sınırsız gasp etmeyi demokrasi ve özgürlük zanneden Post-Truth'un ölümlüleri oluyor.

 

Katkılarınız için teşekkür eder saygılarımızı sunarız.

SÜRDÜRMEK DİLEĞİYLE

 

Ben teşekkür ederim, görüşmek üzere

 

---------

1- Fountain is a readymade sculpture by Marcel Duchamp in 1917, consisting of a porcelain urinal signed "R. Mutt". In April 1917, an ordinary piece of plumbing chosen by Duchamp was submitted for an exhibition of the Society of Independent Artists, the inaugural exhibition by the Society to be staged at The Grand Central Palace in New York. In Duchamp's presentation, the urinal's orientation was altered from its usual positioning. Fountain was not rejected by the committee, since Society rules stated that all works would be accepted from artists who paid the fee, but the work was never placed in the show area. Following that removal, Fountain was photographed at Alfred Stieglitz's studio, and the photo published in The Blind Man. The original has been lost.

 

2- Yeniçağın üç ünlü deneyci düşünüründen ikincisi olan George Berkeley, birincisi olan John Locke'a yöneltmiş olduğu eleştirisinde, Locke'çu anlamdaki soyut ideler düşüncesinin temelsiz olduğunu savunmuştur. Berkeley bu eleştirisinin sonucunda soyut bir ide olarak nitelendirdiği cisimsel tözün olmadığı sonucuna varır. Berkeley'ye göre zihnin dışında kendi başına herhangi bir ilk madde ya da cisimsel töz yoktur. "Esse est percipi": Var olmak algılanmaktır.

 

3- Kant eylemlerin ahlaki değerlerinin yargılanmasında insanların kullanabileceği bir kavram aramaktadır. Bulduğu kavram ise “iyi istenç(irade)” olmuştur. Ancak iyi istenç denildiğinde yalnızca iyiyi istemek anlaşılmamalıdır; iyi istenç otonom olarak belirlenen ve insanın özgür olma durumu göz ardı edilmeden kendi koyduğu yasayı benimseyip uygulamasıyla onu ahlaksal iyiye de ulaştırmış olur. Kant’a göre iyinin iki ana türü vardır. İlki bir şey başka bir şeyi hedefe ulaşmada yararlı olarak etkiler; burada o şeyin değeri kendinde değil yararlı olmasındadır. İkincisi ise değeri iyiliği kendinde olandır; bu ise iyi istenç olarak açıklanır Kant iyi istenç kavramıyla genel ahlak yasasını çözümler.

 

Ek4: BLOG






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
E-mail adresin:
Siten:
Mesajınız:
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol